algılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2020 Cuma

Algılar ve frekanslar üzerine

“Gerçek”in Titreşimleri – 96 

Nisan 2020



Bilincim veya zihnim farklı bir seviyeye açıldı. Bu herkese olabilir. Bu kült, bizim bunu bilmemizi istemiyor. Bir algılama balonunun içinden hareket ederken birdenbire, hiç bir uyarı yapmadan birisi ortaya çıkıp balonu patlatıveriyor.

Şimdilerde “elektromanyetik alan” olarak adlandırdığım şeyi o zaman böyle hissettim. Bana ne olduğunu bilmiyordum. Ayaklarımın yere mıknatısla çekilir gibi çekildiğini hissettim, bir o taraftan, bir bu taraftan giren çok güçlü bir enerji hissediyordum, başımın tepesinden ayaklarım yoluyla yere gidiyordu. Bilincime daha önce hiç olmadığı kadar çok miktarda bilgi, kavramlar ve her şey adeta sağanak gibi yağıyordu. Gizli cemiyetler, genel insan nüfusundan neden bunları saklıyorlar? Artık her şeyi görebiliyor ve daha önce görememiş olduğum noktaları birleştiriyordum.

Gördüğümüz dünya, “görülebilen ışık” denilen inanılmaz derecede dar olan bir frekans bandı, bir elektromanyetik spektrum. Ana akım bilime göre, elektromanyetik spektrum ve görülebilen ışık, görebildiğimiz tek realite ve üstelik de elektromanyetik spektrumun çok küçük bir kısmı. Ana akım bilim, görünür ışığın evrende var olanın yüzde 0.005’ini temsil ettiğini söylüyor. Dolayısıyla dünyada değil, bir frekans bandında yaşıyoruz. Bedenimiz veya beynimiz, yani şifre sistemi holografik bir realiteye deşifre oluyor veya holografik bir realiteyi deşifre ediyor.


İnsan bedeni bir bilgi alanı ve biz de bu alanları deşifre ediyoruz. Wi-Fi alanını bir düşünün. İnsan vücudu da Wi-Fi bilgi alanı olsun. Vücudumuzu holografik realiteye deşifre ediyoruz. Vücudumuz bizim deşifre duyularımız sayesinde var oluyor. Yani bilginin elektromanyetik alanı, dalga formunda.

Şimdi bilgisayarlara ve yaşadığımız teknolojik Wi-Fi alemine bakarsanız, tıpkı gerçek hayata benzeyen teknolojik bir realite görürsünüz. Bu nasıl yaratılıyor? Bir Wi-Fi alanımız var, pekala, nerede? Bana gösterebilir misiniz? Gösteremezsiniz, çünkü göremiyorsunuz, öyle değil mi?

30 Aralık 2019 Pazartesi

Yedi yaşına kadar programlanıyoruz

“Gerçek”in Titreşimleri - 94

Hayatımızın ilk 7 yılında nasıl programlanıyoruz?

 




David Icke:
Olduğunuzu zannettiğiniz şey değilsiniz!

Dr.Bruce Lipton:
“Matrix filmi bir bilim kurgu filmi değil, o bir belgesel!

David Icke:
“Normal” in bir şekilde yüklenmesi.

Dr.Bruce Lipton:
Beyin bir Ipad gibi, bilinç, içinde yaratabileceğim bir ekran gibi, ama sabit sürücüde bir şey yoksa, o zaman yaratamam.

David Icke:
İnsan hayatına baktığınız zaman görüyorsunuz, bu tam bir algılama programlaması ve beşikten mezara kadar yükleniyor. Doğuyorsunuz ve algılama açısından derhal anne-babalarınız tarafından etkilenmeye başlıyorsunuz. Tabii ki onlar kötü değil, ama şimdi sizin geçeceğiniz sistemden onlar da geçmişler. Sistemi de, delileri de “normal” olarak kabul etmişler, bu durumda sizin için doğru olanı yapmak istedikleri için de o algılamaları size geçirecekler.

Dr.Bruce Lipton:
Doğarken nasıl programlanıyoruz. Hayatımızın % 95’i hayat programlanmasından kaynaklanıyor. Hayatımızın ilk yedi yılını nasıl yaşıyoruz?

11 Ekim 2019 Cuma

Yapay Zeka Planı


Yapay Zeka Planı



 
https://www.youtube.com/watch?v=4ZSmB45oiaM 

“Gerçek’in Titreşimleri” - 92

Bir hazırlanma işleminden geçiriliyoruz. (Bizi hazırlıyorlar). Birinci aşama: Elde tutulabilen teknoloji. Akıllı telefonlar, tabletler v.s. Bu zaten kısmen başarıya ulaştı, yani büyük şehirlerde şöyle bir etrafınıza bakın ve bu bağımlılığı gözlerinizle görün. Üstelik özellikle de gençleri hedef alıyorlar. Neden? Çünkü bu yapay zeka olayını getirdikleri zaman şimdinin gençleri ve çocukları, birer yetişkin olmuş olacaklar. Bunun gerçekleşmesi için insanları teknoloji bağımlısı yapmaları lazım. Bu suretle insanlar belirli bir noktada her şeyi, sanki dünyanın en doğal olayıymış gibi kabullenecekler.

67 yaşındayım. 1952’de doğdum, dolayısıyla eskiden dünya nasıldı bilirim. Ancak şimdi bu dünyaya doğanların bildiği dünya, sadece bu dünya. Eskiden nasıl olduğunu bilecek bir gözlemleri yok. Bu bir teknoloji dünyası ve şöyle çalışıyor.

Ne kadar hızlı bir şekilde geliştiğini görüyorum. Birinci aşama; insanların teknolojiye bağımlı olmalarını sağlamak, hem de bu, o kadar güçlü bir bağımlılık olacak ki, en yeni teknoloji ile üretilmiş olan cihazı almak için gecenin karanlığında Apple mağazasının önünde kuyruğa girecekler! Bu durumda insanlar Yapay Zeka’ya bağlanmak için de kuyruğa gireceklerdir. Örneğin daha şimdiden İsveç’te mikroçip takılmış birisi için partiler düzenlenmiş. İşte hepsi birbiriyle bağlantılı.

İkinci aşama; insan bedenine girmek. Elde tutulabilir olanlardan giyilebilen/takılabilen teknolojiye geçiliyor. Bluetooth, Google gözlük, Apple saatler ve bütün diğer cihazlar hepsi bedene giyiliyor. Elektronik dövme dedikleri şey de deriye takılan bir çeşit mikroçip.

Sonraki aşama İsveç gibi yerlerde başladı. Ana fikir bu fikri benimsetmek. Google yöneticisi Ray Kurzweil gibi adamlar. Yani Google ve Facebook aslında tam üstün teknolojiyi sunuyor. İnsanlar bunları sadece sosyal medya operasyonu veya arama motoru sanıyorlar. Hayır, hayır, hayır, bütün bu Google grubu, şimdi ona Alfabe deniliyor, aslında Yapay Zeka teknolojisinin üstün teknolojisi. Amazon da öyle. Amazon’un CIA ve Pentagon “cloud” hizmetleri için yüzlerce milyon dolarlık anlaşmaları var.


16 Eylül 2018 Pazar

Biz okyanusuz; uyanın!

 Gerçek’in Titreşimleri - 87

Biz “Okyanus”uz – “Uyanın” adlı Dünya Turu’ndan...
(Maastrich-Hollanda) Ocak, 2018



0:01:

Şekil olarak, okyanustaki bir dalganın sırtı gibiyiz. Bir dalganın sırtı farklı görünür. Dalganın köpüğü gibi görünür, ama aynı okyanustur, sadece okyanusun farklı bir ifadesidir. Biz “o” yuz. Aynı “Sonsuz Farkındalık” halinin farklı ifadeleri... 
 

0:25:

Biliyorsunuz çocukken öğretirler; burası Atlantik Okyanusu, burası Pasifik Okyanusu, şurası Hint Okyanusu diye. “İyi ama, hepsi de aynı su!” diye düşünürdüm. Hepsi aynı su bile olsa, tek yaptıkları farklı isimler vermekti! Şimdi biliyoruz ki, suyun hangi bölümünden söz ediyorsak ona göre söylüyoruz.

0:47:

Ama aynı şekilde hepimizin bir odaklanma olduğu aynı “Farkındalık”ı da bölünüyor ve ona farklı isimler veriliyor; Fred Jones, Bill Smith... Tabii o kadarcık bir odaklanma da, kendisini minicik önemsiz bir parça sayıyor!

1:06:

Okyanus damladan, damla da okyanustan oluşur. Elinizde okyanustan bir damla tutuuğunuz zaman belki soyutlanmış, herşeyden kopmuş gibi görünür, ama onu okyanusa geri koyduğunuz zaman damla nerede biter, okyanus nerede başlar? Hepsi aynı sudur. İşte insanoğlunun bütün algılamasını köle eden komplonun özü budur! Damlayı/5 duyu zihnini okyanustan/Sonsuz Farkındalık’tan koparmak... Bunu bir kez başarırlarsa başımız dertte demektir. 
 

1:45:

Leonard Cohen’in dediği gibi;Eğer okyanusun kendisi olmazsan, hayatın boyunca deniz tutar!” Ve insanların çoğu bu yuvadan kopukluk, soyutlanmışlık duygusu çekiyor. Sanıyorum sorunlar hep bu realitedeki kopuklukluktan kaynaklanıyor. Gerçek benliklerinden, sonsuz benliklerinden kopuklar, zaten programın dayattığı da bu!

2:10:

Sistem; “Sen önemsizsin, hiçbir gücün yok!” diyor. Oysa gerçek şu ki; Sen her şeysin. Sistemin bizi sokmak istediği boşluk bu. Dolayısıyla kendimizi böyle değil, böyle görüyoruz. Zaten o zaman da mesele kalmıyor.

2:32:

Böylece evet, aciz ben! “Oh, ben sadece küçücük benim!” Oysa öyle bir şey yok! O sadece algılamamızda var ve kendi “aciz ben” algılamamız bazı nedenlerle böyle dışavurup, bizde “aciz ben” deneyimi yaratıyor! İnanmazsak “aciz ben” diye birşey yok. Hepimiz kendini sonsuz şekilde deneyimleyen “Sonsuz Benlik”iz. O deneyimleri yaşayan hep aynı bilinciz!

3:03:

Dünyanın farklı yerlerinde bütün antik ve yerli kültürlerde bu güce farklı isimler verilmiş. Kuzey Amerika Lakota yerlileri ona “Wacken Tanka” demişler. Her şeyi hareket ettiren büyük güç. Bilinç dediğimiz güç, her yerde ve her şeyde. O bilinci ne kadar içimize alırsak, o kadar realitemiz de deneyimleyeceğimiz şeyi yaratır.

3:42:

Bu, Yeni Bilim ifşaatları. Ağaçlar birbirleriyle iletişim içerisindeymiş ve sosyal çevreleri varmış! Her şey bilinç!

3:52:

Bilim adamları keşfedince şaşırmışlar, bitkiler insanlar gibi öğrenebiliyor ve çevrelerine uyum sağlayabiliyorlarmış! Yani bitkiler bilinçli mi? Cevap; Her şey bilinç! Gözden kaçırdığımız birşey daha var. Cansız cisimleri de bir bilinç şekli. Çağlardan beri bu bilinen bir tema. “Her şey canlı, her şey birbirine bağlı!” – Çiçero

4:18:

Leonardo da Vinci; “Görmeyi öğrenin. Her şeyin her şeyle bağlantılı olduğunu farkedin!” demiş, çünkü bilinç seviyesinde her şey; her şey!

4:28:

Ezoterik filozof, ressam ve şair William Blake; “Eğer algılama kapıları temizlenmiş olsaydı, insanoğluna herşey gerçekte olduğu gibi görünürdü, yani “Sonsuz”. Ve tabii program/sistem orada ve algılama kapılarının hiç temizlenmemesi için nöbet bekliyor!

4:50:

Nikola Tesla; “Beynim sadece bir alıcı. Evrende bilgi, güç ve ilham sağladığımız bir çekirdek var. Onun sırlarına vakıf değilim, ama var olduğunu biliyorum!” demiş...



25 Haziran 2018 Pazartesi

Hiç yorulmuyor musun?

Gerçek’in Titreşimleri – 84
 

(Brian):
Son 3 yıldır şu 10 saat süren sunumlarını yapmak üzere dünyayı dolaşıyorsun. David, bu enerjiyi nereden buluyorsun? Bunu nasıl yapıyorsun?

0:12:
Bize dayatılmış olan kimliğimize karşın, gerçekte kim olduğumuz algılamasından çıkarak hareket edersen bilirsin, enerji nedir? Enerjisizlik nedir? Bu bir algılamadır!

0:32:
Bilirsin, hani birisini hipnotik bir transa sokup, yorgun olmadığını söylersin, sonra uykuya dalarlar, bu bir algılamadır. Şuradan yola çıktım; ben sonsuz farkındalığın özgün bir odaklanma noktasıyım. Yani sonsuz farkındalığın enerji bulmakta bir problemi olabilir mi? Hayır, enerji sonsuzdur. Sonsuz berekettir. İçine çekilebilirsin, çünkü biz sonsuzuz.

1:10:
Şimdi bunu benimsersen, yani doğarsın, büyürsün, okula gidersin, temel olarak hayatını o program yönetmeye başlar. Bedenin bir “program”ı, bir deviri vardır, devir, diyorum ki; bu oraya kasıtlı olarak koyulmuştur. Ama bu deviri/programı kırabiliriz.

1:30:
Dünya'da var olan her şeye bir bak. Doğar, büyür ve ölür. Bu bir yazılım programı ve tekrarlanan bir devir. Daha ziyade sahte bir “rastgelelik”, ama bunu kırabilirsin, çünkü bu bir illüzyon, sadece bir algılama programı. İçsel kimliğinize dönerseniz, bunu aşabilirsiniz.

1:48:
Dolayısıyla, hiç yorulmuyorum demiyorum, tabii ki zaman zaman yoruluyorum, ama ne zaman enerjiye ihtiyacım olsa, oradadır. Bugün buraya geldiğimde, son günlerde bir sürü şey yapıyordum, sonra buraya geldim. Yorgun muyum? Sen başlar başlamaz bum, yorgunluk nereye gitti? Artık burada değil. Çünkü o bir illüzyon.

2:12:
Bir illüzyon. Bizim realiteyi algılamamızın bir dışavurumu. Biliyor musun, bazen bayağı duygusallaşıyorum. Dünyaya bakıyorum, çekilen acıları görüyorum, hasta insanlara bakıyorum, hiç hasta olmaları gerekmiyor, insanlar duygusallık içindeler, hiç gerekmiyor, ırk, cins, kültür veya ülke için savaşıyorlar.Oysa hepimiz biriz. Gerçekten çok çok üzücü...

2:46:
Ama işte beni ilerleten de bu, çünkü neticede bunu değiştirecek olan bilgi. Çünkü bilginin bu şekilde baskılanmış olması buna neden olmuş...


 

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Normal nedir? Normal misin deli mi?


Gerçek’in Titreşimleri – 82

Beyin Yıkama ve Zihin Kontrolü





0:02:
Eğer çılgın bir yerde doğmuşsan, o çılgın yerde büyümüşsen ve o çılgın yerde bir yetişkin olmuşsan, o zaman bildiğin tek yer o çılgın yer olacaktır. O zaman senin ölçülerine göre “çılgın olan” normaldir. Dışarıdan birisi gelip de bunu görürse, “Burası amma da çılgın bir yer!” der.

0:28:
Çılgın olarak nitelendirir, çünkü kendisi normal değildir. Ama o insanlar ona alışmıştır. Mesele burada Brian, normal nedir? Normal, bizim normal olarak deneyimlediğimiz şeydir. Mesela Avustralya’nın kuş uçmaz kervan geçmez misali bölgelerinden birindeysen, senin için normal olan; evinin önünde gelip geçen kimsenin olmaması, hiçbir taşıt görmemendir, ama Londra’nın göbeğinde doğmuşsan, orada yaşıyorsan, o zaman senin için normal olmayan; orada hiç insan ve taşıt görmemektir.

1.01:
Dolayısıyla, Avustralya’ daki o ıssızlıkta bir taşıt geçse, “Hey, bir araba! Bu hiç normal değil!” dersin. Aynı şekilde birisi Londra sokaklarında hiç araba veya insan görmezse, “Allah Allah, neler oluyor, bu hiç de normal değil!” der.

1:13:
Normal olan, bizim normal olarak deneyimlediğimiz şeydir. Ve eğer çılgın bir yerde yaşıyorsak, o zaman bizim normal olarak deneyimlediğimiz şey bu olur. Dünyaya gelmişiz değil mi? Dünyaya geldiğin zaman, neler olduğunu görürsün ve nasıl görmüşsen dünyayı aynen öyle bilirsin.

1:38:
Çılgın bir yerde doğmuşsan, aynen şimdi olduğu gibi, çılgın olduğunu görmezsin. Mesela benim gibi biriysen, bu çılgın yer hakkındaki her şeyi sorgularsan, o zaman tabii ki o toplum seni “deli” olarak görür.

2:00:
Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum. Kitabımda anlattığım şeylerden birisi de bu, bir “aptal” tarafından “deli” olarak kabul edilmek bir iltifattır. Yıllardır bir sürü aptal tarafından deli olarak nitelendirildim, tabii ki çoğu da gazeteciydi. Ama bu birlikte yaşamayı öğrendiğiniz bir şey oluyor, normal sayılanla mücadele ediyorsun ve dünyanın normal kabul ettiği şey karşısında deli kalıyorsun. Başka türlü olamaz ki...

2:30:
Mesele şu ki, 30 yıl önce bunu keşfettim, eğer söylediklerinizin bir geçerliliği varsa ve sürekli olarak bunu söylerseniz, bütün o alaylara ve istismara rağmen bunu söylemeyi sürdürürseniz ve tabii ki anahtar kelime “geçerliliğinin olması”, yani eğer doğruysa, sonunda kabul edilir. Benim geçirmiş olduğum süreç buydu. Gerçi henüz geçmedi, yani bitmedi, ama herşey öyle bir doğrultuda gidiyor ki, artık dünyadaki olaylar insanların zihinlerinde yoğunlaşıyor ve gerçeğin aslında düşündükleri gibi olmadığın görüyorlar. Bu durum pek de hoşlarına gitmiyor, ama benim eskiden yazmış olduklarımla ilgilenen insan sayısı artıyor. Ve uzun zaman önce planlanmış olan şeylerin derinliklerine giriyoruz...

3:31:
London Real Academy.


15 Mayıs 2017 Pazartesi

Realite’nin Holografik İllüzyonu

Gerçek'in Titreşimleri - 68

Realite’nin Holografik İllüzyonu/Algı Yanılması
Gerçeğin Titreşimleri (62) ‘Holografik Evren’ devamı


Bazı bilim adamları fiziksel dünyanın sadece gözlemlendiği takdirde var olduğunu savunuyor. Kabul ediyorum. Neden, çünkü; bir bilgisayara bir disk koyduğunuz zaman diskin üzerindeki bilgiyi aynı anda okumaz. Lazer hangi bölümünü gözlemliyorsa onu okur. Diğer öğeler bilgi formuna konur, ekrana resim v.s. olarak geçirilmez. Biz de aynı şeyi yapıyoruz.

Gözlemlediğimiz veya deşifre ettiğimiz zaman onu bu realiteye getiririz, ama bu olmayınca   sadece temel titreşimsel metafizik evrendir... Herşeyin temeli. O zaman beyine hiç ışık gitmez. Peki ışığı nasıl görürüz? Beyin o ışığın bilgisini deşifre eder, beyine hiçbir ışık girmez, o zaman ışığa nasıl bakar da görürüm? Dolayısıyla Matrix filmindeki bir sahnede, “Kaşık yok, o eğilen kaşık değil, hepsi sadece senin zihninde!” dediği çok doğru, çünkü kaşığın fiziksel formda var olduğu tek yer zihnimiz! Realiteyi deşifre ettiğiniz yöntemle kaşığı da bükersiniz...

Mucizeler, mümkün olan ve olmayan neyse o programı altetmek suretiyle oluşur. Örneğin, ateşin üzerinde yürürsek ayağımızın yanacağına inanırız, çünkü ona programlanmışız. Kızgın kömürün üzerinde yürürseniz, deşifre etme haliniz, yani inancınız yanacağı doğrultusundaysa ayağınız tabii ki yanar. Ama birçok kişide görmüşsünüzdür. Bilinçliliğin farklı bir seviyesinden geçer, o inancı altederseniz , kızgın kömürün üzerinde yürüyüp hiçbirşey hissetmezsiniz.  Neden? Çünkü eğer öyle olacağına inanmıyorsanız, bir illüzyon başka bir illüzyonu yakamaz. Bu bir mucize değildir. Hepsi sadece “mümkün olan herşey”i nasıl dışavurduğu anlayışını anlamamıza bağlı. O anlayış da, kendimizin birer “bilinç”olduğumuz anlayışıdır. Hepimiz, birer deneyim yaşamakta olan bedensiz, şekilsiz “farkındalık”larız.

20 Mart 2017 Pazartesi

Sonsuz Potansiyelsiniz

Gerçek'in Titreşimleri - 66

Sonsuz Potansiyel / Sonsuz Kapasitesiniz

23 Ocak, 2017


0:17 Şimdi size bu alemdeki farkındalığımla bakıyorum. Farkındalığım, görünen ışığın minik frekans bandına odaklanmış durumda. Dolayısıyla sizi görüyorum, ama ötesini göremiyorum. Bedenim görev yapamaz hale gelince, yani bedenim öldüğü zaman bedenin algılaması bitiyor.

0:35 Artık realiteyi bu beden yoluyla, bu durumda bedenin sınırlı frekans menziliyle algılayamam. Oysa bilincim çok daha gelişmiş bir halde algılama yapıyor. Bütün olan bu.

0:47 Malum, şu müthiş ölüm korkumuz var, ama bu, hayatı bilmemekten kaynaklanıyor. Hayat nedir? Kendimizin; farkındalık, yok edilemez, sonsuz farkındalık/bilinç, farkında olma hali olduğumuzu anladığımız zaman ölüm falan olmaz.

1:10 Beden görev yapamaz hale geliyor, buna ölüm diyoruz, tabii ki öyle, peki sonsuza kadar kalabilir miyiz? Sonsuzluğu keşfetmek ister miydiniz? “Ne? Yo, yo, sonsuzluğu keşfetmek istemiyorum, aşağıdaki süpermarkette çalışmak istiyorum.” Yani, hadi yapmayın..

7 Şubat 2017 Salı

Zaman Döngüsü

Gerçeğin Titreşimleri - 64

Zaman Döngüsü (8 Ağustos 2001 tarihli videodan)



0:01: Bilinç, ‘zaman’ın olmadığı yerde faaliyet gösterir. Eğer hep ‘zaman’a bağlı olarak faaliyet gösterirsek, tamamen bunun doğasına bağlı olarak, başka bir algılama seviyesi olan ‘bilinç’ten koparız. 

0:22: Sadece ‘şimdi’ var. Hepsi o! Diyebilirsiniz ki; “Hayır! Hayır! Şu geçmiş, şu da gelecek!”. Pekala, geleceği düşünün bir bakalım, neredesiniz? ‘Şu anda buradasınız öyle değil mi? Peki geçmiş anılarınızı düşündüğünüz zaman neredesiniz? Yine şimdide, yani şu anda buradasınız! 

9 Kasım 2016 Çarşamba

Gerçeğin Titreşimleri - 61 - Özgürlüğe Giden Yol

Yazımız üstteki videonun metnidir.
Müzik: Christopher Lloyd Clark. Dinlemek için tıklayın


David Icke ~ Özgürlüğe Giden Yol!

4 Haziran 2016

Eğer evrene yeniden bağlanacaksak, eğer “Gerçek kendim olmak ve varolan herşeye yeniden bağlanmak istiyorum” dersek, o niyetimiz daima, bize bunun için gerekli olan deneyimleri çekecektir. Her zaman... Ve o bağlantıyı kurabilmek için ihtiyacımız olan tek şey de o düşük titreşimli olumsuz duyguların ‘foseptik’ seviyesinden temizlenmektir. Oysa bütün yaptığımız şu; içimizdeki bütün o şeyleri inkar ediyor, “Boşver, gel konuyu değiştirelim arkadaş, bu konuya girmek istemiyorum!” diyor, sonra da bu işi başarmamıza engel olacak ne kadar deneyim ve kişi varsa, kendimize hep onları çekiyoruz.
Gerçekte olduğumuz varlığımız neyse, bizi ondan koparan bütün o düşük titreşimli duygusal molozları temizlememiz lazım. Eğer bu yolculuğa çıkmak üzere hazırsak ve mücadeleler başladığı zaman “Valla, spiritüelliği seviyorum, ama o kadar da çok değil, teşekkür ederim, ben almayayım” dersek, olmaz. Aslında bizi özgür kılacak olan bu mücadeleler...
Bir adım geriye çekilip, bizi asıl özgür kılacak olan şeyin bu deneyim olduğunu farketmemiz lazım. Bunlar, sanki bizler iyi insanlar değilmişiz de kötü olaylar geçiriyormuşuz gibi algılanıyor. Hep duyuyorum, bazıları; “Önceki hayatımda çok kötü birşey yapmış olmalıyım!”diyorlar.

21 Ekim 2016 Cuma

Gerçeğin Titreşimleri - 60 - Güneş



Öyle bir süreçteyiz ki, insan bilinci ve farkındalığının şekillenmesi işleminde büyük bir aşama görülüyor. Bazıları buna ‘Gelişme/Değişme’, bazıları da ‘Titreşimsel Hızlanma’ diyor. Ben ise 20 yıl önce bir medyumla ilk görüşmemden sonraki günlerde, buna “Gerçek’in Titreşimleri” demiştim. O uyanışın başlamasını takiben yazdığım ilk kitabın adı da “Gerçek’in Titreşimleri” idi. Bu hala da sürüyor. Benim ‘Farkındalık’ım başladığı zaman ortada bu konuda hiçbir bilgi yoktu, ama gelmekte olan titreşimsel bir değişiklik vardı. O zamanlar bu konuda hiçbir fikrim yoktu, ama gelen mesajlara göre, spiritüel bir çalar saat gibi insanları bir koma halinde oldukları derin uykularından uyandıracaktım. Yani çok uzun zamandır bu konunun içindeyim. 

Aman Tanrım, yirmi yıl sonra bunun doğru olduğu kanıtlanıyor. Saklı tutulmuş olan ne varsa hepsi ortaya çıkacak ve gerçek ortaya çıktığı gibi, çıkışı da durdurulamayacaktı, çünkü bu titreşimsel değişim onu yüzeye çıkarıyordu. Dediğim gibi yirmi yıl önce... Uyanmak mı? Yeni bilinç mi? Ne? Gerçek ortaya mı çıkacak? Şaka mı yapıyorsunuz? Aradan yirmi yıl geçti, ama şimdi görüyorsunuz işte...

20 Aralık 2015 Pazar

Gerçeğin Titreşimleri - 57 - Algıladığımız dünya radyo istasyonuna benzer

Algıladığımız fiziksel dünya bir radyo istasyonuna benzer...
(David Icke)

Artık cisimlerin arasında boşluk olduğu bilimsel bir gerçek. Bazıları buna ‘Kuantum Hologram’ diyorlar. Apollo-14 Astronotu Edgar Mitchell, buna “Doğa’nın Zekası” demiş, Stephen Hawking ona “Tanrı’nın Zekası” adını vermiş, bazısı ise sadece “Alan” diyor. 1944’te, ‘Kuantum Fizik’in babası olan Max Plank, bu alanın varlığını “Matriks” olarak tanımlamış ve “Bilinçli olağanüstü bir zekanın var olduğu kesin” demiş.
Gregg Braden


Matriks filminden, Morpheus:
Matriks her yerde. Bütün çevremizde. Hatta şu anda, bu odada. Pencereden baktığın zaman, televizyonu açtığın zaman. İşe gittiğin zaman, vergilerini ödediğin zaman. Gerçeği görmemen için gözlerinin önüne konmuş olan bir dünya var”...

Bir dünyada yaşadığımızı düşünüyoruz. Oysa aslında bir frekans menzilinde yaşıyoruz. Hepsi bu. Bir frekans menziline yakalanmışız, dolayısıyla bir illüzyona”... Ünlü film “Matrix” te böyle diyor...

Çevremizde gördüğümüz ‘dünya’, fiziksel duyularımız olan görme, işitme, dokunma, koklama ve tatma ile ulaşabildiğimiz çok boyutlu sonsuzluğun pek küçük bir parçasıdır. Algıladığımız fiziksel dünya bir radyo istasyonuna benzer, fiziksel duyularımız da onun frekansına ayarlıdır. Dolayısıyla bütün gördüğümüz budur. Ancak çevremizde başka frekanslar ve ‘bilim’in varlığını reddettiği, sonsuz yaradılışın yoğunlukları da vardır. Hepsi bizim fiziksel duyu menzilimizin ötesinde olup, bazen boş görünen bir şeye tepki gösteren kediler veya bizim duyamadığımız sesleri duyan köpekler gibi hayvanların gördüğü ve duyduğu frekanslardır. Şartlanma yoluyla kısıtlanıncaya kadar yeni doğan bebekler de boşluğa tepki gösterirler. Bu frekanslar, eski dünyanın kahinleri, gerçek medyumlar tarafından ulaşılabilen titreşimlerdir. Onlar bu görünmeyen alemlere uyumlanabilmek için frekanslarını yükseltebilirler. Klasik ve kuantum mekaniği dersleri veren ‘Astro Fizikçi’ Giuliana Conforto, (gök fiziği veya yıldız fiziği olarak bilinen, gök cisimlerinin ve olaylarının fiziksel ve kimyasal özelliklerini, yapılarını inceleyen astronomi dalı) “LUH, İnsanoğlunun Kozmik Oyunu”(Edizioni Noesis, 1998) adlı kitabında şöyle yazmış:

17 Eylül 2015 Perşembe

Gerçeğin Titreşimleri - 53 - Ne görüyorsanız, onu ediniyorsunuz





Gerçek’in Titreşimleri – 53 – Ne görüyorsanız, onu ediniyorsunuz
Albert Einstein, eski dostu Besso’nun ölümünden sonra şöyle demiş: “Şimdi Besso bu tuhaf dünyadan, benden biraz daha önce gitti. Bu önemli birşey değil. Bizim gibi kişiler, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki farkın çok ısrarlı bir illüzyon olduğunu bilirler.” (Yapılan araştırmalar Einstein’ın haklı olduğunu gösteriyor: Ölüm bir illüzyon.)

(David Icke’ın Temmuz 2015 tarihli videosunun metni)

Ne görüyorsanız, onu ediniyorsunuz...
Kitaplarımı okumuş olanlar bilirler, yıllardır hep bu dünyanın bir illüzyon olduğu gerçeğini anlatmaya çalışırım. ‘Realite’ olarak bir illüzyonu algılıyoruz. Dünya tabii ki var, ama gerçek dünya dediğimiz hergün deneyimlediğimiz formda değil. Asıl bu dünya ‘gerçek değil’ durumunda... Fizikalite konusunda vurguladığım gerçek itibariyle, bu ‘katı’ dünya bir illüzyon, temel olarak holografik ve fizikselliği de sanal!... Şimdi bazıları verdiğim bu bilgilere bakıp destekleyecek, kimileri de her zamanki programlanmış refleks hareketleriyle “Bu David Icke kaçık!” diyecektir.

Çok ilginç, bu hafta “Kuantum Fizik” alanında çalışan bilim adamlarının medyaya verdikleri bir rapor itibariyle bu dünya, onu gördüğümüz için varmış, çünkü onu baktığımız için görüyormuşuz! Rapor şöyle diyor; başlık da şu: “Hayatınızın tamamı bir illüzyon! Yeni yapılan testlere göre dünya biz baktığımız sürece var!” Hey, sanki böyle birşeyi önceden duymuş gibiyim, öyle değil mi?

Bu rapor, “Kuantum Mekaniği, realitenin ölçülmeden var olmadığını söylüyor” diyor. Aslında ben olsam, “ölçme” kelimesi yerine başka bir kelime kullanırdım. Mesela deşifre veya yansıma gibi. Yani rapor; “Kuantum Mekaniği realitenin deşifre edilmeden var olmadığını söylüyor” diyebilirdi. Yine ben olsam; “Arkamda duran şu bilgisayarın görsel olmayan haldeki bilgiyi deşifre ettiği gibi aynı şekilde deşifre ettiği sürece” şeklinde açıklardım... Kısaca resimler, kelimeler ve grafikler halinde değil, sadece şifre ve bilgi halinde. Bilgisayar bütün bunları ekrana yanıtıyor. Peki o zaman hepsi nerede mevcut? Ekranda?

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Gerçeğin Titreşimleri - 50 - Zaman Algısı, Kalp ve Beyin

Tamamen farklı iki perspektif ve realite ile karşı karşıyayız. Bu ikisini, büyük bir ahenk ve karşılıklı anlayış içerisinde bir araya getirmeliyiz. 
David Icke


Zaman doldu...


Birçok kişi, ‘zaman’ denilen bir kavramı takıntı edinmiş ve onun esiri olmuş durumda. “Saat kaç?”, “Zaman bitti”, “Zaman uçup gidiyor”, v.s.


http://www.slicktext.com
http://businessamongmoms.com

Evet, “boşluk” olmadığı gibi “zaman” da yok. “Zaman”olarak deşifre ettiğimiz şey, sadece evrenin dalga boyu yapısına şifrelenmiş olan bir “bilgi”. Zamanın ne kadar hızlı veya yavaş geçmesi, tamamen bizim onu şifrelememize bağlı. Mesela bir yazılım diskindeki ‘bilgi’, bilgisayar ekranında, yer ve zaman varmış gibi algılanır, silsile bir sahneden diğerine hareket ederken de “zaman” geçiyormuş gibi görünür. Sahnelerin arasında ise, mesafe ve perspektif var sanılır, oysa bu, bilgisayar tarafından okunan diskteki “bilgi”dir. Boşluk ve zaman ile ilgili olarak yaptığımız budur. 


Bilim adamları “uzay-zaman”dan söz ederlerken, sözünü ettikleri şey, “uzay-zaman” olarak deşifre edilerek görünen bir bilgisayar oyununa benzer. Bunun tamamı bir ‘sanal veya illüzyon’dur. Gece gökyüzüne baktığımız zaman yıldızlar ve gezegenler arasında inanılmaz mesafeler varmış gibi algılarız, oysa bütün manzara sadece bizim deşifre etme sistemimizde yer alır. Aslında mesafe diye birşey de yoktur, uzay/boşluk diye de. Sadece sonsuzlukta yer alan sonsuz ‘herşey’ vardır. 


17 Ocak 2014 Cuma

Gerçek’in Titreşimleri - XXIX




Kim Olduğunuzu Hatırlayın... 
Artık insanların zihinlerini iyice açmaları gerekiyor. Eğer son derece kısıtlı algılama sınırları ve insanoğlunun, sistematik olarak kabullenmeye programlanmış olduğu kısıtlı ‘olasılık’ içersinde kalırlarsa, neler olduğununu anlamaya asla yaklaşamazlar bile... Aslında ‘olasılık’ sonsuz, ama insan zihni ‘olasılık’ın sadece bir bezelye büyüklüğünde olan kısmına hapsedilmiş. ‘Olasılık’ duygusunun baskılanması, ‘olasılık’ deneyiminin baskılanması oluyor.  ‘Olası’ olmadığını düşündüğümüz şeyi denemiyoruz bile, bu da, üzerimizde teknoloji ve diğer teknikler kullanılarak kitlesel bir kontrol uygulanmasının yolunu açıyor. Böyle bir kontrol ve manipülasyona maruz kalınca da, ‘olası’olmadığı gerekçesiyle, olanların ‘olası’ olduğuna   inanamıyoruz.  Oh, ama bu gerçekten ‘olası’! Yani çok mümkün...’ Bu, bezelye büyüklüğündeki bir zihine hapsolmuş insan potansiyeli için değil, ama diğerleri için mümkün.
İnsanların dünyayı düşündüklerinden biraz farklı sanıyorlar, oysa hiç, ama hiç de sandıkları gibi değil! Yeni yüzyılın başlangıcından beri, bilmecenin parçaları bir seviye daha oluşturdu. Bu seviye; fiziksel realitenin illüzyonsu doğası oluyor...İşte bu açıdan bakıp da tavşan deliğinin derinliklerindekileri görmeye başlayınca milyonlarca kişide  jeton düştü!
Kitap yazarken, her zaman nasıl yönlendiriliyorsam,  İnsanoğlu Artık Dizlerinin Üzerinden Kalk’ adlı kitabımı yazarken de, Ay’ın, dünya’nın doğal bir uydusu olmayıp dünyaya bizim algılayacağımız realite menzilini kısıtlamak için bir ‘engel’ frekansı yaymakta olduğunu irdelemeye yönlendirilmiştim. Bu tıpkı, biz Internet’e heryerden ulaşabilirken, Çin’deki erişimin kısıtlanması için koyulmuş olan ‘güvenlik duvarı’ gibi birşey oluyordu. Daha önce de defalarca belirtmiş olduğum gibi, Ay’dan yayınlanan frekanslar, bizi sahte bir realite ile besliyor, yani dünyayı gerçekte olduğu gibi göremiyoruz.  Ben buna ‘Ay Matriksi’ diyorum.
Ancak bu kitabım basıldığından beri enerjik bilgiler, bu kez de güçlü bir şekilde Satürn’ü işaretliyor. Satürn de, dünyayı en az Ay kadar etkiliyor. Anahtar;  Satürn. Ve en azından bu seviyede bu konuda yaptığım araştırmalar ;  evrenin elektriksel doğasına, bilginin nasıl iletildiğine, dolayısıyla da nasıl ‘hack’lenebileceğine dair cevaplar sağladı.
Tabii ki, anlamak için oldukça  açık bir zihne, ya da daha doğrusu ‘bilinç’e  sahip olmak lazım. Neyse ki bugünlerde hızla uyanmakta olan çok kişi bunu görebiliyor. Grafik eğrisi, bastırılmış ve kontrol altına alınmış algılama ile iyice dibe vurmuşken, benim ‘Gerçek’in Titreşimleri’ adını vermiş olduğum enerjiler sayesinde tam bir yükselişe geçti. Sistem, uzun zamandan beri kitlesel bir uyanış olacağını biliyordu,  dolayısıyla gücünü kaybetmemek için derin uykusundan uyanmakta olan insanların üzerinde gittikçe artan bir baskı uygulamaya başladı. 
Dünyada ve güneşte, genel olarak evrende her seviyede, muazzam değişiklikler olacak. En çok da insanların kalplerinde ve zihinlerinde inanılmaz farklılıklar yer alacak. Bu olayların çoğu belki zorlayıcı olacak, ama çoğu harika, sonuç ise muhteşem olacak. Şimdi kontrol, kısıtlama ve baskı çağından, ancak rüya diyebileceğimiz alabildiğine gelişmiş bir farkındalık ve potansiyele doğru bir geçiş yapmanın eşiğindeyiz. Rüyayı görmeye bakın, o geliyor!  Çağlardan beri süregelen kontrol sistemi, tabii ki pek de öyle sessizce veya hızlı bir şekilde kaybolmayacak.  Ama gidecek! Titreşimsel yapısı gün geçtikçe tükeniyor. Titreşim hızlanıyor ve onu tepemizde tutanın kendimiz olduğunu kavradığımız anda, bu iskambil kağıtlarından yapılmış yapı çökecek!
Her zaman bilinmesi gereken hep daha çok şey olacak, ama şimdi büyük bir değişim  yaşanıyor. Dünyadaki insanlar,  artık görmekte olduklarından hiç hoşnut değiller. Tabii herkes neye inanmak isterse ona inanacaktır, bu herkesin kendi bileceği birşey, yani tamamen bir seçim meselesi...
Vurgulamak istediğim bir diğer nokta da şu ki;  ‘akıl’dan ‘bilinç’e geçmek için sürekli olarak meditasyon, Yoga veya Tai Chi, nefes alıştırmaları yapmaya, oruca girmeye veya başka ne varsa onları uygulamaya hiç gerek yok. Sadece bunu içtenlikle hissetmeniz yeterli olacaktır. Ben bunların hiçbirisini uygulamadım  ve meditasyona en yakın yaptığım şey, sessizce oturup derin derin düşünmek oldu. Biliyorum bu tür ‘gelenek’lerin ‘Guru’ları, uygulayıcıları veya savunucuları  bu dediklerime  itiraz edip, “Öyle şey olmaz! ‘Yüksek Bilinç’e bağlanmak için mutlaka şunu yapmalısın, bunu yapmalısın!” diyeceklerdir. Tabii bunu söylemeye hakları da olabilir. Zaten ben kimseye ‘bunları yapmayın’ demiyorumki, bu tamamen onların tercihi. Sadece ‘gerek kalmıyor’ diyorum. Birçok kişi, kendi bilincimize açılmamız işlemini çok komplike veya karmaşık bir hale getiriyor. Oysa hiç de karmaşık değil. ‘Bilinç’inize uyanmak sadece bir seçim, karar veya niyet meselesidir. Ondan sonra ‘bil’en kalbinizi  izleyerek, deneyimlerinize rehberlik etmesine izin verirsiniz, o da sizi ‘yuva’ya  ulaştırır. Bunun için kristallere veya tütsülere gerek yok. Tabii ki çevrenizde bulunmasından hoşlanıyor olabilirsiniz, ama inanın hiç gerekli değil. İşlem, çoğu kişinin iddia ettiği veya sandığı gibi zor değil, aksine son derece basit.
İşin püf noktası, amacına ulaşmaması için Kontrol Sistemi’ne odaklanmamak.  Eğer sisteme odaklanırsak, onu daha çok güçlendiririz. Yani kehanetlere inanırsak onların gerçekleşmesini sağlarız. Kendimizi, sistemi başarıya  ulaştıracak bütün bu düşüncelerden, Maya, Hopi ve Nostradamus  kehanetlerinden ve negatif enerjilerden arındırmalıyız.
Kalplerimizi ve zihinlerimizi, bir zihin hapishanesine dönüştürülmüş olan dünyayı eskiden olduğu gibi yeniden bir cennete dönüştürmeye odaklayabiliriz. Ben buraya, ortalığı  biraz dalgalandırıp, sonra dönüp gitmek için gelmedim. Çoklu realitelerdeki birçok varlık gibi, ‘zihin kontrol sistemi’nin yerine,  özgür bilinç ve sınırsız olasılığın gelmesini sağlamak için  geldim.
Son 30-40 yıldır, ‘uyanmış bilinç’ ile milyonlarca çocuk doğdu. Onlara genellikle ‘indigo çocuklar’ deniliyor. Onlar titreşimsel bölünmeyi aşarken ‘bilgi’lerini korudular. Yoksa, kendilerini bekleyen şeyin sadece global bir zihin hapishanesi olduğunu bile bile gelirler miydi? Onlar, insanların çağlardır süren zihin hapishanesi sona erdiği zaman, yeni bir dünya yaratmak üzere buradalar. Kontrol sistemi etkisini kaybediyor. Bir süre daha durum öyle görünmeyebilir, ama sonu yaklaştı. Bunu ‘bil’in. ‘Biliş’i hissedin. Kontrol sisteminin üzerine kurulmuş olduğu enerji bölünmesi veya sapması, ‘Gerçek’in Titreşimleri’ enerjisiyle şifa buluyor, iyileşiyor. Sürüngenler ve hibridleri, planlarını başarıya ulaştırmak için  tutunabildikleri ne varsa ona tutunacaklar. Kendi realitelerimizde bunun gerçekleşmesine izin vermezsek, insanların zihinsel köleliği sona erer ve insanlık gerçek ve muhteşem benliğine kavuşur.
Hatırlarsanız Matriks filminde bir sahne vardı: Neo, Oracle’a bir seçim yapma konusunda  bir soru sorar. O da; “Buraya seçim yapmak için gelmedin, o seçimi gelmeden önce zaten yapmıştın, şimdi bu seçimi neden yapmış olduğunu anlamak için buradasın.”der.
        Hepimiz bu seçimi buraya gelmeden önce yaptık. Neden? Dünyada,  bir cennet olarak dışavuracak olan huzurlu, sevgi dolu bir küresel bilinç değişimi yapma işleminin bir parçası olmak için buradayız. Bunu nasıl biliyoruz?  Artık hatırlıyoruz.
Kim olduğunuzu hatırlayın. Nerede olduğunuzu, nereden geldiğinizi hatırlayın. Sadece hatırlayın...
                                     
Remember Who You Are’ adlı kitabından...

21 Kasım 2013 Perşembe

Gerçek'in Titreşimleri - XXVI



David Icke’ın 29 EYLÜL 2013’tarihli makalesi



DAHA GİDİLECEK ÇOK YOL VAR... AMA ARTIK AKINTI YÖN DEĞİŞTİRDİ...

     
Bütün biçimleriyle global komplo hakkında insanları uyarma konusunda çalışmalar yapanlar açısından, şu son birkaç hafta son derece umut verici geçti. Geçmişi düşünecek olursak, hatırladığım kadarıyla şimdiye kadar ilk kez, en azından şimdilik, devasa bir askeri taarruz veya bir savaş oyunu, kamuoyunun gücü ile beslenerek engellendi, yani ‘bilgi’ değiştirildi...


Herşey bilgi. Evren de bir bilgi. Evet, evren de şifrelenen ve deşifre edilen bilgiler ile etkileşime giren bir bilgi... İşte bu yüzden tiranlığın global şebekeleri ve kontrol sistemi, öncelikli  olarak bilgiyi ve algılamayı hedef alıyor. Bu , ‘Algı Yanılması’ veya ‘Algının kandırılması’ şeklinde açıklanabilir. Zaten yeni kitabımın adı olarak da özellikle bunu kulllandım. Dikkatinizi çekerim; şirket medyasını kendi egemenlikleri altında tutarken bunu, sırf kontrol altında tutmuş olmak için yapmıyorlar. Amaçları çok daha derinleri hedefliyor. Bu, insanların verecekleri tepkiyi manipüle edebilmeleri açısından çok önemli, çünkü aldatma programı ile, insanoğlunun zihinsel hücrelerini kendisinin inşa edeceği şekilde algılamasını sağlayacaklar. İnsan zihninin algılama özgürlüğünü kapalı kapıların arkasında, işte böyle tutuyorlar ve  sonsuza kadar da tutmayı planlıyorlar.

3 Ekim 2013 Perşembe

Gerçek'in Titreşimleri - XXIV


David Icke, ‘Zamanının Çok Ötesindeki Adam’...

‘Amazon Kitap’ta, David Icke’ın kitaplarının tanıtımı için kullanılmış olan ifade şöyle;

David Icke, dünyanın en aykırı yazarlarından olup, yaşamının yaklaşık çeyrek asırlık bölümünü,  evrenin sırlarına, ‘gerçek’e ve  dünyayı manipüle eden güçler ile ilgili gizeme açıklık getirmek için yaptığı çalışmalara harcamıştır. Bir zamanlar,  İngiltere çapında alaylara maruz kalmış, uzun süre ciddiye alınmamış ve ortaya koymuş olduğu gerçekler kabul görmemiş olan Icke’ın açıklamaları, bugün sürekli olarak teyit ediliyor ve artık o, ‘zamanının çok ötesinde olan bir kişi’ olarak tanımlanıyor.

David Icke ise şöyle diyor: 

“Çocuklar açlıktan ölüyor, bankalar, ‘kredi’ denilen,  aslında var olmayan bir parayı ödünç veriyor, dünyanın her yerinde, halka suni ekonomik krizlerle kemer sıkma politikası uygulanıyor. Eğer ‘akıl’lılık bu ise, ben ‘deli’ olarak algılanmaktan çok memnunum...


Ya sizin algılamanız nasıl? Sadece ağacın dalını mı görüyorsunuz, yoksa ormanı mı?


Paylaşım