3 Eylül 2014 Çarşamba

Gerçeğin Titreşimleri - 41 - Korku

(David Icke’ın 21 Nisan 2013 tarihli makalesi)

“ KORKU ”

Korku’nun tanımı: ‘Birisinin veya bir şeyin tehlike, ağrı veya bir tehdit oluşturacağı inancından kaynaklanan hoş olmayan duygu’. Veya ‘Bir tehlike nedeniyle gerginlik ve tedirginlik hissi’.

Bu kriter çerçevesinde herkes farklı seviyelerde bir korku hissediyor. “İşimi kaybeder miyim? İlişkim sona mı erer? Kirayı ödeyebilecek miyim? Çocuklarıma ne olacak?” ... gibi insanların korktuğu veya kendini tedirgin ve tehlikede hissettiği bir sürü sebep oluşabilir. İşler yolunda gitmediği zaman insanlar ne yapacaklarını düşünürler, yolunda gittiği zamanlarda ise ‘acaba işler neden yolunda?’ diye şüpheye düşerler.

Ne var ki, insanların çoğunun bu sonsuz korkuları, gerçekleşenlerden değil, gerçekleşme ihtimali olan sebeplerden kaynaklanır! İnsan ‘beden aklı’nın ‘korku’ işlemi, bu ikisini ayırdedemez. Bir deneyin, sizi korkutan birşey düşünün, bedeniniz ve duygularınız sanki gerçekmiş gibi tepki verir.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Gerçeğin Titreşimleri - 40 - Paranızı çalan küresel oyun

(David Icke’ın 27 Ekim 2013 tarihli makalesi)

Zengin adam, fakir adam… Paranızı çalmak için global kandırmaca…

Benim makalelerimi okuyanlar bilirler, yıllardan beri sistemin, global bir ‘Açlık Oyunları’ toplumu yaratma planlarını elimden geldiğince anlatmaya ve açıklamaya çalışıyorum. Sistem, toplumu servetinden tamamen koparma yolunda ve bu artık, kendilerini varlıklı sayanlar için bile söz konusu olacak boyutlarda…

Bunun en kötü örneği Kıbrıs’ta gerçekleşti. 2008’de banka sistemini kurtarmak için bankada hesabı olanların paralarına el kondu. Şimdi ise başka bir banka soygunculuğu ve sermayeye el konması planı tetiklenmek üzere beklemede…

Uluslararası Para Fonu (IMF) ‘Vergi Zamanları’ başlığı ile bir ‘Mali Gözlem Raporu’ çıkardı. Aslında bu, global ekonominin çok kötü durumda olduğunu, dolayısıyla vergilerin arttığını, sermayeye de ‘el konma’ ihtimali olduğunu belirtiyor.

31 Temmuz 2014 Perşembe

Gerçeğin Titreşimleri - 39 - Tıp, doktorlar, ilaçlar, aşılar ve sağlık sektörü

David Icke’ın Şubat 2013 tarihli makalesi

Doktorlar yüzünden ölüm... Şok edici rakamlar...

Üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçek de, ‘komplo’nun kuruluşundaki önemli ayaklardan birisinin ‘tıp’ biliminin olmasıdır . Bunun birçok nedeni var... Sistem; keskin zekalı, enerjik, sağlıklı ve canlı bir insan nüfusu istemiyor, çünkü o zaman manipüle etmek ve kontrol altında tutmak çok zor olur. İnsanları böyle tutmak için de ilaç şirketlerinin temsilcilerinden daha nitelikli ve sanki şehrin ana caddesinde ilaç dükkanları varmışçasına ilaç yazan doktorlar, çeşitli ilaçlarla insanları kitleler halinde yok ediyorlar.

Aslında ‘Taş Devri Tıbbı’ dememiz gereken ‘modern çağ tıbbı’, insanların kendi gerçek benliğini ve asıl realiteyi farketmesini engelleme açısından oldukça önemli bir rol oynuyor. Eğer doktorlara aslında bedenin nasıl çalıştığı anlatılsa ve hastalarını o temele göre tedavi etmeleri söylense, ilaç karteli ve eczacılık tamamen işsiz kalır, deyim yerinde ise; realite açısından kedi torbadan kaçar, sistem de çökerdi.

Bedeni, aslında ne ise ona göre, yani bir ‘dalga formu enerji alanı’ olduğunu göz önüne alarak tedavi etseler, asıl ‘realite’nin anlaşılması için bütün kapılar açılmış olurdu. Bütün domino taşlarının yerde düzgün bir şekilde dizilmiş olduğunu düşünürsek, benim sözünü ettiğim; ilk domino taşının savunulması olayıdır. Bütün dominolar dizilmişken ilk domino taşının devrilmesiyle sıradaki yüzlercesi devrilecektir.

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Gerçeğin Titreşimleri - 38 - Şirketler tarafından yönetilmek

TPP/Trans Pacific Partnership/Pasifik Ortaklığı...
Ve şirketler tarafından yönetilmek...

Tiranlık, birçok isim altında beliriyor ve çoğu kişi de bu isimlerin altındaki küçük yazıyı okuyuncaya ve uygulamada ne demek istediklerini anlayıncaya kadar pek masum görünüyor. Tabii ki, çünkü ‘tiran’lığı, hedef kitleye ‘tiranlık’ adı altında satamazsınız.

Yine George Orwell’in meşhur ‘Bakanlık’larına dönüyoruz. ‘Barış Bakanlığı’(sürekli olarak savaşları yönetir ; ‘Bereket Bakanlığı’(gıdayı vesika ile dağıtır, üretimi ve parayı kontrolü altında tutar; ‘Gerçek’ Bakanlığı; (istihbaratı kontrolü altında tutar; ‘Sevgi Bakanlığı’ (muhalifleri gözetler, tutuklar ve işkence eder).

İşte aynı dalavere Trans-Pacific Partnership/TPP, yani ‘Pasifik Ortaklığı’nda mevcut...Bunun bir serbest ticaret anlaşması olduğu iddia ediliyor, oysa tam anlamıyla özgürlükleri yok ediyor ve şirketler tarafından yönetiliyor. Bu; patentler, telifler, markalar ve endüstriyel tasarım konusunda yıllardır yapılan gizli entrikaların ve görüşmelerin bir sonucu... Aslında kollektif olarak istenen tek şey de insanların ifade özgürlüklerinin çökertilmesini sağlamak.

15 Haziran 2014 Pazar

Gerçeğin Titreşimleri - 37 - Halkın soyulması ve kölelik

(David Icke’ın 11 Ağustos 2013 tarihli makalesi)
HALKIN SOYULMASI... KÖLELİĞE DOĞRU...

Bugünlerde İngiltere’de, genel olarak dünya için yapılmış olan planı ifşa edici birçok örnek yer alıyor. Orwell tarzı birçok olaydan oluşan uzun listenin en sonuncusunun adı da, ‘sıfır saat sözleşmeleri’. Bu, epeydir ortalarda olan bir konu ve tahminlere göre milyonlarca insan, köleliğin bu modern şekline yakalanacak. Bu örneklerin sayıları çok çok yüksek ve eğer biz öyle olmasına izin verirsek bu sözleşmeler, ‘delilerin’ küresel olarak iş yerlerini yeniden yapılandırma planlarının bir bölümü haline gelecek. Aynı tekniği Kraliçe Victoria zamanında ve 1930’ların ‘Büyük Bunalım’ından önce de görmüştük. O zamanlar, umutsuz durumdaki insan kitleleri, her gün iş bulma umuduyla saatlerce kuyruklarda beklerler, işverenler ise işe sadece işlerine gelenleri alır ve canları ne kadar isterse o kadar para verirlerdi ve tabii ki bu genellikle de en düşük ücret olurdu.

Uzak Doğu’da ve çok kötü çalışma koşullarında işçi çalıştıran kültürlerde on milyonlaca insan şimdiden köle edilmiş durumda, ama artık özgür ve liberal Batı da, insan kitlelerini dizlerinin üzerine çökertmek üzere, sistematik bir şekilde ve büyük bir hızla ekonomik bunalım yoluna sokuluyor.
Bu ‘sıfır saat sözleşme’leri, insanları hiçbir garantileri olmadan çalışmaya zorluyor. İnsanlar sürekli olarak bu ödeme yapılmayan işlerde çalışırlarken onlara başka teklifler de yapılamayacak, başkası için de çalışamayacaklar. Tatil yok, sağlık ödemeleri yok, ev kiralamak veya satın almak yok, düzenli bir gelirleri yok ve şikayet edecek olan olursa, şikayet etmeyenlerin lehine, çalışma saatleri reddedilmek suretiyle cezalandırılacaklar. Bu resmen kölelik, başka hiçbirşey değil!

30 Mayıs 2014 Cuma

Gerçeğin Titreşimleri - 36 - Eğitim

David’in 2013 Ocak tarihli makalesi:



"EĞİTİM"


PROGRAMLANMAK İÇİN BİR DE PARA VERİYORUZ

‘Eğitim’denilen programlama makinası, ‘Sistem’ için kesinlikle çok önemli, çünkü eğitim insanların en küçük yaşta realiteyi algılama şekillerini beyinlerine yerleştirmek veya tam anlamıyla implant etmek üzere tasarlanmış. Böylece sistemin akıl besleyicileri büyüdükleri zaman herşeyi ya oyunun planına göre yönetecekler, ya da kendilerini özgür sanarak hayatlarının sonuna kadar küçük birer iyi köle olarak kalacaklar. 

Bir zamanların ünlü grubu ‘Pink Floyd’un şarkısında dediği gibi; “Sonuç olarak sen de duvarda bir tuğlasın”. Aslında sistemi yönetenler de köle, sistem tarafından yönetilenler de... Arada sadece bir derece farkı var. Ortak payda ise; insanların ‘sol beyin’e hapis olmaları. 

Beyinin iki yarım küresi Korpus Kallosum denilen bir köprü ile birleşir. Bu iki yarım kürenin çok farklı işlevleri ve özellikleri vardır. Oysa bizler ‘bütün’ beyinli olarak yaratılmış olup, her ikisinin de özelliklerine sahibiz. Her neyse, Kontrol Sistemi bunu hiç istemiyor, dolayısıyla da insanların çoğu kendisini bu özelliğe sahip değil sanıyor.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Gerçek’in Titreşimleri - 35 - Plan 21

David Icke’ın 2012 Temmuz tarihinde yazmış olduğu makale:

Ve Tanrı dedi ki; (parmağı Alaska’daki düğmeye basılı olarak)

“Size kuraklık, seller ve salgınlar vereceğim!”
(Oysa bu ‘küresel ısınma falan değil, sadece ‘Agenda 21/Plan 21’ uygulanıyor!)

2012 Temmuz... Ben bu satırları yazarken benim yaşadığım, İngiltere’nin güneyindeki Wight Adası’nda güneş pırıl pırıl parlıyor. Dediklerine göre bu, yağmursuz geçen en uzun dönem olmuş. Nisan’daki inanılmaz ısı, bu vıcık vıcık yazı getirdi. Yazın havanın nasıl olacağı konusuyla çok ilgiliyim, çünkü oğlum kriket oynuyor ve malum, bu oyunun oynanması için havanın kesinlikle yağmurlu olmaması gerekiyor. Şimdi gökyüzünde hiç yağmur belirtisi yok, çünkü daha önce haftalarca sağanak yağdı, çoğunlukla da pencere pervazlarını oynatacak şiddette bir rüzgar ona eşlik etti.

Wight Adası İngiltere’nin en güney kıyısında olduğu için gelirinin çoğunu, adanın plajlarından ve kırlık alanından yararlanmaya gelen turistlerden sağlıyor. Ancak bu yıl fazla turist gelmedi, gelenler de zamanlarının çoğunu yağmurdan kurulanmaya çalışarak geçirmek zorunda kaldılar. İngiltere’de en kuru geçmesi gereken zamanda sürekli olarak ‘sel’ uyarıları yapıldı. Malum, İngiltere’nin havasına hiç güven olmaz, zaten bu nedenle de çok ünlüdür, ama bu sefer durum çok farklı...

Plaja hoşgeldiniz. Yüzmek isteyen var mı?

Aynı sıralarda A.B.D. ve Kanada’da ise bunun tam tersi oldu ve bu ülkelerin kalbinde, yani en çok tarım yapılan alanlarda büyük bir kuraklık oldu. Bu, tıpkı Avrupa’da yağmurların yaptığı gibi ilkbaharda başladı. Kar yağmadığı için, toprak eriyen karların sağladığı yarardan da mahrum kaldı. Bunun nedeni Kuzey Amerika’daki olağan iklim değişikliklerinden kaynaklandı, ardından rekor seviyede bir sıcak dalgası başladı ve yağmur yağmadığı için toprağın emmiş olduğu az miktardaki nem de buharlaştı.

Paylaşım