duyular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duyular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2020 Perşembe

Kalp en önemli hedef

“Gerçek”in Titreşimleri – 99

En önemli hedeflerden birisi de kalp…

Tabii ki fiziksel kalple bağlantılı, ama ben burada onu demiyorum, insan enerji alanındaki kalp enerji noktasından söz ediyorum. Doğu geleneklerinde “Kalp Çakrası” veya “ışık tekerleği” dedikleri şey. Malum, sevgi deyince birini çekici bulmak veya çocuklarımıza olan sevgi akla gelir, oysa “Cevap” adlı kitabımda da belirtmiş olduğum üzere bu çok farklı bir şey. Sonsuz sevgi, “çocuklarım için en iyisini istiyorum” demez, tabii ki hepimiz isteriz, ama burada gerçek anlamda sevgi, “Herkes için en iyisini istiyorum” der.

Kalbinizi açtığınız zaman o sevgi, insanların algıladığı türden bir sevgi değildir. Bu sevgi sizi sonsuzluğa açar! Sizin Yaratan ile bağlantınızdır. Kalp bağlantısı yoluyla müthiş bir önseziye, “biliş”e sahip olursunuz. İnsanın önsezisel bilişi olduğu zaman eli nereye gider? Kalbine. “Biliyorum, neden ve nasıl oluyor bilmiyorum, ama biliyorum işte!” dersiniz. Bu kalp bilir çünkü “bilen”le bağlantıdadır.

Kalbinizi açtığınız zaman öncelikle bütün her şeyi görmenizi sağlayan, farkındalık seviyesine açılan bağlantıyı açıyorsunuz, çünkü zaten kendiniz de her şeyin “bir” olduğu o seviyeden geliyorsunuz, dolayısıyla deneyimlemekte olduğunuz realitedeki bağlantıyı görebilirsiniz.. Bu sevgiyi, “korkunun olmaması”, kötülüğü de, sevginin olmaması olarak tarif edebilirim. Kötülük sevginin olmamasıdır, kötülüğü sevgiyle boğabilirsiniz. Kötülük, sevginin olmadığı yerdir. Bu kült de öyle işte. Orada sevgi hiç yoktur, zaten şimdi yaptıklarını da bu yüzden yapıyorlar.

Sevgide korku yoktur, çünkü bir kez bu sevgiye, bu öz benliğe açılırsanız korkacak bir şey olmadığını bilirsiniz, çünkü ne olursa olsun, hangi deneyimi yaşıyor olursak olalım, bir anda başka bir deneyim oluşur. Hep, “Bütün” olanın bünyesinde olan bir “ifade”yiz, bir odaklanmayız. Yaşamakta olduğumuz deneyim ne kadar kötü olursa olsun, biz hep “O”yuz.

Bu (kalp) hiç korkmaz. Bu (kalp) hep doğru olduğunu bildiğini yapar, dolayısıyla doğru olduğunu bildiği şeyin sonuçlarını hesaplamasına gerek olmaz. Beyin, “Şunu yapmayı isterim, ama acaba sonuçları ne olur?” diye düşünür. Zaten hep önünüzde neden yapmamanız gerektiğini gösteren bir sonuç listesi vardır. Oysa bu, (kalp) “Doğru olduğunu “bil”diğim şeyi yapıyorum” der, zaten o zaman sonuç hesaplamaya bile gerek olmaz. 

İnsanların en büyük korkusu, hatta korkuların temeli, “ölüm” olarak dışavuran bilinmeyenden kaynaklanan korkudur. Ölüm korkusunun manipülasyonu da bu pandemi. İnsanlar bilmedikleri için korkudan donuyorlar, bu yüzden doktorlar çok güçlü durumdalar. Oysa hepimiz “Sonsuz Sevgi”nin ifadeleri olup, sadece birer deneyim yaşıyoruz.      

O halde bu, (kalp) korkmaz, sonuçların hesabını yapmaz. Bununla şunu demek istiyorum: tabii ki, kamyonun önüne çıkarsanız zarar göreceğinizi bilirsiniz, ama sonuçlar dediğim zaman, doğru olduğunu bildiğim bir şey için “Başkaları ne der?” veya “Benim hakkımda ne düşünürler?” diye düşünmeyi kastediyorum.

Hiçbir zaman sonuçların hesabını yapmam, çünkü bunu yaparsam doğru olduğunu bildiğim şeyi yapmamayı hesaplıyorum demektir. Oysa o bağlantı noktasına, o önseziye ulaştığınız zaman durum farklı olur. Burada Buda gibi bağdaş kurmuş dağın tepesinde oturup ahkam kesmiyorum! Bunu herkes yapabilir! Bu hepimizin doğal halidir, oysa bütün insanoğlu, doğal olmayan bir hale manipüle ediliyoruz!

Bu, (kalp) doğal halimiz. Kalbinizi açtığınız zaman ölümün, sadece odak noktasını değiştirmekten başka bir şey olmadığını bilirsiniz. Hepsi bu.  “Cevap” adlı kitabımda yer alan bir resim var. Adamın biri başına sanal realite seti takmış, çıkardığı zaman etrafına bakınıyor, ben de resmin altına şöyle yazdım “Aman Allah’ım, az önce öldüm!”… Çünkü temel olarak ölüm öyle bir şey. Sanal realite başlığını çıkarıp bu insan deneyiminden, son derece engin olan gerçek/öz benliğimize dönmek.

Dolayısıyla, kalbinizi açtığınız zaman her şeyi anlıyor, görüyorsunuz, böylece güçler, kendilerini dayatmak üzere sizi sindiremiyorlar. Bir şey meşru değilse, özgürlüğünüzü tehdit ediyor demektir. Bu kalp, özgürlüktür. Aslında kim olduğumuzun ölçeğini bilme özgürlüğüdür, var olan her şeyle bağlanma özgürlüğüdür. Burada (kalpte) devrim olduğu zaman, korkuya boyun eğme biter, çünkü bu, (kalp) özgürlüklere dayatılmasına boyun eğmez, daima doğru bildiğini yapar. Kalp her şeyin merkezidir.

İnsanlar fiziksel kalpten bahsederler, pekala, geriye dönerseniz aslında bu kalpten söz ettiklerini anlarsınız. Enerjisel kalp. “Ora” ile bağlantı sağlayan kalp. Çağlardan beri sembolizme bir bakın. Bugün hala öyle. Ne derler? Kalbini aç. Taştan kalp. Kırık kalp. Bunlara bakınca deyişler hep kalp bağlantılı, çünkü kalp her şeyin merkezi.

Hep her şeyin merkezinin “beyin” oluğunu düşünmeye manipüle edildik. Oysa değil! Biliyorsunuz, bedendeki en güçlü elekromanyetik alan kalbe ait. Açıldığı zaman beyine de hakim olur. İnsanlar ne derler? “Aklın/beynin ne diyor?” veya ”Peki kalbin ne diyor?”deriz değil mi?  Çok farklı şeyler söylenir, çünkü kalp (yukarıda) “ora” dadır, beyin ise aşağılardadır. Bu kalp açıldığı zaman her şey değişir, çünkü siz değişirsiniz, sizinle ilgili her şey değişir.

Yıllar önce bana neler oldu ve hayatım değişti. İstedikleri zaman, bu seçimi yaptıkları zaman buna herkes ulaşabilir. Diyeceğim şu ki: “Şu geçici kimlikleri bırakın! Kendinizi kimliklerle tanımlamayın. Herkes birer deneyim yaşıyor, adınız bile bir deneyim! Hepimiz bir deneyim yaşayan “Sonsuz Bilinç” iz. Dolayısıyla biri size kim olduğunuzu sorarsa, “Bir deneyim yaşayan bilinç”im dersiniz. Kendimizi nasıl biliyoruz? Veya diyelim ki biriyle karşılaştınız, ona kim olduğunu sorarsınız. Size adını, işini, aile geçmişiniz, belki okula gittiği sokağın adını söyler. Kim oldukları sorusuna böyle cevap verirler. Oysa bunlar sadece deneyimledikleri şeylerdir.

Ben David Icke adlı bir deneyimi yaşayan “bilinç”im. Kısa ve ilginç. “Sen” odaklanması, “Ben” odaklanması ile aynı bilincin ifadeleri. Bizim için de aynı şey!

Irkçılık ve bütün bu “izm”ler bölünmedir. “İzm”ciler, bu gerçeğin doğası hakkında en küçük bir fikirlerinin olmadığını teyit ediyor oluyorlar. Irkçılık karşıtı olan öyle tipler biliyorum ki, hepsi obsesif derecede ırk takıntılıdır.

Sadece bir deneyim yaşadığımızı bilirsek ve jeton düşerse, bunun sonucu olarak kalbimiz açılır, o zaman da insanoğluna oynanmakta olan oyun biter !    

 


23 Şubat 2020 Pazar

David Icke'dan saptamalar

Gerçek'in Titreşimleri - 95

David Icke’dan saptamalar
  • İnsanlar kendilerine o kadar güven duymuyorlar ki, ne düşüneceklerini bile kendilerine hep başkalarının söylemesini bekliyorlar. Oysa zihinlerini kuşku ve sınırlamalardan kurtarabilseler, ‘bil’ecekler.  Düşünüp durma, bil. Sorup durma, bil...                          
  • ‘Şimdi’yi  yaşayıp keyfini çıkaramıyoruz, çünkü ‘şimdi’mize hep, geçmişin yükü ve geleceğin endişeleri hakim…                 
  • Hayat, çoğunlukla en büyük armağanlarımızı en kötü kabusların arkasına o kadar güzel saklar ki...
  • Fiziksel veya holografik dünya, ‘metafizik evren’in, yani ‘bilgi yapısı’nın şifrelenmiş bir versiyonudur.
  • Ne düşünüyorsak onu yaratıyoruz, ama düşündüğümüz, ne hissettiğimize ve ne bildiğimize bağlı..
  • Sadece materyalistik ve fiziksel olanı algılayarak, her şeyi beş duyu ile süzüyoruz.
  • Ne ile savaşırsan, o savaş sen olursun…          
  • Önemli olan ne başardığın değil, başardığın koşullardır...
  • Ne kadar çok ‘bil’irsem o kadar daha kolaylaşıyor, karmaşıklık perdesi kalktığı zaman, ortaya temeldeki bilginin ne kadar basit olduğu çıkıyor.
  • İnsanlar inanılmaz bir ölçekte uyanıyorlar, bunu benim çalışmalarıma gösterilen ilgiden anlıyorum. 1990’da bana söylenilen ilk şeylerden birisi, yani ‘Gerçek’in titreşimleri’nin konusu, insanlığın uyanışı idi. Şimdi bunun her geçen gün daha arttığını görüyorum. Aslında hepimizin bildiği, ama unutmamız için manipüle edilmiş olduğumuz ‘gerçek’e uyanıyoruz. Umarım benim geçirdiğim deneyim, insanların kendilerini bulmalarına yardımcı olur. Bunu herkes yapabilir. Bunun için ‘özel’ olmamız gerekmiyor, çünkü zaten özeliz, sadece bunu anlamamız gerekiyor. Bilinç'imiz ‘akıl’ın egemenliğinde...Yüksek ‘bilinç’inize bağlanmak için alay edilmekten, lanetlenmekten korkmayın. İçgüdünüz ne diyorsa onu dinleyin, çünkü artık ‘bilinç’iniz konuşacaktır, yani ‘Sessiz Ses’. Onu izleyin ve macera başlasın...
  • Eğer bir hortum geliyorsa en etkili hareket ne olur? Başınızı kuma gömüp, kendinizi onun gelmediğine inandırmaya çalışırsınız değil mi? Bu geçici bir çözüm olabilir, ama hortum hala geliyor ve kafanız kumda da olsa, bacaklarınız hala açıkta. Bilmemek iyi bir çare gibi görünebilir, ama sonuç? En iyisi hortumun geldiği gerçeğini kabullenip ayağa kalkmak ve göğüslemek. Bunu yaparak durumu kontrol altına alıyor, felaketten korunmak için kendinize güç veriyorsunuz.  Bugün insanoğlunun seçimi bu olacak. Unutmayın, bilmemek geçici bir çözüm olabilir, ama sadece geçici bir çözüm...
  • Nerede başladığın veya nerede bitirdiğin değil, önemli olan ikisinin arasındaki mesafedir.
  • Dünya asla göründüğü gibi değil ve bu yolculukta benimle birlikte buraya kadar gelmiş olanlar için bile daha karşılaşılacak büyük sürprizler var.   
  • Form=Şekil Information=Bilgi
    Hepimizin bulunduğu asıl hal “farkındalık”tır. “Farkındalık”ın şekli yoktur, ama şekil alemine gelmiş olduğumuz için bir şekle bürünüyoruz. Form=Şekil, Information=Bilgi’den gelir.
  • 5 duyu, bir deşifre sistemidir. Bu sistem, dalga formundaki bilgiyi elektriksel bilgiye çevirir, yani bilgi beyine iletilir, elektriksel bilgi bütün genetik yapı ile birlikte dijital ve holografik bilgiye dönüşür. Beyin, gelen düşünceleri elektrik akımına çevirip harmanlar, yorum katarak merkezi sinir sistemi vasıtasıyla bedenin her noktasına yayar. Deneyimler, travmalar ve anılar da devreye girince beynin veya bilinçaltının da kattığı yorumla, ilk saf ve temiz düşünce bambaşka hallere girebilir.
  • “Uyanmak” insanların 5 duyu bilincinin çok ötesine geçmeleri demektir. Yani sonsuz bilinçlerinin çok daha derinliklerine ulaşabildikleri ve dünyayı algılama noktalarının çok daha geliştiği, “çok boyutlu bilinç”e ulaşmalarıdır. 



23 Mayıs 2019 Perşembe

Hayalet Benlik ve Süper İnsan - New Dawn Söyleşisi

New Dawn Dergisi Ağustos 2016 ─ Marc Star

Gerçek’in Titreşimleri” - 92


(David Icke, global komplo konusunda ana akım inanç sistemlerini sorgulayanların arasında, bir çalar saat gibi en çok sayıda insanı uyandırmış olan bir ikon... Yazma konusunda çok güçlü ve etkili bir kalemi var. Olağanüstü doğal konuşma yeteneğinden başka kendisinden öncekilerde hiç olmayan bir başka becerisi de birbiriyle hiç bağlantısı yokmuş gibi görünen noktaları birleştirip, ortaya büyük bir tablo çıkarabilmesi. Bu tabloyu açık zihinlere açıkladığı zaman o kişilerin, piksellerden oluşmuş sis perdesinin arasındaki görüntüleri görebilmesini sağlıyor. Ve, bu alandaki araştırmacılar arasında belki de insanların “Vay be! Şimdi anladım!” demesini en çok O sağlamıştır). 

(Avustralya’da yerleşik, New Dawn Magazine’den (Yeni Tan Dergisi) Marc Star’ın David Icke ile Ağustos 2016’da yapmış olduğu söyleşinin 1. Bölümü, “David Icke Türkçe Blogda”, 16 Ocak 2017 Pazartesi tarihinde Gerçek”in Titreşimleri – 63 sayısı olarak yer almıştı. Söyleşinin 2. Bölümü, okuyucuya kolaylık sağlaması açısından aşağıda tekrarı verilen 1. Bölüm ile birlikte sunulmaktadır). Bölüm 2'ye atlamak için tıklayın.

BÖLÜM 1 :

Marc Star:
2009’da Melbourne’deki konuşmasını dinledikten sonra David Icke’ın şimdi okumakta olduğunuz bu yazıyı yazan kişinin üzerinde de büyük bir etkisinin olduğu kesin. En sonunda, 11 Eylül saldırısının çok daha önemli bir dönüm noktası olduğunu ve çok daha kapsamlı bir hikayeye nasıl oturduğunu anladım. Bu, David Icke ‘ın, 26 yıldır araştırıp izini sürdüğü ve gittikçe güçlenen küresel gücün hikayesi. Ancak küresel komplo konusunda, David Icke’ın pek çok araştırmacıdan farklı olan yönü, noktaları birleştirmenin ötesinde, planın nerelere ulaşacağını da görüyor olabilmesi. Kitaplarında ve konuşmalarında verdiği bilgilerin çoğu doğru çıkıyor. Terör savaşı, küresel ekonomik çöküş, elit tabakanın pedofili halkaları, nakitsiz toplum, implant edilen mikroçipler, batının Rusya ve Çin’e karşı gerilimi tırmandırma politikası v.s.

David Icke yaklaşık 30 yıldır, eşzamanlı dışavurumları izleyerek bugün bulunduğu dünya sahnesine ulaştı. O zamanlar dünya bu gerçekleri hazmetmeye hazır olmadığı için, David kendisini müthiş bir alay bombardımanı ve gözden düşürme kampanyasıyla karşı karşıya buldu. Ancak ayakta kalmayı başardı. Araştırmaya, yazmaya ve konuşmaya devam etti.
New Dawn dergisi uzun bir süredir, David Icke’ın çalışmalarına destek vermektedir. Yeni çıkmış olan en son kitabı “Phantom Self” (Hayalet Benlik) ile ona - en son Dünya Turu Konferansları çerçevesinde - Avustralya’ya ‘Hoşgeldin’ diyoruz. Dergimiz 26 yıllık geçmişiyle, bir bakıma David’inki ile benzer bir yolculuğu geçirmiş olup, konuların kalbine girme bakımından gerçeğin güvenilir kalelerinden birisidir. Duruşu itibariyle dergimiz de ana akım medyanın eleştirilerinden nasibini almaktadır. Ancak David Icke’ın da vurguladığı gibi, bu, doğru yolda olduğumuzun bir teyididir... 

20 Şubat 2018 Salı

Dünya bir bilgisayar oyunu olabilir mi?

Gerçek’in Titreşimleri – 79

David Icke Türkçe Video
Dünya, gerçeklik ve simulasyon üzerine

Hem Türkçe altyazılı video olarak, hem de aşağıda düz yazı olarak sunulmuştur.


Merhaba. Davidicke.com üyeleri için sunulan video cast'ımıza hoşgeldiniz. Bu hafta yine pek çok mesaj aldık.

Kevin Black'in sorusuyla devam edeceğiz. Kevin soruyor ki "Dünya Düz mü?" Düz Dünya sorusunu neden sorduğunu bilemiyorum ama... cevabım şu olurdu: Nereden bilebiliriz ki? Gerçekten dünya var mı bilebilir miyiz? Evet dünyada yaşıyoruz, öyle değil mi? Çevremizdeki bunca şey, uzaydan görülenler. Evet... Ama ne görüyoruz? Yani gördüğümüz şey... araştırılmakta olan bir saha. İnsanoğlunun burada bulunduğu durumu araştırıyoruz. Ki bu da çoğu insan tarafından gözardı ediliyor. Siz araştırmayı incelersiniz, ben ise kendim bakarım. Ne olduğunu görmem lazım. Finansal ya da politik bir manipulasyon var mı bakmam lazım. Savaş la ilgili bir manipulasyon var mı, tezgahlanmış bir terör saldırısı mı var... Bunun yapılması lazım. Ama olayın zemininde aslında realitenin anlaşılması yatıyor. 

20 Mart 2017 Pazartesi

Sonsuz Potansiyelsiniz

Gerçek'in Titreşimleri - 66

Sonsuz Potansiyel / Sonsuz Kapasitesiniz

23 Ocak, 2017


0:17 Şimdi size bu alemdeki farkındalığımla bakıyorum. Farkındalığım, görünen ışığın minik frekans bandına odaklanmış durumda. Dolayısıyla sizi görüyorum, ama ötesini göremiyorum. Bedenim görev yapamaz hale gelince, yani bedenim öldüğü zaman bedenin algılaması bitiyor.

0:35 Artık realiteyi bu beden yoluyla, bu durumda bedenin sınırlı frekans menziliyle algılayamam. Oysa bilincim çok daha gelişmiş bir halde algılama yapıyor. Bütün olan bu.

0:47 Malum, şu müthiş ölüm korkumuz var, ama bu, hayatı bilmemekten kaynaklanıyor. Hayat nedir? Kendimizin; farkındalık, yok edilemez, sonsuz farkındalık/bilinç, farkında olma hali olduğumuzu anladığımız zaman ölüm falan olmaz.

1:10 Beden görev yapamaz hale geliyor, buna ölüm diyoruz, tabii ki öyle, peki sonsuza kadar kalabilir miyiz? Sonsuzluğu keşfetmek ister miydiniz? “Ne? Yo, yo, sonsuzluğu keşfetmek istemiyorum, aşağıdaki süpermarkette çalışmak istiyorum.” Yani, hadi yapmayın..

8 Eylül 2016 Perşembe

Video metni: 5 duyunun ötesi


5 Duyu Bilinci’nin Ötesine Geçiş


Ruhsal yolculuk gittikçe daha derin bir şekilde önümüze serilirken, kendi realitemizi kendi yarattığımızı anlamadan, dünyada olanları ve bunu değiştirmenin mümkün olduğunun farkındalığına varmak çok zor. Gerçek olduğunu düşündüğümüz şey, bizim deneyimlediğimiz realite oluyor, örneğin; kendinizi güçsüz hisseder ve “Ben halktan güçsüz ve aciz Joe, benim ne gücüm olabilir ki” diye düşündüğünüz zaman nasıl bir hayatınız olur? Zavallı aciz siz olan güçsüz bir hayatınız olur. Oysa ‘zavallı, aciz ben” diye birşey yok! Bu sadece, sizin realiteyi algılayış şekliniz... 

Zaten kontrol sisteminin bütün amacı da, beşikten mezara bütün insanları, hiç güçlerinin olmadığına, hayatlarının iyi veya kötü şans ve de tesadüflerden ibaret olduğuna, dolayısıyla güçlerini, her şeyi daha iyi bildikleri için güçlü olanlara vermeleri gerektiğine inandırmak.

Dünyadaki ─saymadım bilmiyorum, duyduğum bu─ altı yedi milyar insanın büyük bir çoğunluğu bu konuda bilinçli değil. Ben onlara “beden bilinçli” veya “5 duyu bilinci’ olanlar diyorum. Yani bu, bilinçliliğin daha yüksek bilgi seviyelerine sahip, daha derin ve daha bilge olan bir bilinçlilik değil. Oysa aslında aynen öyleler! Neyse ki, yine de artık insanlar bilinçlerine uyanıyorlar. Bazı kişilerden duyuyorum; “Birdenbire uyandım ve görmeye başladım!”...

Peki bu “Uyanmak da nedir?” diye sorulacak olursa cevabı şu:

20 Aralık 2015 Pazar

Gerçeğin Titreşimleri - 57 - Algıladığımız dünya radyo istasyonuna benzer

Algıladığımız fiziksel dünya bir radyo istasyonuna benzer...
(David Icke)

Artık cisimlerin arasında boşluk olduğu bilimsel bir gerçek. Bazıları buna ‘Kuantum Hologram’ diyorlar. Apollo-14 Astronotu Edgar Mitchell, buna “Doğa’nın Zekası” demiş, Stephen Hawking ona “Tanrı’nın Zekası” adını vermiş, bazısı ise sadece “Alan” diyor. 1944’te, ‘Kuantum Fizik’in babası olan Max Plank, bu alanın varlığını “Matriks” olarak tanımlamış ve “Bilinçli olağanüstü bir zekanın var olduğu kesin” demiş.
Gregg Braden


Matriks filminden, Morpheus:
Matriks her yerde. Bütün çevremizde. Hatta şu anda, bu odada. Pencereden baktığın zaman, televizyonu açtığın zaman. İşe gittiğin zaman, vergilerini ödediğin zaman. Gerçeği görmemen için gözlerinin önüne konmuş olan bir dünya var”...

Bir dünyada yaşadığımızı düşünüyoruz. Oysa aslında bir frekans menzilinde yaşıyoruz. Hepsi bu. Bir frekans menziline yakalanmışız, dolayısıyla bir illüzyona”... Ünlü film “Matrix” te böyle diyor...

Çevremizde gördüğümüz ‘dünya’, fiziksel duyularımız olan görme, işitme, dokunma, koklama ve tatma ile ulaşabildiğimiz çok boyutlu sonsuzluğun pek küçük bir parçasıdır. Algıladığımız fiziksel dünya bir radyo istasyonuna benzer, fiziksel duyularımız da onun frekansına ayarlıdır. Dolayısıyla bütün gördüğümüz budur. Ancak çevremizde başka frekanslar ve ‘bilim’in varlığını reddettiği, sonsuz yaradılışın yoğunlukları da vardır. Hepsi bizim fiziksel duyu menzilimizin ötesinde olup, bazen boş görünen bir şeye tepki gösteren kediler veya bizim duyamadığımız sesleri duyan köpekler gibi hayvanların gördüğü ve duyduğu frekanslardır. Şartlanma yoluyla kısıtlanıncaya kadar yeni doğan bebekler de boşluğa tepki gösterirler. Bu frekanslar, eski dünyanın kahinleri, gerçek medyumlar tarafından ulaşılabilen titreşimlerdir. Onlar bu görünmeyen alemlere uyumlanabilmek için frekanslarını yükseltebilirler. Klasik ve kuantum mekaniği dersleri veren ‘Astro Fizikçi’ Giuliana Conforto, (gök fiziği veya yıldız fiziği olarak bilinen, gök cisimlerinin ve olaylarının fiziksel ve kimyasal özelliklerini, yapılarını inceleyen astronomi dalı) “LUH, İnsanoğlunun Kozmik Oyunu”(Edizioni Noesis, 1998) adlı kitabında şöyle yazmış:

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Gerçeğin Titreşimleri - 50 - Zaman Algısı, Kalp ve Beyin

Tamamen farklı iki perspektif ve realite ile karşı karşıyayız. Bu ikisini, büyük bir ahenk ve karşılıklı anlayış içerisinde bir araya getirmeliyiz. 
David Icke


Zaman doldu...


Birçok kişi, ‘zaman’ denilen bir kavramı takıntı edinmiş ve onun esiri olmuş durumda. “Saat kaç?”, “Zaman bitti”, “Zaman uçup gidiyor”, v.s.


http://www.slicktext.com
http://businessamongmoms.com

Evet, “boşluk” olmadığı gibi “zaman” da yok. “Zaman”olarak deşifre ettiğimiz şey, sadece evrenin dalga boyu yapısına şifrelenmiş olan bir “bilgi”. Zamanın ne kadar hızlı veya yavaş geçmesi, tamamen bizim onu şifrelememize bağlı. Mesela bir yazılım diskindeki ‘bilgi’, bilgisayar ekranında, yer ve zaman varmış gibi algılanır, silsile bir sahneden diğerine hareket ederken de “zaman” geçiyormuş gibi görünür. Sahnelerin arasında ise, mesafe ve perspektif var sanılır, oysa bu, bilgisayar tarafından okunan diskteki “bilgi”dir. Boşluk ve zaman ile ilgili olarak yaptığımız budur. 


Bilim adamları “uzay-zaman”dan söz ederlerken, sözünü ettikleri şey, “uzay-zaman” olarak deşifre edilerek görünen bir bilgisayar oyununa benzer. Bunun tamamı bir ‘sanal veya illüzyon’dur. Gece gökyüzüne baktığımız zaman yıldızlar ve gezegenler arasında inanılmaz mesafeler varmış gibi algılarız, oysa bütün manzara sadece bizim deşifre etme sistemimizde yer alır. Aslında mesafe diye birşey de yoktur, uzay/boşluk diye de. Sadece sonsuzlukta yer alan sonsuz ‘herşey’ vardır. 


5 Mart 2014 Çarşamba

Gerçek'in Titreşimleri - XXXII

David’in 3 Kasım, 2013’te yazmış olduğu makale:

“ ALAN ”
O ALANDA ‘SIR’LAR ORTADAN KALKAR


Bilim adamları ve öyle olduklarını iddia edenler, uzun zamandan beri aramakta oldukları ‘Herşey’in teorisini çözmeyi başaramadılar. Ben onlara buradan biraz yardımcı olabilir ve derim ki; “Herşey, sonsuz form olan tek bir ‘Sonsuz Bilinç/Farkındalık’ın birer ifadesidir”. ‘Sonsuz Farkındalık’ın sonsuz odak noktaları ve odaklanma becerisi vardır; işte biz ‘o’yuz ve herşey de ‘Sonsuz Bütün’ün içindeki bir odak noktası. Düşünceniz, yani odak noktanız adınız, aileniz, işiniz ve hayat hikayeniz olabilir, ama ondan ötesine hiç geçemez. Durum böyle olunca, siz de sadece doğan, bir hayat yaşayan ve ölen bir insan olursunuz.

Oysa çok gelişmiş bir ilgi menziliniz, yani gelişmiş bir bilinciniz veya farkındalığınız varsa, adınız, aileniz, işiniz ve hayat hikayenizin, aslında olduğunuz ‘Sonsuz Farkındalık’ içinde belirli bir frekans bandındaki deneyiminiz olduğunu bilirsiniz. Algılama (a), sadece gözlerin gördüğünü görür veya deşifre eder, (b) ise algılamanın, içinde olduğu büyük realitede sadece bir noktacık olduğunun ‘farkında’ dır.
Benim ‘Sonsuz’ dediğim sonsuza odaklanma, ‘Mümkün Olan Herşey’in ve ilginin bütün noktalarının farkındadır, çünkü ilgi kapsamı sonsuzdur. Parasitik, manipülatif güç ─yani başka bir odak noktası ve algılama─ kapıları insanların odaklanması ve algılamasının üzerine kapamadan önce, Sonsuz Realite’nin eski zamanlardaki farkındalığında sözü edilen 
‘Herşeyi Gören’ ve ‘Herşeyi Bilen’ terimleri de buradan kaynaklanırdı. Pekala, en azından çok kişi açısından diyelim... Manipüle edilmiş tarihimiz boyunca boyun eğmeyi reddetmiş olanlara; ‘gören’, ‘bilge’, ‘önsezili’ veya ‘kaçık’ denip hepsi görmezden gelinmiş, alay edilmiş veya yakılarak öldürülmüşlerdir, çünkü parasitik güçlerin ‘oyun planı’ açısından potansiyel birer tehlikedirler.

Eğer insanların, üretilmiş olan tek realiteye inanmasını istiyorsanız, o zaman ortaya çıkmasını isteyebileceğiniz en son şey, göz önüne alınabilecek çoklu olasılıklar bulunduğunu söyleyen birisi olur.
Tek bir enerji alanı bütün realiteyi kaplar, farklı olan diğer alanlar ise, o tek alanın- yani ‘ALAN’ın-ifadeleridir. Bu farklı alanlar, dikkatin ve farkındalığın farklı noktalarıdır,‘Tek’ herşeyi kaplayan ‘alan’ ise kollektif farkındalıktır.
Eğer sizin odaklanmanız da kollektif alanı içeriyorsa, deneyimlemekte olduğunuz realitenin ‘büyük tablo’sunu görürsünüz, ama sadece kendinize odaklanmış ve sadece kendinizin farkında iseniz, o zaman ‘bütün olasılık’ın değil, sadece ‘kısıtlanmış olasılık’ın koşullarında düşünüp, belirli formun fiziksel/holografik illüzyonunu algılarsınız.

Mesela hedef kitlenizi sahte bir realitenin içine hapsetmek isterseniz, onların hangi algılama içinde olmalarını isterdiniz? ‘Büyük tablo’ mu, yoksa ‘güçsüz aciz ben’ mi? Soru zaten kendisini cevaplıyor ve bugün dünyanın içinde bulunduğu halin nedeni de bu....


Bu nedenle, ‘bilim’, ‘tıp’, ‘eğitim’ ve medya, bu ‘alan’ın ve onun alt bölümlerinin varlığını keşfetmek veya kabul etmek istemiyor. Bu kurumların arkasındaki gizli güç, insanların bedenlerinin ötesindeki benliklerinin seviyelerini keşfetmeleri halinde, bütün domino taşlarının yıkılıp herşeyi sarmış olan sis tabakasının açılacağını çok iyi biliyor.



Aurik alan, değişen düşünce ve duygularla/frekanslarla değişiyor,
çünkü her bir renk veya ton, farklı bir frekans...

Bütün bunlar, insan aurik veya elektromanyetik ‘alan’ının, şimdi teknolojik olarak teyit edilebilmesine rağmen gerçekleşiyor. Çoğu kişi gibi ‘Gerçek’e boşverip, herşeyin resmi bilimsel versiyonunu korumak için ‘bilmeyiş veya cehalet perdesi’nin gerisinde de kalabilirsiniz, ama sonra gerçeği keşfedip de kıyasladığınız zaman; bütün paranız, işiniz, itibarınızın önemini kaybettiğini görüyor-sunuz.

Aurik alanın varlığının anlaşılması için gereken altyapının ve enerji realitesinin daha geniş bir enerji realitesine olan potansiyel bağlantılarının reddedilmesi suretiyle ‘bilim’, ‘tıp’ ve ‘eğitim’, hayatın doğası hakkında tam bir bilmezden gelme halinde tutuluyor. Sonra da bütün bu bilgisiziliğin adına ‘hayatın sırrı’ diyorlar.

Basılan görüntü, holografik form olarak
gördüğümüz şeyden yansıtılan dalga 
formundaki ‘bilgi alanı’dır.
Eğer birşey sizin reddettiğiniz bir alana gömülmüşse, o şeyin konumu doğal olarak sizin için bir ‘sır’ olur, yani araştırmadığınız ve ne olduğuna bakmadığınız herşey ‘sır’ olarak kalır. ‘Alan’, sırların çözüldüğü yerdir, ama siz bütün kanıtlara rağmen, varlığını inatla reddederseniz, tabii ki bütün bilinmeyenler gibi o da hep ‘sır’ olarak kalır. Bu, sadece sağlık değil birçok açıdan son derece zararlı olabilir. İnsan bedeni denilen hologram, aurik alandaki bilginin bir yansımasıdır. Çarşıda gördüğümüz teknolojik olarak üretilmiş olan hologram, bir fotoğraf üzerine dalga formu olarak şifrelenmiş olan bilgiyi okuyan bir lazer tarafından yaratılır.



...bu da, hologram dalga formu bilgisi yapısı olmadan dışavuramaz anlamına gelir. Hologram en basit anlatımla modelin şifrelenmiş halidir. Sağlık ve tıp uygulamaları açısından bu gerçeğin reddedilmesi de malum sonuçları oluşturur.

Alternatif şifacılar, uzun zamandır modern tıbbın ‘sebep’i değil, ‘belirti’leri tedavi ettiğini söylüyorlar. Alanı veya hologramı gözlemlerseniz, bunun nedenini görebilirsiniz. Beden (hologram) bilgi alanının bir yansımasıdır, dolayısıyla alanda olan aynen bedende olur, ama doktorlar ve bilim adamları sadece bedeni görürler, bilmedikleri için de hologramı tedavi ederler. “Ağrınız mı var? Pekala, o halde ağrıya neden olan sinirleri uyuşturalım”...

Ağrı ise aurik alandaki dengesizlikten veya bozulmadan kaynaklanır. Eğer ağrı enerjik olarak şifalandırılmazsa, semptom veya belirti veya hologramdaki dengesizlik sadece maskelenir, elimine edilmez. İşini iyi bilen etkin şifacılar bedeni değil, enerji alanını hedef alırlar, çünkü ‘alan’ sağlıklıysa beden de sağlıklı olur, çünkü ikisi birdir ve onlar bunu iyi bilirler.
Bir hologram stüdyosu

Günlük medya ve bilimde reddedilen, ama gizli çekirdek grup tarafından iyi bilinen başka bir sağlık tehdidi ve etkisi de nükleer santrallar, yüksek gerilim hatları ve cep telefonlarına dayalı tehlikeler, kablosuz net, ‘smart meter’ denen çeşitli tiplerdeki ‘akıllı’ ölçerler ve Fukushima gibi radyasyon felaketleri. Bunların etkileri gözden kaçırılıyor, çünkü a) komployu hazırlayanların en içteki çekirdek grubu bizim bunları bilmemizi istemiyor, b) bilim ve tıp alanında çalışan çoğu kişi, bedenin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını bilmiyor. Onlara göre bu radyasyon teknolojisi bedeni etkilemezmiş. Oysa büyük çapta elektromanyetik aurik alanı etkiliyor ve sonra da ‘beden hologramı’na geçiyor. Bir düşünün, arabanızla yüksek gerilim hatlarının yakınından geçerken radyo yayınınız bozulur, öyle değil mi? Bu tamamen o yüksek gerilim hattından yayılan elektromanyetik alandan kaynaklanır. İşte bu tür yüksek gerilim hatlarına yakın yerlerde yaşayanlara olan da bu oluyor. O insanların elektromanyetik aurik alanları bu yüksek gerilim hatları tarafından bozuluyor, o bozulma bedenlerine geçiyor, bozulmanın sonucunda da ortaya lösemi veya benzeri hastalıklar çıkıyor. Aynı şey nükleer santrallar, cep telefonları, kablosuz net, akıllı ölçerler ve Fukushima gibi nükleer felaketler için söz konusu...

Bir kez daha vurgulayacak olursak, bunlar için tek önlem; kendi ‘elektromanyetik alan’ımızın bilincine varmaktır.

Global komplonun amacı; insanların odaklanmasını hologramda veya beş duyu algılamasında tutmak. Bir kez realiteyi algılamanız bunun tuzağına düşerse, temelde, bir sol beyin algılaması olan bu beş duyu realitesi herşeyi herşeyden ayrı görür, ayrı olarak algılmaya başlar. Bu, “Görüyorum, duyuyorum, dokunuyorum, kokluyorum ve hissediyorum, bunları yapamıyorsam, başka bir gerçek olamaz!” alemidir...


Bilim, tıp, eğitim ve medya denen ve sadece sisteme hizmet eden kurumların hepsinin yapısı ve kontrol içeriği, hep beş duyuya göre düzenlenmiştir. İşte bu nedenle, bütün alternatif açıklamalar ve olasılıklar bu kurumlar tarafından sansürlenir, hatta bazısı kanunen yasaklanır ve beş duyuya aykırı olan her görüş anormal olarak değerlendirilir veya nitelendirilir.
Cehalet veya bilmeyiş ve küstahlık biraraya gelince, ellerindeki müzik notası gibi belgeleri tekrarlayıp duran ve realite hakkındaki gelişmiş açıklamalarla ve olasılıklarla alay eden bilim adamları ortaya çıkar, çünkü bu bilgiler ‘mantık’ dedikleri kendi temellerine oturmamaktır. Peki belirli bir bilgiye dayalı bir inanma sürecinden başka birşey olmayan mantık nedir?


Günümüzde Homeopati de, bu bilimsel ‘mantık’ versiyonuna dayalı birşey olmadığı için göz ardı ediliyor ve ‘bir maddeyi yok edinceye kadar seyreltmek mümkün olmadığı için kimseyi tedavi etme özelliği de yoktur’ deniliyor. Homeopati’nin bu şekilde kınanması da , ‘Alan’ın ve herşeyin ‘bilgi’ olduğu gerçeğinin görmezden gelinmesinin başka bir sonucu...

Almanya Stuttgart’taki Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nde yapılmış olan deneylerde, sudaki madde sudan çıkarılsa bile o maddeye ait ‘bilgi’nin orada kaldığı gözlemlenmiş. Yani aslında şifayı sağlayan enerji halindeki bilgidir. Eğer homeopatiyi uygulayan kişi, bu konuda yeterince beceri sahibi ise aurik alan, dolayısıyla da hologram üzerinde tedavi sağlar. Yani bu aşamada homeopati doğrudan bedeni (hologramı) değil, bedeninin yansıtıldığı
bilginin modelini şifalandırır. Fiziksel olarak değil, enerjisel olarak şifa sağlar, çünkü aslında fiziksel olan birşey yoktur, aurik alan iyileşince, beden de iyileşir. 

‘Alan’ı bilmek, homoeopatiyi ve alternatif tedaviye ‘mantık’ sağlıyor, ama bu, sistemin ‘mantık’ temeline hiç uymuyor. Örneğin Oxford Üniversitesi’nde Profesör olan Richard Dawkins, sadece ‘fiziksel’ olanı görüyor. Ona ve onun gibilere göre fiziksel olarak, sadece fiziksel olan birşey tedavi edilir, ama tabii ortada ‘fiziksel diye birşey yok’ düşüncesi olursa, bu da başka bir problem yaratıyor.

Bir kez daha vurgulayalım, ‘mantık’, bilgiye dayalı bir algılama olup inanca dönüşüyor ve mutlak sayılmıyor. Bunu bilince hiçbirşeyin mutlak olmadığını bilerek bu tuzağa düşmüyorsunuz. Örneğin ben de buna inanmadığımı çoz kez belirtmişimdir. Ben de realiteyi bu şekilde algılıyorum, ama herzaman bilinmesi gereken çok fazla bilgi olduğunu, dolayısıyla her yeni bilgi ve yeni deneyimi algılarken hep keskin kenarın ucunda olduğumu biliyorum. Bizim inanç dediğimiz şey, algılamayı kendi kendine sansürlemek ve Tanrı’nın bizim bilmemizi istemediği daha fazla bilgiye gerek olmadığı düşüncesine sarılmak oluyor. Kutsal kitaplar ve kalıplara girmeyen ‘bilim’cilik , özgür düşüncenin kendi kendini sansürlemesinin klasik temsilcileri olup ‘alan’ı reddeden ‘mantık’algılamaları...

Dinler de ‘ruh’tan bahseder, ama savunucuların büyük bir çoğunluğuna, ‘fiziksel’lik algılaması egemendir. Ruh, bir varlıktan ziyade bir kavram olarak nitelendirilir.

Hiçbirşey hiçbirşeyden ayrı değildir. Hepimiz, sonsuz realite içinde birer ‘bilinç’iz. Ve ‘Alan’ı görmezden gelirsek, kendimize ‘aciz ben’ realitesi ile bir bölünmüşlük realitesi yaratmış oluruz. İnsanların kolektif odaklanmalarının, beş duyuya dayalı kör bir cehalete hapsetilmesiyle de parasitik manipülatörlerin ekmeğine yağ sürülmüş olur.


En geniş anlamda enkarne olmuş ruhun, ölüm ile bedeni terk etmesi de illüzyon, çünkü mezardaki beden ile bedenden çıkan ruh da aynı ‘Sonsuz Farkındalık’ veya hayalin ifadesi... Manipüle edilmiş zihnin algılamasından başka hiçbir bölünme yok.


Her yerde net bir şekilde bölünmüşlük görüyoruz, çünkü o illüzyon ‘fiziksel’ ve algılama açısından bölünmemize neden oluyor, yani kitlesel kontrol sağlamak için gerekli olan böl ve yönet sonucuna götürüyor.


Realitenin farkındalığındaki bir başka ‘sır’ı ise, şekil değiştirme ve ruha şeytan girmesi olgusu. Aurik alan, bedenin bilgi modeli, bu nedenle bu alanda değişen herşey bedeni/hologramı da değiştiriyor. Kişinin bedenine tam olarak sahip olunmuşsa, olumsuz varlık veya varlıklar kendi enerji alanlarını hedef kişinin elektromanyetik alanına o kadar yoğun bir şekilde empoze ediyorlar ki, sahip olunan ‘bilgi’ o bedene egemen oluyor, bu durumda hologram da bozuluyor.

Bunun ardından klasik bozulma, yani yüz hatlarındaki ‘bozulma’ yer alıyor. Bunu korku filmlerinde sık sık görürüz. Peki yüze ne oluyor? Şekil değiştiriyor. Yıllardan beri ifşa etmeye çalıştığım gibi, hibrid soy ailelerindeki kişilerin hibrid DNA’ları var. Peki DNA nedir diye sorulacak olursa; o da ‘ bilgi’ alanının holografik ifadesidir diyebiliriz... Yani bir insan, bir sürüngene veya başka bir şekle dönüşüyorsa, bu en basit anlamda; kendisininkinden başka bir enerji alanına sahip olmaya çalışan bir enerji alanı. İnsan beden hologramını etkisi altına alıyor ve yansıtılan ‘bilgi’ ye göre bir değişim oluyor. Ancak tekrar vurgulayalım; sadece ‘fiziksel’ olarak düşünenlere, bedenin bir şekilden başka bir şekle dönüştüğünün söylerseniz, size de ‘deli’ derler . Bunu benden daha iyi hiçkimse bilemez... 

Dünyadaki soy ailelerin hem insan, hem sürüngen veya diğer şekilleri aldıklarını söylediğim için yıllar boyunca kitlelerden ve medyadan o tepkiyi aldım. Kimse için “tam anlamıyla şekil değiştirdi” demiyorum, ama bu kensilikle birçok kişinin tanık olmuş olduğu üzere bir şeklin diğer şeklin üzerine geçmesi biçiminde gerçekleşiyor. İnsanlar bedenin şekil değiştirmesinin mümkün olmadığını düşünüyorlar, çünkü bir kez daha belirteyim; onlar da aslında olmayan ‘fiziksel’ olanı düşünerek böyle söylüyorlar. Eğer dünya ‘fiziksel’ veya ‘katı’ olsaydı, şekil değiştirme fikri tabii ki saçma olurdu, ama bu alem ‘katı’ değil, ‘katı’nın deşifre edilen görüntüsüne göre holografik veya akışkan oluyor. 

Şekil değiştirme; bir enerji değişikliği, yani bir hologramın değişmesine neden olan bir ‘bilgi’ alanının değişikliği... Aslında anlaşılması çok basit, ama ‘mantık’la algılanan realitenin doğasının bilinmemesi yüzünden, hepsi delice ve imkansızmış gibi geliyor.

İnsanların enerji alanlarına kilitlenerek sahiplenen varlık veya bir çeşit bilinç, aslında tam Satanistlerin taptıkları enerji veya güç... ‘Satanist ayinleri’, Satanist olan kişi ile, o varlık veya varlıklar arasında bir frekans bağlantısı yaratmaya dayalı. Bu Satanistler açısından büyük bir onur sayıldığı için, bu şekilde sahip olunmaya kendileri talip oluyorlar... Enerjisel etkisi nedeniyle hala, yüzyıllar öncesinin ayinlerini yapıyorlar. Aslında semboller, renkler ve mumlar da gösteri olsun diye değil, hepsi kollektif bir frekans bağlantısı ürettikleri için kullanılıyorlar. Böylece negatif varlıklar ayindeki katılımcılara sahip oluyor, hatta görünebiliyorlar bile...

Eski Satanistlerin anlattıklarından edinmiş olduğum bilgiler çerçevesinde, klasik daire içersindeki ters beşgen şekli, negatif varlıkların ayinlerde görünmesini sağlayan portalı/girişi sağlayan özel enerji alanının bir ifadesi. Bizim dünyada malum ayin yapılırken aynı şeyler, aynı anda Hristiyanların ‘Şeytan’, Müslümanların ‘Cin’, Agnostik inanışında da ‘Archon’ denilen parazitlerin aleminde yer alıyor. Bu karşılıklı ayinler onları birbirlerine bağlayan bir enerji rezonansı yaratınca da bu negatif varlıklar beş duyu dünyasına geçiş yapıyorlar. 

İnsan hiyerarşisi, dünyaya geçmiş olan Arkon hiyerarşisinin aynısı olup, frekans bağlantılarını sağlamak üzere özel olarak yaratılmış olan hibrid soy aileler arasından gelen kişiler, hibrid enerji alanları yoluyla, bizim dünyamızdan şeytan alemine geçebilirler. 

Eski Satanistlerden edindiğim bilgilere göre, hiyerarşide, bir insana sahip olan negatif varlık hangisi ise, o insan o satanist varlığın gücü ve statüsüne göre yönetilirmiş. Resmi olmayan bir Rothschild’ın anlattıklarına göre şeytan, soyun önde gelen bireylerine sahip olduğu için, insanları kontrol altında tutan sınıf da onlar oluyormuş. 

Antik çağlardaki tanrılara kurban verme efsaneleri veya hikayeleri aslında, insan enerjisinin şeytan alemine kurban edilmesi temasını anlatıyor... ‘Genç bakire’ kavramının anlamı ise aslında çocuklar. Ergenliğe eriştikten sonra insan enerjisinin seviyesi nispeten düştüğü için, bu parazitlerin asıl isteği, en yoğun haldeki insan enerjisi, işte o da çocuklarda var!

İşte bu yüzden dünyada pedofili çok yaygın, özellikle de soy aileler arasında. Sübyancıların çoğuna şeytan sahip olmuş durumda. Bu negatif varlıklar çocuklarla seks yaparlarken boyutlararası geçiş yapıp çocukların enerji alanı ile besleniyorlar.

Bu söylediklerim nedeniyle şirket medyası tarafından da, alternatif medya tarafından da alaya alınıyorum, çünkü her ikisi de bizim deşifre ettiğimiz ve deneyimlemekte olduğumuz realiteyi algılayamıyor veya anlayamıyorlar. Ya sadece aslında olmayan ‘fiziksel’i görüyor, ya da realite duygularına egemen olan katı bir din inanışları var. Bu onların tavşanın deliğinin daha derinlerine gitmelerine engel oluyor. Bunu yapabilenleri ise, kendilerinin realiteyi algılayamamaları nedeniyle oluşan önyargıları ile kınıyor veya alaya alıyorlar. Global komplonun yapısını ve derinliğini anlama konusunda kör gibiler. Zihinlerini ve katı inanç sistemlerini daha akışkan ve gelişmiş bir algılamaya açmadan da bunu yapabilmeleri mümkün değil. 

Eskiden şirket medyasındakileri kınayıp alay eden alternatif medyadaki kapalı zihinlere veya kendi inanç sistemleri ile ilgili olarak aynı şekilde davranan insanlara da kızardım. Bir kez içtenlikle yüreğini açarsan o zaman bütün taşlar yerine oturmaya başlar. 

Bugünlerde hep başımı sallayıp yürüyüp-gidiyorum, ama karşı karşıya olduğumuz bu durumun altındaki ana nedenin bu şizofrenik cehalet olduğunu da iyi biliyorum... Ve alternatif alandaki büyük bir çoğunluk, bununla nasıl baş edeceğimiz konusuyla yüzleşmekten hala kaçıyor. 

Herşeyi bilmek, farkındalığa doğru sonsuz bir yolculuk. Ve sonsuzluğun kendisini de içeren bir odaklanma noktası. İşte o noktada ‘Herşeyi Bilen’, ‘Herşeyi Gören’ en gelişmiş haliyle ‘Var Olan Herşey’ oluyorsunuz. Ancak herzaman, ama herzaman bilinecek daha çok şey oluyor.

Bizi, görünen ışık denilen çok minik bir frekans menzili içersine odaklayarak manipüle etmiş ve hep kontrolünde tutmakta olan sistemin ürünü olan bu realite ile kıyasladığımızda, asıl bilinmesi gerekenin etki yaratması da son derece zor gibi görünüyor...

Algılamanın programlanması herşeyi sıkı sıkıya sarmış durumda, dolayısıyla düşünce ve inançlar bakımından herkesin onun etkisine karşı çok dikkatli ve sağduyulu olması lazım. Din fanatikleri ve sistemin realite versiyonununa inananlar algılama programına çok çabuk kapılıyorlar, ama neyseki aralarında katı inançları reddetmiş olanları görüp de sistemin fantazilerini kınayanlar da var. 

Programlanmış olanları silme işlemine başlamak için ‘alan’ın varlığını kabul etmek iyi bir başlangıç olacaktır, çünkü bir kez olasılık menziline girerse, program birçok açıdan gücünü kaybeder, çünkü imkansız olan birdenbire fevkalade ‘açıklanabilir’ hale gelir ve farkındalığı geliştirmek üzere bir akış sağlanabilir.

Açıklanamayan mucizeler olmadığı gibi, açıklanamayan sırlar da yok. Sadece ‘biliş’ ve ‘cehalet’ var ve bu da tümüyle bir seçim meselesi...

2 Temmuz 2013 Salı

David’i Anlatanlar (Activist Post)

2012 Ağustos,  'Activist Post’tan...
Yazan:  ‘Illuminati Watcher’

David’ Icke’ın ‘Ay Matriksi’ teorisi öyle bir noktada ki, insanlar onun deli olduğunu düşünüyorlar. Oysa Icke’ın teorilerindeki gelişmeleri izleyen ve bilenler, onun çok daha derinlerdeki anlayış seviyelerine ulaşmış olduğunu bilirler. Ve eğer onun, ‘şekil değiştiren sürüngen’ bilgilerini sindirebilmişseniz, ‘Ay Matriksi’ teorisini  de rahatlıkla anlayabilirsiniz.

‘Ay Matriksi’ teorisi, Icke’ın ‘görünürdeki gerçek’ hipotezine dayanıyor. Bu hipotezinde, dünyamızın olağanüstü üstün bir bilinç tarafından yaratıldığını ve amacının da bizim, özünden gelmiş olduğumuz ‘Tek bilinç’in ötesini de deneyimlememizi sağlamak olduğunu söylüyor. Ona göre bizler, bu fiziksel gerçekliği deneyimliyor, fiziksel bedenlerimiz öldüğü zaman da, belirli koşullar çerçevesinde  o  ‘Tek’ liğe geri dönüyoruz. Bu durumda bütün fizik kanunları da, birer yazılım programından ibaret oluyor.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Gerçek’in Titreşimleri- III


David Icke’tan,’Gerçek’in Titreşimleri (III)

Hayatı tam anlamıyla deneyimlemiş insanlar, programlanmış DNA ve artık saklanamayan gerçekler...
Yolumda cevaplar arayarak ilerledikçe, çoğu kişinin algıladığı şekliyle bu ‘dünya’yla olan bağlantım gittikçe daha azalıyor. Aynı şekilde bize ‘gerçek’olduğu söylenen ‘norm’ları da gittikçe ciddiye almaz oluyorum.
Toplumun, bizim hayatı ve dünya olaylarını görmemizi istediği ‘gerçek’ artık benim için hiç öyle değil. Malum, bunların hepsi illüzyon, ama şimdi bunun, son derece yoğun bir şekilde manipüle edilmiş bir illüzyon olduğunu daha iyi anlıyorum. Düşünün, insana ait olduğu sanılan, oysa aslında implant edilmiş duygusal tepkiler ve düşünceler var. Bunu başka bir kaynaktan tetikliyorsunuz ve o insana, o bunu hiç anlayamadan, ömrünü tamamlatıp gönderiyorsunuz.
Kim olduğunuzu hatırlayın’ adlı son kitabımda ayrıntılı olarak açıklamış olduğum gibi ‘insan bedeninin aklı’;  genetik olarak ‘değersiz’ bulunan veya ‘protein kodlamayan DNA’ye yerleştirilmiş olan biyolojik yazılım programları ile eşdeğer.  Ve bunlar, binlerce yıl önce programlanmış...

Gerçek’in Titreşimleri - II


David Icke’tan, ‘Gerçek’in Titreşimleri,  (II)



Biliyor musunuz, dünyanın çıldırdığını anlayacak kadar ‘uyanmış’ olmak bile önemli. O zaman daha az şaşırıyorsunuz, tanık olduklarınız  karşısında başınızı üzüntüyle iki yana sallıyor, sonra da her zamanki işinize devam ediyorsunuz.
Bir restoranda, psikolojik olarak hasta veya kişilik bozulması olan birisi bağırıp çağırmaya, garip hareketler yapmaya başlayınca öfkelenmiyorsunuz, çünkü onun bunu, elinde olmadan yaptığını biliyorsunuz. O, ‘Gerçek’i sapmış bir şekilde algılayıp bunu davranışlarına aksettiriyor, çünkü beden bilgisayarı, fonksiyonunu yerine tam olarak getiremiyor. İşte bunu anlayabiliyorsunuz.
İnsanların çoğu da, bizi gittikçe daha çok köle haline getirmek isteyen grup da bu durumda.  Hatta onlar, delinin de delisi gibi. Kısacası ‘deli’ler, ‘uyuyan’ları denetliyor. Her iki tarafın da eksiği ise, ‘Sonsuz Bilinç’.
İşte dünya, bu nedenle bu halde. Çoğunluk ‘bilinç’siz. İşte bu nedenle, ‘Sonsuz Bilinç’lerine açılanlar, açılmamış olanların göremediklerini, deşifre ve muhakeme edemediklerini görebiliyorlar. Zemin aynı olmakla birlikte, tam anlamıyla farklı realitelerde yaşıyorlar.

Paylaşım