ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2018 Pazartesi

İllüminati ve sürüngenler üzerine sohbet

Gerçek’in Titreşimleri – 88


https://www.davidicke.com/article/455001/david-icke-conspiracy-illuminati-lizards-unilad-original-documentary

Komplo, İllüminati ve Sürüngenler... Şubat, 2018

0:03:
İnsanların; “Bu David Icke dünyanın sürüngenler tarafından yönetildiğini düşünüyor, delinin biri!”... dediklerini duyabilirsiniz.

0:10:
İnsanoğlu ayağa kalk! Dizlerinin üzerinde ne yapıyorsun, öyle?

0:19:
Medya, noktaların birleştirilmesini istemiyor. Sadece noktaları görüyorsanız, tablonun tamamını göremezsiniz. Eğer noktaları birleştirirseniz neler olduğu kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkar.

0:28:
Yaklaşık 30 yıldır hayatıma bakarsanız, bütün kamuoyunun önünde gözden düşürüldüğüm, alaylara maruz kaldığım halde hala buradayım ve aynı işi yapıyorum. Oysa artık dünyanın dört bir yanında binlerce insan konferanslarıma geliyor.

17 Ocak 2018 Çarşamba

Kozmik İnternet

Gerçek’in Titreşimleri – 77

“Kozmik İnternet”

(LookHereAndWakeUp) Robert Perela
Mayıs 2011 


Robert Perela:

-Sana çabuk bir soru soru sormak istiyorum. Çok ilginç bulduğum birşey var, ayın dış yüzeyi ile ilgili. Bir meteor aya çarpsa ve üzerinde izler bıraksa, ayın yüzeyinde de bir sürü yuvarlak içbükey oyukluklar var, sanki özellikle oyulmuş gibi. Bazıları diyor ki, yani İncil’de de var, kayıtlı tarihten önce kaydedildiğine göre gökyüzünde veya uzayda savaşlar olmuş. Acaba bunlar bir çeşit lazer silahlarıyla olmuş olabilir mi, çünkü yuvarlaklar son derece düzgün. Bu oyukluklar hakkında ne söyleyebilirsin?

0:48:
Aslında olabilir, çünkü öyle bir şekilde yapılmış ki, neredeyse bir kamuflaj şeklinde. Öyledir demiyorum, mümkün olabilir, çünkü bu nedenle, sürekli olarak önümüze çıkan şu ki, eskiden de olsa, sonra da, insanoğlunu sömüren bu ırk, dünyanın kaynaklarını da sömürüyor, bu arada ayda hiçbir kaynak olmadığını da belirtelim. Dolayısıyla kaynak sağlamak için hedef gezegen, dünya kullanılıyor. 

1:28:
Ben şöyle düşünüyorum. Oradakilerin, buradaki altınla ilgili çok önemli bir bağlantıları var. Şimdi yine hızlı bir şekilde Credo Mutwa’nın hikayesine dönecek olursak, Zulu efsanelerinde “ay” ile ilgili şunlar anlatılırmış; burada önemle vurguluyorum - balık gibi pullu derisi olan – adları İawani ve Empanku olan 2 sürüngen yaratık, “ay”ı uzayda yuvarlamışlar ve şimdi bulunduğu yere getirmişler,, dolayısıyla dünyada afetler oluşmuş. Bunlar iki erkek kardeşmiş. Ve bunlara “Su Kardeşler” denirmiş. Bunlar su ile ilgili çeşitli konularda sembolize edilmişler, umarım sonraki kitabımda su ile ilgili çok önemli bir kavramı açıklama imkanı bulurum, çünkü bilmemiz gereken çok önemli birşey var, okyanusları takip etmemiz lazım, ama bunun üzerinde biraz daha çalışmam lazım.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Ay, sandığınız şey değil

Gerçek'in Titreşimleri - 70

“Ay”, olduğunu sandığınız şey değil.


Ay, bulunduğu konum itibariyle öyle bir yerleştirilmiş ki, tutulma olduğu zaman güneş kadar büyük oluyor. Bu yüzden tutulma yer alıyor. “Ay’ı Kim İnşa Etti” kitabın yazarları şöyle anlatıyorlar: 

“Ay, olması gerekenden daha büyük, olması gerekenden daha eski ve kütlesel olarak olması gerekenden daha hafif, yörüngede olmaması lazım ve en ilginç yanı, Ay’ın varlığı ile ilgili bütün mevcut açıklamalar tartışmaya açık ve çoğu da sığ bilgiler. 

Ay’ın nereden geldiğini sorduğunuz zaman şöyle bir hikaye anlatılıyor; Bilim dediğimiz şeyde hep olduğu gibi insanların hep gerçek olarak benimsedikleri şey aslında teori olup sürekli olarak tekrarlanarak gerçeğe dönüştürülüyor, ama sonra geri dönüp bir bakıyorsunuz ki hala sadece teori olmaktan öteye geçememiş! Birinci teoriye göre Ay, “çarpma” teorisine göre oluşmuş, ya da “büyük çarpma” teorisine göre... Yani Mars tipi bir gezegen gelmiş, dünyaya çarpmış, büyük bir parça kopmuş ve “Ay” meydana gelmiş. 

26 Temmuz 2015 Pazar

Human Race videosu


2010 yılında Project Avalon’dan Bill Ryan’ın, “İnsanoğlu Artık Dizlerinin Üzerinden Kalk/Human Race Get Off Your Knees” adlı kitabının basılmasını takiben, Londra Brixton Akademisi’nde gerçekleştirmiş olduğu konferanstan sonra, David Icke ile yapmış olduğu 110 dakikalık videonun çevirisi...


-Ben, Project Avalon’dan Bill Ryan ve tarih 19 Mayıs 2010. David, şu el çırpma hareketini yapabilir misin? 




-Tabii ki. Aslında iki elle değil de, bir buçuk el ile çırpma hareketi oluyor. İşte şöyle birşey… Bu benim en sessiz el çırpma hareketim. Bir ara Youtube’ta salağın biri benimle masonik şekilde el sıkıştığını iddia etmişti ya... Neyse, bir gösterelim bakalım. Bayanlar, baylar, bu Masonik bir el çırpmadır. Yani romatoid artriti olan iki mason arasında…Eski bir gelenek, ta Babil’e dayanır!


-Evet, ben Project Avalon’dan Bill Ryan. Tarih 19 Mayıs 2010. Biliyor musun, 2010’a nasıl geldik inanamıyorum. Geriye baktığın zaman tarih 1990 lardı, zaman uçuyor. Sen de öyle düşünüyor musun?


-Evet Bill, zaten hep öyle düşünüyorum. 1990’larda ilk uyanışımdan sonra arka arkaya gittiğim medyumlar aynı bilgiyi teyit ediyorlardı. İlk öğrendiğim şeylerden birisi, “Gerçek’in Titreşimleri’idi. Aslında bu, o konuda yazdığım ilk kitaptı ve adına da ‘Gerçek’in Titreşimleri’ demiştim. Aman Tanrım, Bill, o zamanlar, bugün gerçekleşmekte olan titreşim değişikliğinin olacağına dair en küçük bir işaret bile yoktu, biliyor musun? İnsanları kollektif bir koma halinde tutan kölelik yoğunluğunda bir kırılma olacak, insanlar uyanıp kendilerini farklı bir halde görecek, şimdiye kadar hep saklanmış olan herşeyi yüzeye çıkaracaktı. Biliyorsun 1990’larda en küçük bir işaret bile görünmüyordu, ama şimdi bir bak, inanılır gibi değil, dünyanın her yerinde inanılmaz sayıda insan uyanıyor. 20 yıl önce ortalıkta olmayan ne kadar çok bilgi yüzeye çıktı. 10 yıl önce böyleydi, 5 yıl önce böyle, derken grafik yükseliyor. O başlangıç yıllarında, medyumun söyledikleri arasında ilginç kavramlardan birisi de, zamanın büyük bir hızla geçeceği idi ki, bu korkutucu boyutlara tırmanacaktı, çünkü, bence, zaman ve uzay gerçek değil, birer kurgu. Üzerine bilgi kaydedilmiş olan bir bilgisayar diski alalım, buna belirli veriler programlanmış olsun, bilgisayara koyalım, o verileri okuyacak ve o dijital seviyeyi veya bilgi seviyesini, ekranda zaman ve uzay olarak verecek. Biz de onu yapıyoruz. Sol beyin bilgiyi alıyor ve senkronize ediyor. O sekansı ne kadar hızlı yaparsa, zaman da o kadar hızlı geçer. 


Einstein’ın söylediği gibi, dişçinin bekleme odasında oturuyorsun, o sekans o kadar hızlı değil. Onun benzetmesiyle, eğer yanında güzel bir kadın varsa sekans çok hızlanıyor. Durum şu: Baskı çağından gelen enerji değişimi, gelişmeye, aydınlığa ve uyanışa dönüşüyor. Bu, bizim realiteyi veya sekansı deşifre ederken etkilenmemiz ile oluyor. Önceki gün bir dergide okudum, Nisan ayı geldi mi? Mart ayına ne oldu? Peki ben nasıl kaçırdım? Ya Noel ne zamandı? İki yıl önce mi? Çok şaşırtıcı, neler oluyor böyle?

24 Eylül 2014 Çarşamba

Gerçeğin Titreşimleri - 42 - Ay

(David Icke’ın Haziran 2011 tarihli makalesi)


Güneş Sistemimiz Hakkında Ne Biliyoruz?... Neredeyse hiçbir şey…

Genellikle ne kadar çok bilirsek, bilmediğimizi o kadar daha çok farkederiz. Başka bir deyişle ne kadar çok varsayım olduğunu görürüz…
Bu belirli bir noktaya kadar herkes için aynı, çünkü bilinmesi gereken o kadar çok şey var ki. Ancak bu, ‘bilim’in çalışma şekli her bölümünde böyle. Tüberküloz hastalığı bir varsayım olarak biliniyordu, sonra ne oldu... Artık bilim tam bir ‘varsayım’ hastalığına yakalandı.

Sonra sürekli olarak varsayımlar tekrarlanmaya başlandı, okul kitaplarında, teknik ve bilimsel dergilerde yerini aldı ve sürekli olarak tekrarlanma yoluyla ‘o gerçeği zaten herkes biliyor’ noktasına gelindi. Ancak durum böyle değil ve eğer kim ve nerede olduğumuz olduğumuz ‘realite’si hakkında birşey anlamak istiyorsak, gereken şey; içleri varsayımlarla dolu kitaplar değil, sadece boş beyaz kağıtlar ve ‘açık’ zihinler...

Diğerleriyle birlikte güneşin yörüngesinde olan bir gezegende yaşıyoruz, ama başka birşey bildiğimiz yok. Teknoloji güneş sistemini ne kadar çok keşfederse, ortaya, daha önceki bilimsel varsayımların o kadar yanlış olduğu çıkıyor.

Bir de, NASA gibi kuruluşların merkezinde, bizim kendileri kadar bilgi sahibi olmamızı istemeyenlerin yarattığı komplikasyonlar var. Neticede bilim de, kendi kategorisinde bölümlere ayrılmış bir gizli cemiyet niteliğinde...

Paylaşım