19 Şubat 2016 Cuma

Video metni: Söyle neden?


Beşikten mezara kadar, programlanmamıza ve üzerimize atılan her şeye rağmen insan bilincinin gücü kendini gösteriyor ve insanlar gittikçe artan sayılarla uyanıyorlar.

Baskı, baskı, baskı... Hayatlarımıza neler oldu? 

“-Öğretmenim, mutluluğu nasıl yazıyorduk?”... 


Neler oluyor? Mutlu musunuz? Sizi mutlu edecek bir şeyler yapabildiniz mi? Biliyorsunuz, hep bize satılmış olan şu başarı ölçülerine göre yaşıyoruz. Hepsi de hep daha fazlasına göre ölçülüyor. Hep daha fazla, hep daha fazla...


Bundan kaç kişi, şundan kaç, kaç kişi şunu yaptı, kaç kişi bunu yaptı? Kaç kişi ipotek yaptırdı? Hepsi ölçülüyor... 


3 Şubat 2016 Çarşamba

Video metni: Uyanış

Bu yazımız, David Icke - Humanity Is Awakening videosunun dökümüdür.


                                          http://www.davidicke.com            Kanal: jay4louise2

Bütün bu komplonun ana amacı; insanları ‘beden aklı’nda tutup, onların ‘bilinç’lerine açılmalarını engellemek. Bugünlerde olan şu: Titreşimsel değişim tam anlamıyla başladı, tam aktif halde. İnsanların bilinci uyanıyor. Ben bu konuda tam bir barometre gibi oldum, çünkü bundan 20-25 yıl önce bu konuda konuşmaya başladığım zaman dinleyiciler bir telefon kulübesini bile dolduramayacak kadar azdı. Bu konuda konuşmaya başlayınca, tabii bir de BBC’de haber sunucusu olduğum için bütün yurtta haber oldum, herkes delirdiğimi düşündü. İngiltere’de inanılmaz derecede alay konusu oldum. 

Hayatınız, ilişkileriniz paramparça oluyor, işinizi kaybediyorsunuz, şu oluyor, bu oluyor, dolayısıyla ruhsal yolculuğuma başladığım zaman sokakta yürüken nereye gitsem herkes bana güler, bir ‘pub’a veya ‘bar’a girdiğim zaman kahkahalar kopardı, düşünebiliyor musunuz? Ve o zaman, “Arkadaş, eğer spiritüellik buysa eksik olsun, böyle birşey olamaz!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. 

11 Ocak 2016 Pazartesi

Gerçeğin Titreşimleri - 58 - Sürüngen Beynimiz II


İnsanlar ‘Bilinç’lerine açılmadığı sürece program, onların bütün algılama ve tepkilerini kontrol altında tutmayı sürdürecektir. 
David Icke

Büyük resim için tıklayın
Büyük resim için tıklayın
Bilim adamlarına göre beyinin en eski bölümü R-Kompleks, yani ‘Sürüngen Beyin’... Hala kuyruk sokumunda kuyrukla doğan insanlar olduğu gibi, tarihimizin en belirgin kalıntılarından birisi sürüngen beyindir. İnsan düşünce ve algılamasının nasıl manipüle edildiğini anlamak için sürüngen beyinin nasıl çalıştığını bilmek gerekir. Çoğu kişinin, insan bedenindeki sürüngen mirastan ve bunun insan davranışını ne kadar etkilediğinden haberi bile yoktur.

Bilim adamları R-Kompleks’in sinir sisteminin çekirdeğini temsil ettiğini ve 205-240 milyon yıl önceki Triassic döneminde bütün dünyada yaşamış olan “memeli benzeri sürüngen”den geldiğini söylerler. Bunun, dinozorlar ve memeliler arasındaki bir gelişme bağlantısı olduğuna inanılır. Mutlaka başka açıklamalar da olmalı.

Bütün memelilerin beyninde, sürüngen özellikler taşıyan bu kısım var. Şimdi bilim adamlarının sürüngen beyinde var olduğunu kabul ettiği özelliklere bir bakalım.

20 Aralık 2015 Pazar

Gerçeğin Titreşimleri - 57 - Algıladığımız dünya radyo istasyonuna benzer

Algıladığımız fiziksel dünya bir radyo istasyonuna benzer...
(David Icke)

Artık cisimlerin arasında boşluk olduğu bilimsel bir gerçek. Bazıları buna ‘Kuantum Hologram’ diyorlar. Apollo-14 Astronotu Edgar Mitchell, buna “Doğa’nın Zekası” demiş, Stephen Hawking ona “Tanrı’nın Zekası” adını vermiş, bazısı ise sadece “Alan” diyor. 1944’te, ‘Kuantum Fizik’in babası olan Max Plank, bu alanın varlığını “Matriks” olarak tanımlamış ve “Bilinçli olağanüstü bir zekanın var olduğu kesin” demiş.
Gregg Braden


Matriks filminden, Morpheus:
Matriks her yerde. Bütün çevremizde. Hatta şu anda, bu odada. Pencereden baktığın zaman, televizyonu açtığın zaman. İşe gittiğin zaman, vergilerini ödediğin zaman. Gerçeği görmemen için gözlerinin önüne konmuş olan bir dünya var”...

Bir dünyada yaşadığımızı düşünüyoruz. Oysa aslında bir frekans menzilinde yaşıyoruz. Hepsi bu. Bir frekans menziline yakalanmışız, dolayısıyla bir illüzyona”... Ünlü film “Matrix” te böyle diyor...

Çevremizde gördüğümüz ‘dünya’, fiziksel duyularımız olan görme, işitme, dokunma, koklama ve tatma ile ulaşabildiğimiz çok boyutlu sonsuzluğun pek küçük bir parçasıdır. Algıladığımız fiziksel dünya bir radyo istasyonuna benzer, fiziksel duyularımız da onun frekansına ayarlıdır. Dolayısıyla bütün gördüğümüz budur. Ancak çevremizde başka frekanslar ve ‘bilim’in varlığını reddettiği, sonsuz yaradılışın yoğunlukları da vardır. Hepsi bizim fiziksel duyu menzilimizin ötesinde olup, bazen boş görünen bir şeye tepki gösteren kediler veya bizim duyamadığımız sesleri duyan köpekler gibi hayvanların gördüğü ve duyduğu frekanslardır. Şartlanma yoluyla kısıtlanıncaya kadar yeni doğan bebekler de boşluğa tepki gösterirler. Bu frekanslar, eski dünyanın kahinleri, gerçek medyumlar tarafından ulaşılabilen titreşimlerdir. Onlar bu görünmeyen alemlere uyumlanabilmek için frekanslarını yükseltebilirler. Klasik ve kuantum mekaniği dersleri veren ‘Astro Fizikçi’ Giuliana Conforto, (gök fiziği veya yıldız fiziği olarak bilinen, gök cisimlerinin ve olaylarının fiziksel ve kimyasal özelliklerini, yapılarını inceleyen astronomi dalı) “LUH, İnsanoğlunun Kozmik Oyunu”(Edizioni Noesis, 1998) adlı kitabında şöyle yazmış:

26 Kasım 2015 Perşembe

Gerçeğin Titreşimleri - 56 - Mücadelede farklı bir yöntem: Kalp insanı olmak

(David Icke’ın 2012’de çıkan ‘Kim Olduğunuzu Hatırlayın’ adlı kitabından...)

Ben kimim?

Bizi sadece ‘zavallı aciz ben’ inancı ile besleyen Matriks programından kendimizi kurtarabilmemiz için, ‘kendi’mizi algılama konusunda toptan bir değişime ihtiyacımız var. Matriks programı, kendimizi sadece bedenimiz, adımız, işimiz ve hayat hikayemiz sanmamızı istiyor. Artık Matriks’e ne istediğini değil, hiç istemediğini vermenin zamanın geldi. Bu da şu demektir: Artık kendimizi; bedenimiz ve birer Matriks sembolü olan isim, iş ve gelir düzeyi olarak tanımlamaya son vermeliyiz. Biz adımız, işimiz ve gelir düzeyimiz değiliz! Onlar sadece deneyimlemekte olduğumuz şeyler. Biz o beden, o isim, o gelir düzeyini deneyimlemekte olan Sonsuz Bilinç veya ‘Farkındalık’ız. Kendi benliğimizi ‘beden aklı’ndan ‘bilinç’e döndürdüğümüz zaman gözlemleme noktamız ve farkındalığımız da ‘beden aklı’ndan ‘bilinç’e geçer. O zaman fiziksel olarak bu dünyada oluruz, ama vasıtasıyla gözlemlediğimiz farkındalığımız açısından bu dünyaya ait olmayız. Daha önce hiç göremediğimiz şeyleri görmeye başlarız. Buna, “insanların özgürlüğü için en iyi nasıl katkıda bulunabiliriz” düşüncesi de dahildir. ‘Sonsuz Bilinç’imiz bizimle en iyi, özsezi ve bilişimiz bünyesindeki kalp farkındalığı yoluyla konuşur. Akıl hapishanesi ve aklın yanıltmalarını yenmek istiyorsak rehberimiz bu olmalıdır. 

31 Ekim 2015 Cumartesi

Gerçeğin Titreşimleri - 55 - Nikola Tesla

Tesla Faktörü... (Mart 2015)


https://www.youtube.com/watch?v=NDuC0125gGo

Zamanın Ötesindeki Dahi” diye anılan Nikola Tesla

Eğer evrenin sırlarını öğrenmek isterseniz herşeyi; enerji, frekans ve titreşim olarak düşünün.” demiş.

Bu hafta bir video izledim. Nikola Tesla hakkında bir belgeseldi. Yıllardır kitaplarımda ondan çok söz etmişimdir. Bu tür bilgilerin içine girmemiş olanlar, Tesla’yı pek bilmezler. Tesla, Sırp kökenli olup, şimdi Hırvatistan olarak bilinen yerde doğup büyümüş.

O bir dahi ve zamanının çok ötesinde olan bir kişiydi, ama onun keşifleri ve potansiyel uygulamaları, sistemin/kabalın pek istediği şeyler değildi, dolayısıyla işin gerçeği, onu yok ettiler. Tesla’nın hayatına ve o zamandan beri neler olduğuna şöyle bir bakınca çok ilginç geliyor. Hepsi gerçekten onun ne kadar zamanının ötesinde biri olduğunu gösteriyor. Onun realite hakkındaki bazı yaklaşımlarının üzerinde çalışıp, amacımıza uygun hale getirmek mümkün. Oysa maalesef bugün bu, son derece kötü amaçlar için kullanılıyor.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Gerçeğin Titreşimleri - 54 - Tekrarlayıcılarla dolu dünya

(David Icke’ın, 29 Haziran 2015’te yayınlanmış olan videosundan).

Tekrarlayıcılar ile dolu dünyadaki akıl oyunları!

Olumsuzluklarla nasıl mı baş ediyorum? Etmiyorum ki! Umurumda bile değil. Başkalarının benimle ilgili düşüncelerine kesinlikle aldırmıyorum. Benimle hiç alakası yok. Hani bilirsiniz, birisi hakkında birşey söylediğimiz zaman aslında o birisi hakkında değil, ağzımızı her açışımızda kendi hakkımızda birşeyler beyan ediyor oluruz. Dolayısıyla kitaplarımı okumadıkları halde benimle alay eden veya kınayan kişiler neden bahsettiğimi bile anlamadıkları halde konuşunca, beyan ettikleri de benimle ilgili değil, tamamen kendileriyle ilgili birşeyler oluyor. Çoğu kişinin görüşü, bilgiye veya araştırma sonuçlarına dayanmıyor, kişilerin söyledikleri sadece kendilerini ifşa ediyor. Mesele burada.

İşte insanlar inandıkları şeyler konusunda kitlesel olarak bu şekilde manipüle ediliyorlar, çünkü malum, az sayıdaki bir grup, çok sayıdaki bir grubu fiziksel olarak kontrolü altında tutamaz. Bunu, askeri sokaklara salarak küçük bir bölgede yapabilirler, ama milyonluk, hatta küresel olarak düşünecek olursak milyarlık bir nüfusu kontrol altında tutmak isterseniz, önce onların kendilerini ve dünyayı sizin istediğiniz şekilde algılamalarını sağlamanız gerekir. İşte bu bir akıl oyunudur!

Paylaşım