Tesla Faktörü... (Mart 2015)
https://www.youtube.com/watch?v=NDuC0125gGo
“Zamanın
Ötesindeki Dahi” diye anılan Nikola
Tesla
─“Eğer
evrenin sırlarını öğrenmek isterseniz herşeyi;
enerji,
frekans ve titreşim olarak düşünün.”
demiş.
Bu
hafta bir video izledim. Nikola Tesla hakkında bir belgeseldi.
Yıllardır kitaplarımda ondan çok söz etmişimdir. Bu tür
bilgilerin içine girmemiş olanlar, Tesla’yı pek bilmezler.
Tesla, Sırp kökenli olup, şimdi Hırvatistan olarak bilinen yerde
doğup büyümüş.
O
bir dahi ve zamanının çok ötesinde olan bir kişiydi, ama onun
keşifleri ve potansiyel uygulamaları, sistemin/kabalın pek
istediği şeyler değildi, dolayısıyla işin gerçeği, onu yok
ettiler. Tesla’nın hayatına ve o zamandan beri neler olduğuna
şöyle bir bakınca çok ilginç geliyor. Hepsi gerçekten onun ne
kadar zamanının ötesinde biri olduğunu gösteriyor. Onun realite
hakkındaki bazı yaklaşımlarının üzerinde çalışıp,
amacımıza uygun hale getirmek mümkün. Oysa maalesef bugün bu,
son derece kötü amaçlar için kullanılıyor.
Tesla
1856’da doğmuş, 1943’te de New York’ta bir otel odasında,
‘resmi olarak’ kalp krizinden ölmüş. Bugünkü elektrik
sistemi de dahil, geliştirmiş olduğu olağanüstü buluşlara
rağmen, beş parasız bir haldeymiş. Oysa oldukça uzun bir ömür
sürüp 87 yaşında öldüğünde hala birçok fikir ve araştırma
üzerinde çalışıyormuş. Öldüğü zaman bütün araştırma
malzemelerine ve belgelerine FBI el koymuş. Bu belgelerde neler
olduğuna dair çok spekülasyon yapılmış, fikirler öne sürülmüş
ve yetkililerin bu bilgilerden neler derledikleri merak edilmiş.
Denilebilir ki; kablosuz iletişim açısından yüksek teknoloji
içeren gelişmeler ilk Nikola Tesla tarafından algılanmış,
hepsinin öncüsü de o olmuş.
![]() |
Beynimiz sadece bir alıcı. Evrende,
içinden bilgi, güç ve ilham aldığımız
bir ‘öz’ var. Henüz bu ‘öz’ün sırlarına
vakıf değilim, ama var olduğunu
biliyorum... |
Betonlaşmış
sınırlamaları olan ‘bilim’in ötesine geçebilmek için farklı
düşünmek zorundasınız, hatta aslında düşünmenin de ötesine
geçebilmek lazım. Düşünce, çok düşük seviyeli bir akıl işi
veya algılamadır. Aslında seviyesi çok düşüktür. Hemen “Oh,
onun müthiş bir aklı vardır!”
derler. Ya öyle mi, çok üzgünüm... Asıl ihtiyacımız ise
müthiş değil, ama açık, gelişmiş bir bilinç halidir. Bu
bilinç, bizim 5 duyu aleminin ve düşüncenin ötesine geçmemizi
sağlar. Böylece ‘Sonsuz Farkındalık’ , ‘Sonsuz Biliş’,
‘Sonsuz İlham’ alemiyle bağlantı kurarız. Bu nedenle Tesla
gibi büyük bilim adamları, büyük anlayışları için çoğunlukla
akıllarını değil, önsezilerini kullanmaktan bahsederler. Önsezi
kafadan gelmez. Hiçbir zaman “önsezim
kafamdan geliyor”
demeyiz, kalbimizi tutar, “biliyorum,
işte öylesine biliyorum”
deriz. Kafa düşünür, kalp bilir! Tesla ve onun gibilerin ilham
kaynağı kalp noktasıdır.
Nerede
olduğu, nereden geldiği Tesla’nın şu sözlerinden de
anlaşılıyor: “Bugünün
bilim adamları, kalpleri ‘açık’olacak yerde, ‘derin’
düşünüyorlar.
Şunu
demek istiyor olmalı;
“Kalpten açık bir şekilde düşünecekleri yerde, kafada derin
düşünüyorlar... Açık düşünen kişinin aklı başında olur,
ama derin düşünen pekala da deli olabilir.” Bu
kesinlikle çok doğru, çünkü bir atom bombası yapmayı
düşünebilirsiniz. Onu yapmak için derin derin düşünebilirsiniz,
oysa aslında onu yapmak deliliktir. Ama ‘bilim’imiz var ya...
Hani, ağır basan materyaslitik bilimimiz... Yılların deneyimi
ile ben, akıllılık ile bilgelik arasındaki farkı şöyle ifade
ediyorum. Bu arada, bilgeliğin de kalpten, engin ve gelişmiş bir
‘bilinç’ten geldiğini belirtmeden geçmeyelim.
Aynı
benzetmeyi ele alalım; atom bombası yapmak zekiliktir, ama
akıllılık değildir. Yıllardan beri kitaplarımda hep belirtmiş
olduğum gibi , dünyanın en yıkıcı gücü, bilgelikten yoksun
olan zekadır! Şimdi buna ‘modern bilim’ diyoruz! Tam
bilgelikten yoksun bir zeka işi. Şöyle çevreye bir bakın. İşte
bu nedenle bilgelikten yoksun zeka dünyanın en yıkıcı gücü
durumunda.
![]() |
Zihinsel güç Tanrı vergisi olup‘İlahi
Güç’ten gelir. Eğer zihnimizi bu gerçeğe yoğunlaştırırsak, bu ‘Büyük Güç’e ayarlanabilir, uyumlanabiliriz.” |
Tesla’nın
bir başka sözü de şöyle: “Bugünün
bilim adamları, deneylerin yerine matematiği koydular ve denklem
üzerine denklem yapıyorlar, ama sonunda ortaya realite ile hiçbir
ilgisi olmayan bir yapı çıkarıyorlar!”
Yıllardan
beri bu konuyu anlatıyorum. Londra-Wembley’deki son sunumumda da
belirtmiş olduğum gibi; “Saçmalık saçmalığı getirir.”
Çünkü herşeye ana bakış noktanız saçma ise, o temelden gelen
herşey de saçmalık olur. Dünyada ‘Kuantum Fizik’ denen bir
bilim daha olduğu halde bu saçmalığı algılayan bir bilimimiz
var. Dünya ‘katı’ değil. Tesla bunu anlamıştı. İşte bu
nedenle bilimsel kısıtlamaların ötesine geçebilmişti. Eğer
dünyayı katı olarak görüyorsanız, bu temelden hareket edince
ulaştığınız sonuç da bu olur, dolayısıyla döner döner hep
aynı yere gelirsiniz. Tesla gibi bunun ötesini görebilenler zaten
Leonardo daVinci gibi zamanının çok ötesinde olan kişilerdi.
Hatta ondan daha öncekiler de vardı...
Şimdi
bir başka Tesla sözü: “Beynim
sadece bir alıcı... Evrende ‘bilgi’, güç ve ilham elde
ettiğimiz bir çekirdek var. Henüz bu çekirdeğin sırlarına
vakıf değilim, ama var olduğunu biliyorum.”
Yıllardır
kitaplarımda yazmış olduğum konulardan birisi de insan vücudunun
biyolojik bir bilgisayar, biyolojik bir ‘bilgi’ alıcı vericisi
olmasıdır. Bilincimizi ne kadar çok açarsak, o kadar çok açılır,
daha engin bilgi potansiyeli, önsezi ve anlayış elde ederiz. Dar
bilinçlilere gelince, frekans bandı sıkışıp daralmış olduğu
için, biyolojik alıcı verici, sürekli olarak düşünce işleminin
etkisinde kalır. Zihninizi ne kadar çok ‘mutlak olasılık’a
açarsanız, etkileşimde olduğunuz frekans bandı genişler, buna
bağlı olarak da anlayışınız, önsezileriniz ve ‘biliş’iniz
gelişir. Tesla bütün bunlarının farkındaydı; hepimizin birer
alıcı verici olduğumuzu, varlık halimizin de ne alıp veriyorsak
ona bağlı olduğunu biliyordu... Bu kadar basit.
Kitaplarımda
sözünü ettiğim diğer bir konu da, bu aldığımız bilginin bize
tamamen sahte bir realite vermek için nasıl manipüle edilmekte
oluşudur. Burada anacağım son Tesla sözü de şu: “Bilim
fiziksel olmayan olaylar üzerinde çalışmaya başladığı gün,
varlığının önceki yüzyıllarında olduğundan çok daha büyük
bir gelişmeyi sadece on yıllık bir sürede kazanacaktır.”
Çok doğru... Neden? Çünkü demin dediğim gibi, bu suretle
gördüğünüzü sandığınız dünyanın ötesine geçersiniz.
Oysa şimdi, aslında öyle olmadığı halde fiziksel ve katı
olduğunu düşündüğünüz birşeyi algılıyorsunuz. Bu, ekranda
gördüğünüz TV programından daha fazla katı değil, sadece
bilginin ekrana deşife edilmiş olan versiyonu. Aynı şey
bilgisayar için de söz konusu. Bir kez, realitenin gerçek doğasını
anlarsanız, ‘var olan herşey’ realitesinin görünmeyen
alemlerinin ötesine geçerseniz, bilinçli zihinde dünya olarak
gördüğümüz herşeyin, görünen ışık olarak algıladığımız
çok çok küçük bir frekans menzili olduğunu görürsünüz.
Sadece görerek, dokunarak, tadarak vs algıladığınız şeylerin,
sonsuzlukta yer alan asıl ‘var olan’ alemin inanılmaz derecede
küçük bir frekans bandı olduğunu algılıyorsanız, bu algılama
hali içerisindeyseniz, o zaman herşeyiniz sınırlı demektir.
Herşey ‘asla yapamam’veya ‘bu imkansız!’olur. Yine de bu
sinema perdesini aşıp realitenin bize görünmeyen alemlerine
geçebilirsiniz. İmkansız görünen saçmadır: “Bu
David Icke da şunu söylüyor, bunu söylüyor, bu mümkün değil!”
dersiniz. Oysa bu, o küçücük frekans bandında öyledir dostum.
Oysa ‘orada’, çocuk oyuncağı kadar basittir!...
Tesla,
Giordano Bruno veya Leonardo daVinci gibi zamanının çok
ötesindeydi, ama bu, insan nüfusunda çok küçük bir sayıydı.
İşte bu nedenle insanlar, onların zamanlarının çok ötesinde
olduklarını söylüyorlar.
Deşifre
işlemi içerisinde bir başka illüzyon da zaman...Sadece ‘şimdi’
var. Buna ‘sonsuz şimdi’, ‘sonsuz ebediyet’ de denilebilir.
Dolayısıyla bu insanlar kendi zamanlarının ötesinde değil,
‘zaman’ın ötesinde idiler.
Bilinçli
realitede, zaman varmış gibi görünen bir dünya var, çünkü
olaylar birbirini takip ediyormuş gibi görünüyor, biz de buna
‘zaman’ diyoruz. Bunlar ne kadar hızlı geçerse, zaman da o
kadar hızlı geçiyormuş gibi görünür veya aynı şekilde yavaş
geçiyormuş gibi görünür. Einstein gibi kişilerin bunu
vurguladıkları gibi, insanlar ‘zaman’ ile farklı etkileşim
içerisine girerler, kimine göre zaman değerlidir, kimine göre
zaman bir illüzyondur, dolayısıyla bir dişçi koltuğunda
oturuyorsanız zaman çok yavaş geçer, eğer birlikte olmaktan
hoşlandığınız birisi ise beraberseniz, zaman çok hızlı geçer.
Bu bizim, bir olaylar dizinini deşifre ediş şeklimizdir, zamanla
ilgisi yoktur.
Bu
insanlar zamanlarının ötesinde idiler, çünkü zaman yoktu.
Oldukları yer zamanın ötesindeydi. Sekansları bir zaman illüzyonu
olarak deşifre ettiğimiz frekans bandının dışında idiler.
Farkındalıklarını, bu kısıtlanma duygusunun içinden, benim
sözünü ettiğim o küçük algılama bandının ötesine geçmiş,
frekans bandlarındaki sonsuz bilgi farkındalığının bulunduğu
aleme kaymışlar, yani bu bizim algıladığımız, düşünce ile
çalışan alemden çıkmışlardı.
Böylece
illüzyon tuzağına düşmüş olanlarda olmayan birşeyi, herşeyin
vizyonu ve içyüzünü görebilmişler. Olan şu; işin içyüzünü
kavrayınca bunları alıp belirlemişler! İnsanlar günümüze
kadar ne yapmışlar? Kendi deneyimlerim de artık bu klasikleşti,
ama ‘zaman’ olarak algıladığımız süreçteki dahi insanlar,
anlayışları bakımından kendi zamanlarının çok ötesinde
idiler. Ama onlara ne oldu? Alay edildiler, dikkate alınmadılar,
hatta Giordano Bruno, yakılarak öldürüldü. Bu hala devam
ediyor,çünkü bu realitenin, bu kısıtlanmanın ötesine, sonsuz
farkındalık alemlerine geçip, keşfettiğiniz şeyi bu realiteye
getirince, tabii ki bu, realitenin perspektifinden bakanlar açısından
imkansız oluyor. O tür deneyimleri yaşayan kişiler alay konusu
oluyorlar, ama zaman geçtikçe insanların kafası dank edince, “O
zaman onlar haklılarmış!”
deniyor. Tamam şimdi bunun doğru olduğunu algılıyorlar, ama
şimdi hala, zamanının ötesinde olanlarla alay ediyorlar. Sen, “O
kişinin söylediklerini nasıl göz ardı edebildiler, oysa tamamen
doğruydu”
diyorsun, “Evet
şimdi doğru, çünkü norm öyle”diyorlar,
ama o zamanın insanları gibi zamanının ötesinde olanlara bugün
hala aynı şekilde muamele ediyorlar! Sebep aynı; dar görüşlüler,
“mümkün değil” diyorlar.
Tesla
ve daVinci gibiler bu kısıtlılığın ötesine geçebilmişler,
çünkü zamanlarının ötesine geçebilme konusunda ilham almışlar.
Tesla holografik 3 boyut teknolojisinin bir bölümünü her açıdan
görebiliyordu, dolayısıyla da ağacın dalını değil, ormanın
tamamının farkındaydı, oysa o zamanın bilim adamları bırakın
ormanı, ağaçları, sadece ağacın dalını görebiliyorlardı!
İnsanlar
kontrol sisteminin istediğinin aksine, farkındalıklarını
geliştirmeye teşvik edilselerdi, o bilgiyle ulaşılabilecek
başarılarla dünya tamamen farklı olurdu. Tesla, dünya ile
etkileşimin farklı bir yönünü sembolize ediyor. Bu, bugüne hiç
uymuyor. Şimdi benim de hararetle desteklediğim, “elektrik
evren”denilen bir hareket var. Çevremizde sınırsız elektrik ve
elektromanyetik güç var. Bundan yararlanılacak olursa ihtiyacımız
olan bütün gücü bize verebilir. Ücretsiz, bedava! Tesla’nın
bütün bunları bildiğini düşünürseniz, bundan uzun zaman önce
çevremizde hep elektrik olduğunu o biliyordu, söylüyordu ve
yazıyordu... İnsanlara sınırsız serbest enerji sağlanabileceğini
bildiği için onu dışladılar ve yok ettiler.
Tesla
bu bilgiler hakkında konuşmadı, ama yetkililer, bilim adamları,
hepsi bu serbest enerjiyi biliyorlardı ve 1943’den beri bunu
üretebilir, insanlara sağlayabilirlerdi. Serbest enerji, dünyanın
en büyük düşmani olarak gösterilen karbondioksit üretmiyordu.
Yüzyıllar boyunca canlı kaldığını biliyoruz. Bütün bu iklim
değişikliği, küresel ısınma yalanı karbondioksitin çıkıp
sera etkisi yaptığını anlatıyor. Bu konudaki kitapları okudum.
İnanın bu iddia çok saçma! Zaten gün geçtikçe daha çok sayıda
bilim adamı başkaldırıp bunun saçma olduğunu söylemeye
başladı. Bize yalan söylemelerinin bir sebebi var. ‘Algılama
Yanılması’ adlı kitabımda ayrıntılarıyla anlatmış olduğum
üzere, inanmamızı istedikleri birşey var. Değinmek istediğim
nokta da bu. Tesla’nın bize sağlamak istediği serbest
enerji...Kötülemek istedikleri gibi kirlilik de yaratmıyor, o
halde neden onu serbest bırakmıyorlar? Çünkü, a) şu iklim
değişikliği hikayesi. Ne olmuş yani, iklimler hep değişir.
b)isteyecekleri son şey bize serbest enerji sağlamak, çünkü o
enerji sağlanırsa şimdi yapamadığımız birçok şeyi yapabilir
hale geliriz. Tabii ki bu da onlara pahalıya mal olur. Tesla’nın
amacı herkese serbest enerji sağlamaktı!...
Tesla’nın
hikayesi şöyle devam ediyor; 19.yüzyılda, 1884’de 28
yaşındayken, elektrik ışığını icat etmiş olan Thomas Edison
ile çalışmak üzere Amerika’ya gitti. Edison’ın bu icadı
yapmış olduğu doğru sayılmaz, elektrik ışığından bir şekil
yaratıp ticarete döktü, ama icat etmedi. Aynı şey Marconi için
de söz konusu. Radyoyu geliştirdi, evet, ama icat etmedi. Tarih
böyle sürüp gidiyor. Tesla radyonun geliştirilmesi ve daha birçok
çalışması ile ilgili olarak Amerikan Yüksek Mahkemesi’nden
onay aldı. Üstelik Edison pek iyi bir insan da sayılmazdı. Tesla
Amerika’ya gittikten sonra hızla rakip oldular. Edison ‘Direct
Current/DC/Doğru Akım’diye birşey bulmuştu, Tesla ise
‘Alternating Current/AC/Dalgalı veya Alternatif Akım’ üzerinde
çalışıyordu. Bir ‘akım’ savaşına girmişlerdi. Elektrik
hangisinin yolu ile sağlanacaktı? Birisinin dediği gibi, ikisinin
arasında bir mukayese yapılacak olursa Edison’unki bir at arabası
iken, Tesla’nınki jet uçağıydı. Dolayısıyla bütün onu
gözden düşürme çabalarına rağmen Tesla ve onun Alternatif Akım
buluşu üstün geldi. Ancak bu arada Edison açık açık denemeler
yaparak, AC akımı ile kedi ve köpekleri öldürerek, hatta bir
seferinde de fil üzerinde deneyerek bu akımın tehlikeli olduğunu
ve kullanılmaması gerektiğini kanıtlamaya çalıştı. İnsanlar
kendi egolarını tatmin etmek yerine insanlığın çıkarını ön
plana alsalar, dünya şimdi çok daha farklı bir durumda olurdu. Bu
sadece tek bir örnek. Alternatif akım çok etkin ve etkili bir
şeydi, ama Edison’a uymadı, onu yok etmeye çalıştı,
dolayısıyla da ondan yararlanılmasına engel oldu.
Hikaye
bu şekilde sürdü. Tesla kablosuz enerji toplumunu geliştirmek
istedi, finans kaynaklarından J P Morgan’ı ikna etti. Düşünün
20.yüzyılın başlarında 100.000 dolar gibi bir miktardı. J P
Morgan, onun bir radyo istasyonu geliştireceğini sanıyordu, oysa
Tesla o parayı New York Long Island’da, temel olarak bir kablosuz
elektrik ileticisi olan ‘Ahşap Uçurum Kulesi” adlı bir şeyi
inşa etmek için kullandı. Yani bütün bunların sağlanması
gerçekleşiyordu. Peki Edison bunu farkedince ne oldu? Tesla
insanlar için bedava enerji üretiyordu! Pardon, “Edison” dedim
galiba, J P Morgan diyecektim. J P Morgan, Tesla’nın bedava enerji
ürettiğini farkedince işler karıştı, çünkü işi o finanse
ediyordu ve endüstri dünyasında alış verişi o yapıyordu. Tabii
bu işten hiç hoşlanmadı ve finanse etmeye son verdi. Tabii herşey
bitti. Bu, Tesla’nın bütün işini alt üst etti, çünkü
sistem, “Bu
adam bizim için kötü sonuçlar verecek olan işler yapıyor, o
halde işini bitirelim”dedi.
Ancak
Tesla devam etti. Devam etti, çünkü zihni sürekli olarak yeni
anlayışlar içerisinde yeni şeyler icat ediyordu. Sadece kablosuz
teknolojiyi değil, o kadar çok şey icat etti ki, onlardan yola
çıkılarak helikopterden, X ışınlarına ve iklimlerin
değiştirilebileceğine kadar farklı alanlarda ilerleme kaydedildi.
Bu teknoloji ile şimşek bile yaratabiliyordu. Evinden yaptığı
deneylerle deprem bile yarattı. Dolayısıyla depremlerin teknoloji
ile yaratabileceği de anlaşılmıştı. 1931’de, saatte 90 mil
gidebilen elektrikli bir araba bile icat etmişti!
Bütün
bunları, bilinçli zihninin kısıtlamalarının ötesine geçen
‘biliş’i sayesinde yapabilmişti. Bu tam anlamıyla,
‘norm’ların/standartların ötesini görebilme yeteneği idi.
Bu, sistem açısından çok tehlikeli olduğu için tabii ki
Tesla’ya düşman olmuşlardı.
Tesla
hakkında hiç aklımın yatmadığı şeyler de söyleniyor.
Örneğin, öjenik, yani daha iyi bir insan ırkı için kontrollü
üreme taraftarı imiş. Oysa ben temel amacının herşeyden önce
huzur ve barış dolu bir dünya olduğunu düşünüyorum. Herkesin
serbest enerjiye ulaşmasını istemiş. Kafasındaki kavramlardan
bir tanesi de cihazların şarj edilmelerine gerek kalmayacak bir
elektrik sağlamakmış. Şimdi o kadar zaman sonra neler çıktı.
Geçenlerde gördüm, özel bir masa var, telefonunuzu onun üzerine
koyuyorsunuz ve şarj oluyor. Düşünün Tesla daha o zaman bile
bunların çok ötesindeymiş...
Tesla’nıın
bir başka özelliği de farklı dünyalardan söz etmesiymiş. Başka
dünyalarla iletişim içersinde olduğunu söylüyormuş. Bir
keresinde gezegenlerle konuştuğunu söylemiş. Aslına bakarsanız,
tabii ki konuşabilirsiniz, çünkü hepsi ‘bilinç’, dolayısıyla
karşılıklı bilgi alışverişi yapmak mümkün, bu kadar basit. O
bunu görebiliyordu.... Bir keresinde de diğer dünyalardan
varlıklarla bağlantıda olduğunu söylemiş, ona yardım
ediyorlarmış. Tabii ki, o bir bakıma bir vasıta, bir araç olduğu
için, bu da çok mümkün. Zamanın ötesinde başka güçler varsa,
bizimle iletişim kurmak istiyorlarsa, farklı frekanslarda iletişim
kurabilirler. Tabii ki bunu herkes yapamaz. Titreşimsel açıdan bu
frekanslara ulaşabilmek için yeterince ‘tekamül’ etmiş olmak
gerekir. Bu nedenle bazı kişiler bunu yapabilir, bazıları ise
yapamazlar. Aslında bunu yapabilenlerin sayısı oldukça düşük.
Bu ancak Tesla gibi, başkalarının görebildiklerinin ötesini
görebilenlerin yapabileceği birşey.
Bugün,
net bir şekilde Tesla’nın teknolojisine dayalı olarak
çalışan/kullanılan Alaska’daki HAARP var. HAARP’ın ne
yapabileceği konusunda çeşitli iddialar mevcut,ama şimdi dünya
bu gibi teknolojilerle doldu. Bunların hepsi gölgelerin arasındaki
eller tarafından yönetiliyor. Haarp teknolojisi ne yapıyor?
İyonosfere radyo dalgaları yolluyor, bu radyo dalgaları daha sonra
iyonosferden çok daha güçlü bir şekilde geri geliyorlar. 1943’te
ölen Tesla bunu daha o zamanlar anlatıyormuş. Dünyanın
röntgenini çeken bir teknoloji varmış. Şimdi neyimiz var? İşte
HAARP da dünyanın röntgenini çekiyor ve yerin altında ne var onu
görebiliyor. Ne dediklerini hatırlıyor musunuz? “Afganistan’daki
şu tüneller var ya, Bin Ladin’i arıyoruz, ama bulamıyoruz.”
Oysa bu teknoloji ile dünyanın röntgenini çekebiliyor,
dolayısıyla da bütün bu tünelleri görebiliyorlar.Yıllardır
söylüyorum, dünyayı yöneten bir ağ, bu ağın da devletlere
sızmış iplikleri var. Bu teknolojileri kullanıyor, dolayısıyla
dünyanın röntgenini bile çekebiliyorlar. Bu ağın parçası
olmayan şirketler de var. Çok kısıtlı olanaklarla sondajlar
yapıyorlar, sonra ne oluyor? Sondaj piyasasına hakim olan
şirketler, dünyanın kaynaklarına da sahip oluyorlar. HAARP için
yazılmış olan belgelerin çoğu, ilgili şirketler için çalışmış
olan Bernard Easland tarafından yazılmış. Easland, aslında bu
belgelerde bu bilginin Nikola Tesla’nın bilgileri ve anlayışına
dayalı olduğundan söz ediyor. Dolayısıyla sistem Tesla’yı
baskılayarak yok edip dışlamak isterken, onun bilgilerinden
yararlanmayı da hiç ihmal etmemiş doğrusu! Bu bilgiler, ya
insanlığın yararına, ya da insanlığı yok etmek için
kullanılacaktı, neticede şimdi insanlığı yok etmek amacıyla
kullanılıyor...
Tesla’nın
icatlarından birisi de ‘ölüm ışını’ idi. Bu, tam bir
modern teknoloji ürünüydü. Tesla bu ışını geliştirdiği
zaman, onun 50 mil ötedeki bir uçağı eritebileceğini söylemiş.
Amacı ise bu ölüm ışınını bütün ülkelere vermekmiş, çünkü
böylelikle hiçbir ülke başka bir ülkeye saldırmayacağını
düşünüyormuş, çünkü kullanmaya kalktıkları anda
kullanacakları herşey havada eritilecekmiş. Oysa şimdi sistemin
amacı bunu herkese vermek değil, kendine saklayıp herkesi kontrol
altında tutmak... Bu artık klasikleşti, yani mesele teknolojinin
kullanılması değil.
Bununla
ilgili bilgiler ‘Algılama Yanılması’ adlı kitabımın
‘atmosferin değiştirilmesi’ adlı bölümünde mevcut. Birazını
burada sunayım: “Tesla 1940’ta The New York Times’a, hiç
kimsenin rüyasında bile göremeyeceği, fiziksel olanın ötesinde
bir fizik prensibi geliştirmiş olduğunu, buna “tele-güç”
adını verdiğini, bunun görünmeyen bir savunma seti, yani
görünmez bir Çin seddi gibi olduğunu söylemiş. 250 mil öteden
uçak motorlarını eritiyormuş. Bu ‘tele güç’ün çapı 100
milyon cm.kare imiş. Tesla, doğal elektrik elektro manyetik güçlere
ulaşıyor, teknoloji yoluyla bunların güçlerine odaklanıyormuş.
Radyo dalgası 2 megahertz’de titreşiyorsa, bundan elde edilen
enerji, 10 megaton TNT’ye eşitmiş... Tesla bu teknolojinin
dünyayı elma gibi ikiye bölebilecek güçte olduğunu söylemiş.
New York American, 1935’te aşağıdaki başlıkla şu makaleyi
basmış: “Depremleri
kontrol eden Tesla; dünyanın içinden geçen ritmik titreşim veya
frekansların hemen hemen hiç enerji kaybetmediğini, en büyük
karasal mesafelere mekanik etki aktarmanın ve her türlü özgün
etkinin mümkün olduğunu söylüyor.”
Kısaca
20.yüzyılın başlarında Tesla, bize ihtiyacımız olan enerji
gücünü hem de bedava olarak sağlama kapasitesine sahipti. Üstelik
de bu ışın ile bir ülkenin başka bir ülkeye saldırmasını
imkansız kılarak savaşları engelleme gibi bir düşüncesi vardı.
Ancak ne yazık ki malum sistemin önemli şahsiyetlerinden,
A.B.D.’deki Rothschild’ların bir kuklası olan JP Morgan ile
pazarlık yapmak zorundaydı. Bütün yaptıkları, Tesla’nın
teknolojisini pozitif bir amaç için kullanacakmış gibi yapıp
gaspetmek oldu. Şimdi hangi aşamalarda Allah bilir, çünkü
‘kablosuz’ teknolojisi şimdi iki yanı keskin kılıç oldu.
Evet, size serbest enerji verebiliyor ve eminim bunu güvenli bir
şekilde yapma potansiyeli de var, ama bu, tamamiyle çalıştığı
frekanslara dayanıyor.
Bugün
‘kablosuz’ teknolojisi gittikçe gelişiyor, her yerde bu
kablosuz sistem hakim durumda. Google gibi Internet şirketleri,
halen dünyanın çeşitli yerlerinde hiç WI-FI erişimi olmayan
yerlere, uydudan kablosuz İnternet ışınlama çalışmaları
yapıyorlar. Aslında yaptıkları bir alt-realite yaratmak!
Teknoloji yoluyla kablosuz alanlardan bir alt realite yaratılıyor
ve eğer bu, insan bedeni denilen holografik alan ve insan elektro
manyetik alanının frekans bandı içerisinde olursa çok büyük
zararlar verebiliyor, zaten bunu da yapıyorlar. İnsan beyin
faaliyetlerinin frekans bandına elektro manyetik ve elektriksel
müdahalede bulunup insanlara, kendilerinin olduğunu sandıkları
düşünce ve algılamalar implant ediyorlar.
Tesla’nın
geliştirmiş olduğu şeyleri düşündükçe, sadece düşünüyorum,
bunlar tamamen doğrudur demiyorum, ama o gerçekten zamanının
ötesinde, samimi duygular içerisinde olan bir adammış. Ancak bir
kez görünmeyenlerin alemine giden anlayış çizgisini geçerseniz,
teknolojik potansiyeliniz hızla artar. Ve eğer anlayış açısından
atacağınız adımda bilgelik yoksa, o yürek ve kafaya sahip
değilseniz, o zaman 5 yaşındaki bir çocuğun eline oynaması için
bir AK-47 vermiş gibi olursunuz. O zaman tabii ki sonuçlar felaket
olur. Neticede şimdi bu müthiş teknolojik potansiyel psikopat,
çılgın ve moronik idiotların kontrolü altında...
Keşke
bu icatlar Tesla gibi iyi niyetli kişiler tarafından kullanılsaydı.
Kontrol sisteminin, kitlesel kontrol, kitlesel düşünce kontrolü,
kitlesel algılama kontrolü, hatta fiziksel kontrolü bile, bu
teknolojilerin potansiyel seviyesini iyice tepelere çıkaracak.
Umarım bu anlayışı getiren görünmeyen güç, kısa sürede
dünyayı kendine çevirmez. İnsanlar için iyi olması ve ilerleme
sağlaması açısından iyi, ama ben bundan çok kuşkuluyum. Keşke
bu teknolojiler sirküle edilse ve bu realitede iyi amaçlarla
kullanılabilse. Oysa bu realitede, sadece insanların düşünce ve
algılarına değil, hedef nüfusun herşeyine egemen olmak
isteniyor. İşte bu kabosuz teknolojiye dayalı olan ‘alt realite’
hakkındaki bilgiler bunlar ve varmak istenen nokta konusunda da hiç
kuşkum yok. Bu ‘transhumanizm’ hikayesindeki bu alt realite,
elektro manyetik koğuş ve algılama hapishanesi,teknolojik olarak
büyük bir etkileşim içerisinde...
Herzaman
söylediğim gibi ‘bilgi’ iyi amaçla da kullanılabilir,
istismar da edilebilir. İnsanların iyiliği için de
kullanılabilir, onları köleleştirmek için de...Bu ikisinin
arasındaki fark, ‘zihin’ hali, ‘algılama’ hali ve
teknolojiyi kontrolü altında tutanların ‘varlık’ halleridir.
Şimdi bizim bu realitemizde deliler tımarhaneyi, dolayısıyla da
tımarhanedeki teknolojiyi de ele geçirmiş durumdalar, çünkü
malum; ‘bilgeliği olmayan ‘akıl’, dünyanın en yıkıcı
gücüdür...
Ne
var ki, pozitif bir açıdan bakılacak olursa, dünyadaki bütün bu
problemler, yoksulluk, acılar, mücadeleler, mahrumiyet, savaşlar,
dünyadan silinmesini istediğimiz herşeyden kurtulmak imkansız
değil! İnsan elektrik veya elektro manyetik faaliyetlerine zarar
vermeyen ve frekans bandlarında doğru olarak kullanılan
teknolojilerimiz olup bunlar dünyaya serbest enerji, serbest güç
verebilirler. Fizikselin ötesine bir geçebilinirse, diğer
teknoloji ve anlayışlarla, kimsenin aç kalmayacağı, kimsenin
ısınmaya ihtiyaç duymayacağı konusu daha iyi kavranabilir.
Küresel açıdan çoğu insanın hayatına bakacak olursanız
hepsinin sadece hayatta kalmaya dayalı olduğu görülebilir. Peki
hayatta kalmak ne demektir? Yeterli yiyecek, içecek, barınak ve
ısınma. Bunlara sahip olursanız ‘hayatta kalma’ modunda
olmazsınız. Hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarınız
karşılanıyorsa, artık seçim yapmaya başlayabilirsiniz. Anahtar
kelime bu! Bunları kontrol sisteminden sağlamıyorsanız hiç
mesele yok. Ama onlar bu sisteme nasıl hizmet edileceğini ve
‘hayatta kalma’şartlarının gereği olan şeyleri almak için
para biriktirmek gerektiğini biliyorlar. Ve halen mevcut olan
teknolojinin pozitif kullanımını yok ederek ve yapılan seçimleri
değiştirerek dünyadaki hayatı değiştirdiler. Oysa beşikten
mezara kadar süren bu ‘hayatta kalma’ yarışı sorun olmaktan
çıkabilirdi.
Tesla
hikayesinde, herşeyin mümkünken baskılanmış ve yok edilmiş,
üstelik potansiyelin de farklı amaca yönlendirilmiş olduğunu
görüyoruz. Şimdi dünyayı kontrolü altında tutup köle eden
zihniyet bu... Herşeye rağmen, bu sembolik elleri zihnimizden atıp,
farklı bir farkındalık ve yürek getirecek olursak o zaman bu
dünya sadece algılamalardaki ve bilinçte oluşacak değişimler
ile tamamen değişebilir. İstediğiniz bütün toplantıları
yapın, istediğiniz kayıtları tutturun, istediğiniz protestoları
yapın, bu görünen dünyada istediğiniz herşeyi yapın, kalbiniz,
beyninize egemen olmadıkça, iyiye doğru hiçbir değişim
sağlanamayacaktır...
![]() |
Birgün Einstein’e, yaşayan en zeki insan olmanın nasıl bir duygu olduğunu sormuşlar, “Bilmem, bunu Nikola Tesla’ya sormanız lazım.” demiş... |
“İnsan,
‘Evren’ denilen ‘bütün’ün bir parçasıdır. Bu parça
‘zaman’ ve ‘yer’ ile sınırlıdır. Kendimizi, düşünce ve
duygularımızı, ‘bilinç’imizin bir çeşit optik yanılgısı
olarak ‘bütün’den ayrı olarak deneyimleriz. Bu yanılgı, bizi
kişisel arzularımızın içinde tutan bir hapishane gibidir.
Amacımız, doğadaki bütün varlıkları ve güzellikleri
kucaklayabilmek için, anlayış ve sevgi çapımızı genişleterek
kendimizi özgür kılmak olmalıdır...”
-Albert
Einstein
İçerisinde muhteşem bilgiler barındıran bir yazı. Teşekkürler , yalnız olmadığımızı biliyoruz , diğer dünyaların varlığını şu an insanlık algılama hazır değil belki ama sistemde filmler vasıtasıyla bir nebze olsun akıllara yerleşmiş durumda.Yayın için tekrar Teşekkürler. ..
YanıtlaSilTskk
YanıtlaSil