duygular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duygular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2020 Perşembe

Kalp en önemli hedef

“Gerçek”in Titreşimleri – 99

En önemli hedeflerden birisi de kalp…

Tabii ki fiziksel kalple bağlantılı, ama ben burada onu demiyorum, insan enerji alanındaki kalp enerji noktasından söz ediyorum. Doğu geleneklerinde “Kalp Çakrası” veya “ışık tekerleği” dedikleri şey. Malum, sevgi deyince birini çekici bulmak veya çocuklarımıza olan sevgi akla gelir, oysa “Cevap” adlı kitabımda da belirtmiş olduğum üzere bu çok farklı bir şey. Sonsuz sevgi, “çocuklarım için en iyisini istiyorum” demez, tabii ki hepimiz isteriz, ama burada gerçek anlamda sevgi, “Herkes için en iyisini istiyorum” der.

Kalbinizi açtığınız zaman o sevgi, insanların algıladığı türden bir sevgi değildir. Bu sevgi sizi sonsuzluğa açar! Sizin Yaratan ile bağlantınızdır. Kalp bağlantısı yoluyla müthiş bir önseziye, “biliş”e sahip olursunuz. İnsanın önsezisel bilişi olduğu zaman eli nereye gider? Kalbine. “Biliyorum, neden ve nasıl oluyor bilmiyorum, ama biliyorum işte!” dersiniz. Bu kalp bilir çünkü “bilen”le bağlantıdadır.

Kalbinizi açtığınız zaman öncelikle bütün her şeyi görmenizi sağlayan, farkındalık seviyesine açılan bağlantıyı açıyorsunuz, çünkü zaten kendiniz de her şeyin “bir” olduğu o seviyeden geliyorsunuz, dolayısıyla deneyimlemekte olduğunuz realitedeki bağlantıyı görebilirsiniz.. Bu sevgiyi, “korkunun olmaması”, kötülüğü de, sevginin olmaması olarak tarif edebilirim. Kötülük sevginin olmamasıdır, kötülüğü sevgiyle boğabilirsiniz. Kötülük, sevginin olmadığı yerdir. Bu kült de öyle işte. Orada sevgi hiç yoktur, zaten şimdi yaptıklarını da bu yüzden yapıyorlar.

Sevgide korku yoktur, çünkü bir kez bu sevgiye, bu öz benliğe açılırsanız korkacak bir şey olmadığını bilirsiniz, çünkü ne olursa olsun, hangi deneyimi yaşıyor olursak olalım, bir anda başka bir deneyim oluşur. Hep, “Bütün” olanın bünyesinde olan bir “ifade”yiz, bir odaklanmayız. Yaşamakta olduğumuz deneyim ne kadar kötü olursa olsun, biz hep “O”yuz.

Bu (kalp) hiç korkmaz. Bu (kalp) hep doğru olduğunu bildiğini yapar, dolayısıyla doğru olduğunu bildiği şeyin sonuçlarını hesaplamasına gerek olmaz. Beyin, “Şunu yapmayı isterim, ama acaba sonuçları ne olur?” diye düşünür. Zaten hep önünüzde neden yapmamanız gerektiğini gösteren bir sonuç listesi vardır. Oysa bu, (kalp) “Doğru olduğunu “bil”diğim şeyi yapıyorum” der, zaten o zaman sonuç hesaplamaya bile gerek olmaz. 

İnsanların en büyük korkusu, hatta korkuların temeli, “ölüm” olarak dışavuran bilinmeyenden kaynaklanan korkudur. Ölüm korkusunun manipülasyonu da bu pandemi. İnsanlar bilmedikleri için korkudan donuyorlar, bu yüzden doktorlar çok güçlü durumdalar. Oysa hepimiz “Sonsuz Sevgi”nin ifadeleri olup, sadece birer deneyim yaşıyoruz.      

O halde bu, (kalp) korkmaz, sonuçların hesabını yapmaz. Bununla şunu demek istiyorum: tabii ki, kamyonun önüne çıkarsanız zarar göreceğinizi bilirsiniz, ama sonuçlar dediğim zaman, doğru olduğunu bildiğim bir şey için “Başkaları ne der?” veya “Benim hakkımda ne düşünürler?” diye düşünmeyi kastediyorum.

Hiçbir zaman sonuçların hesabını yapmam, çünkü bunu yaparsam doğru olduğunu bildiğim şeyi yapmamayı hesaplıyorum demektir. Oysa o bağlantı noktasına, o önseziye ulaştığınız zaman durum farklı olur. Burada Buda gibi bağdaş kurmuş dağın tepesinde oturup ahkam kesmiyorum! Bunu herkes yapabilir! Bu hepimizin doğal halidir, oysa bütün insanoğlu, doğal olmayan bir hale manipüle ediliyoruz!

Bu, (kalp) doğal halimiz. Kalbinizi açtığınız zaman ölümün, sadece odak noktasını değiştirmekten başka bir şey olmadığını bilirsiniz. Hepsi bu.  “Cevap” adlı kitabımda yer alan bir resim var. Adamın biri başına sanal realite seti takmış, çıkardığı zaman etrafına bakınıyor, ben de resmin altına şöyle yazdım “Aman Allah’ım, az önce öldüm!”… Çünkü temel olarak ölüm öyle bir şey. Sanal realite başlığını çıkarıp bu insan deneyiminden, son derece engin olan gerçek/öz benliğimize dönmek.

Dolayısıyla, kalbinizi açtığınız zaman her şeyi anlıyor, görüyorsunuz, böylece güçler, kendilerini dayatmak üzere sizi sindiremiyorlar. Bir şey meşru değilse, özgürlüğünüzü tehdit ediyor demektir. Bu kalp, özgürlüktür. Aslında kim olduğumuzun ölçeğini bilme özgürlüğüdür, var olan her şeyle bağlanma özgürlüğüdür. Burada (kalpte) devrim olduğu zaman, korkuya boyun eğme biter, çünkü bu, (kalp) özgürlüklere dayatılmasına boyun eğmez, daima doğru bildiğini yapar. Kalp her şeyin merkezidir.

İnsanlar fiziksel kalpten bahsederler, pekala, geriye dönerseniz aslında bu kalpten söz ettiklerini anlarsınız. Enerjisel kalp. “Ora” ile bağlantı sağlayan kalp. Çağlardan beri sembolizme bir bakın. Bugün hala öyle. Ne derler? Kalbini aç. Taştan kalp. Kırık kalp. Bunlara bakınca deyişler hep kalp bağlantılı, çünkü kalp her şeyin merkezi.

Hep her şeyin merkezinin “beyin” oluğunu düşünmeye manipüle edildik. Oysa değil! Biliyorsunuz, bedendeki en güçlü elekromanyetik alan kalbe ait. Açıldığı zaman beyine de hakim olur. İnsanlar ne derler? “Aklın/beynin ne diyor?” veya ”Peki kalbin ne diyor?”deriz değil mi?  Çok farklı şeyler söylenir, çünkü kalp (yukarıda) “ora” dadır, beyin ise aşağılardadır. Bu kalp açıldığı zaman her şey değişir, çünkü siz değişirsiniz, sizinle ilgili her şey değişir.

Yıllar önce bana neler oldu ve hayatım değişti. İstedikleri zaman, bu seçimi yaptıkları zaman buna herkes ulaşabilir. Diyeceğim şu ki: “Şu geçici kimlikleri bırakın! Kendinizi kimliklerle tanımlamayın. Herkes birer deneyim yaşıyor, adınız bile bir deneyim! Hepimiz bir deneyim yaşayan “Sonsuz Bilinç” iz. Dolayısıyla biri size kim olduğunuzu sorarsa, “Bir deneyim yaşayan bilinç”im dersiniz. Kendimizi nasıl biliyoruz? Veya diyelim ki biriyle karşılaştınız, ona kim olduğunu sorarsınız. Size adını, işini, aile geçmişiniz, belki okula gittiği sokağın adını söyler. Kim oldukları sorusuna böyle cevap verirler. Oysa bunlar sadece deneyimledikleri şeylerdir.

Ben David Icke adlı bir deneyimi yaşayan “bilinç”im. Kısa ve ilginç. “Sen” odaklanması, “Ben” odaklanması ile aynı bilincin ifadeleri. Bizim için de aynı şey!

Irkçılık ve bütün bu “izm”ler bölünmedir. “İzm”ciler, bu gerçeğin doğası hakkında en küçük bir fikirlerinin olmadığını teyit ediyor oluyorlar. Irkçılık karşıtı olan öyle tipler biliyorum ki, hepsi obsesif derecede ırk takıntılıdır.

Sadece bir deneyim yaşadığımızı bilirsek ve jeton düşerse, bunun sonucu olarak kalbimiz açılır, o zaman da insanoğluna oynanmakta olan oyun biter !    

 


26 Mayıs 2020 Salı

Tek Gerçek Sonsuz Sevgi

“Gerçek”in Titreşimleri – 97

Tek Gerçek Sonsuz Sevgi


Birçok Yeni Çağ’cı yıllar boyunca bana kendimi karanlık güçlerden korumam gerektiğini söylediler. Bunun için de bazı ritüeller yapmam ve ‘Işık’tan yardım istemem gerekiyordu. Neden kendimi bir illüzyondan korumam gereksin? Karanlıktan gelecek saldırılara karşı savunma yapmam gerektiğine inanarak sanal realitemde Karanlık’ı yaratıp, kendi gücümden vaz mı geçeceğim? ─ David Icke


Bütün korku, anksiyete, nefret, şiddet, savaş, depresyon ve diğer düşük frekanslı haller, elektromanyetik oldukları için çevremizdeki elektromanyetik atmosferi değiştiriyorlar. İçinde çok negatif bir olay yer almış, çok olumsuz duygular yaşanmış olan bir odaya girdiğiniz zaman, “Odadaki atmosfer (enerjisel olarak) adeta bıçakla kesilebilecek kadar yoğundu” diyebilirsiniz.

Bir de 7 milyar insana ait duygu ve düşüncelerin saniye saniye, kollektif atmosfere ne yaptığını düşünün. Atmosferi elektromanyetik olarak kirleterek bir geri besleme döngüsü yaratıyorlar. O da daha sonra insanların zihisel ve duygusal hallerini daha düşük frekanslı duygu ve düşünceler üretecek şekilde olumsuz etkiliyor. Bunu, kalplerimizi açıp, sevgi, mutluluk ve empati frekansları yaratarak değiştirebiliriz.

Bizi manipüle etmek için kullandıkları skalar alan, herkesi ve her şeyi iyileştirmek için de kullanılabilir. O halde sevgi ve şefkat gibi kalp merkezli haller yaratan çok sayıda insan, başkalarına yararlı olacak daha uyumlu bir alan oluşturabilir ve dünyanın mevcut uyumsuzluğunun dengelenmesine yardımcı olabilir. 

Hayat, korkup kaçmak için değildir. Hayat, dolu dolu deneyimleyip keyfini çıkarmak içindir, negatif gücün bize empoze etmiş olduğu haliyle değil. 

Oysa insan realitesindeki hayat, anlamsızlık içeriyor. Bu anlamsızlığı ciddiye alacak olursak, sürüp giden bu anlamsızlık “durağan dalga” yaratır. Oysa bu durağan dalganın anlamsızlığının suratına gülüp devreyi kırabilirsiniz. O durağan dalgayı yaratan  negatif güç ciddiye alınmayı istiyor, oysa bizim o korkuyu atıp, o negatif enerjinin varlığını reddetmeliyiz. Korkuyla o gücü bizler besliyoruz.
Irk, din, cinsiyetle ilgili olarak birisi diğerini taciz ediyorsa bu bir anlamsızlıktır. Öfke, alınma ve üzüntü ile tepki verirsek, ona güç vermiş oluruz. Halbuki korkmadan, saçmalığını yüzüne vurup gülebilirsek gücünü yok etmiş oluruz. 

23 Şubat 2020 Pazar

David Icke'dan saptamalar

Gerçek'in Titreşimleri - 95

David Icke’dan saptamalar
  • İnsanlar kendilerine o kadar güven duymuyorlar ki, ne düşüneceklerini bile kendilerine hep başkalarının söylemesini bekliyorlar. Oysa zihinlerini kuşku ve sınırlamalardan kurtarabilseler, ‘bil’ecekler.  Düşünüp durma, bil. Sorup durma, bil...                          
  • ‘Şimdi’yi  yaşayıp keyfini çıkaramıyoruz, çünkü ‘şimdi’mize hep, geçmişin yükü ve geleceğin endişeleri hakim…                 
  • Hayat, çoğunlukla en büyük armağanlarımızı en kötü kabusların arkasına o kadar güzel saklar ki...
  • Fiziksel veya holografik dünya, ‘metafizik evren’in, yani ‘bilgi yapısı’nın şifrelenmiş bir versiyonudur.
  • Ne düşünüyorsak onu yaratıyoruz, ama düşündüğümüz, ne hissettiğimize ve ne bildiğimize bağlı..
  • Sadece materyalistik ve fiziksel olanı algılayarak, her şeyi beş duyu ile süzüyoruz.
  • Ne ile savaşırsan, o savaş sen olursun…          
  • Önemli olan ne başardığın değil, başardığın koşullardır...
  • Ne kadar çok ‘bil’irsem o kadar daha kolaylaşıyor, karmaşıklık perdesi kalktığı zaman, ortaya temeldeki bilginin ne kadar basit olduğu çıkıyor.
  • İnsanlar inanılmaz bir ölçekte uyanıyorlar, bunu benim çalışmalarıma gösterilen ilgiden anlıyorum. 1990’da bana söylenilen ilk şeylerden birisi, yani ‘Gerçek’in titreşimleri’nin konusu, insanlığın uyanışı idi. Şimdi bunun her geçen gün daha arttığını görüyorum. Aslında hepimizin bildiği, ama unutmamız için manipüle edilmiş olduğumuz ‘gerçek’e uyanıyoruz. Umarım benim geçirdiğim deneyim, insanların kendilerini bulmalarına yardımcı olur. Bunu herkes yapabilir. Bunun için ‘özel’ olmamız gerekmiyor, çünkü zaten özeliz, sadece bunu anlamamız gerekiyor. Bilinç'imiz ‘akıl’ın egemenliğinde...Yüksek ‘bilinç’inize bağlanmak için alay edilmekten, lanetlenmekten korkmayın. İçgüdünüz ne diyorsa onu dinleyin, çünkü artık ‘bilinç’iniz konuşacaktır, yani ‘Sessiz Ses’. Onu izleyin ve macera başlasın...
  • Eğer bir hortum geliyorsa en etkili hareket ne olur? Başınızı kuma gömüp, kendinizi onun gelmediğine inandırmaya çalışırsınız değil mi? Bu geçici bir çözüm olabilir, ama hortum hala geliyor ve kafanız kumda da olsa, bacaklarınız hala açıkta. Bilmemek iyi bir çare gibi görünebilir, ama sonuç? En iyisi hortumun geldiği gerçeğini kabullenip ayağa kalkmak ve göğüslemek. Bunu yaparak durumu kontrol altına alıyor, felaketten korunmak için kendinize güç veriyorsunuz.  Bugün insanoğlunun seçimi bu olacak. Unutmayın, bilmemek geçici bir çözüm olabilir, ama sadece geçici bir çözüm...
  • Nerede başladığın veya nerede bitirdiğin değil, önemli olan ikisinin arasındaki mesafedir.
  • Dünya asla göründüğü gibi değil ve bu yolculukta benimle birlikte buraya kadar gelmiş olanlar için bile daha karşılaşılacak büyük sürprizler var.   
  • Form=Şekil Information=Bilgi
    Hepimizin bulunduğu asıl hal “farkındalık”tır. “Farkındalık”ın şekli yoktur, ama şekil alemine gelmiş olduğumuz için bir şekle bürünüyoruz. Form=Şekil, Information=Bilgi’den gelir.
  • 5 duyu, bir deşifre sistemidir. Bu sistem, dalga formundaki bilgiyi elektriksel bilgiye çevirir, yani bilgi beyine iletilir, elektriksel bilgi bütün genetik yapı ile birlikte dijital ve holografik bilgiye dönüşür. Beyin, gelen düşünceleri elektrik akımına çevirip harmanlar, yorum katarak merkezi sinir sistemi vasıtasıyla bedenin her noktasına yayar. Deneyimler, travmalar ve anılar da devreye girince beynin veya bilinçaltının da kattığı yorumla, ilk saf ve temiz düşünce bambaşka hallere girebilir.
  • “Uyanmak” insanların 5 duyu bilincinin çok ötesine geçmeleri demektir. Yani sonsuz bilinçlerinin çok daha derinliklerine ulaşabildikleri ve dünyayı algılama noktalarının çok daha geliştiği, “çok boyutlu bilinç”e ulaşmalarıdır. 



23 Mayıs 2019 Perşembe

Hayalet Benlik ve Süper İnsan - New Dawn Söyleşisi

New Dawn Dergisi Ağustos 2016 ─ Marc Star

Gerçek’in Titreşimleri” - 92


(David Icke, global komplo konusunda ana akım inanç sistemlerini sorgulayanların arasında, bir çalar saat gibi en çok sayıda insanı uyandırmış olan bir ikon... Yazma konusunda çok güçlü ve etkili bir kalemi var. Olağanüstü doğal konuşma yeteneğinden başka kendisinden öncekilerde hiç olmayan bir başka becerisi de birbiriyle hiç bağlantısı yokmuş gibi görünen noktaları birleştirip, ortaya büyük bir tablo çıkarabilmesi. Bu tabloyu açık zihinlere açıkladığı zaman o kişilerin, piksellerden oluşmuş sis perdesinin arasındaki görüntüleri görebilmesini sağlıyor. Ve, bu alandaki araştırmacılar arasında belki de insanların “Vay be! Şimdi anladım!” demesini en çok O sağlamıştır). 

(Avustralya’da yerleşik, New Dawn Magazine’den (Yeni Tan Dergisi) Marc Star’ın David Icke ile Ağustos 2016’da yapmış olduğu söyleşinin 1. Bölümü, “David Icke Türkçe Blogda”, 16 Ocak 2017 Pazartesi tarihinde Gerçek”in Titreşimleri – 63 sayısı olarak yer almıştı. Söyleşinin 2. Bölümü, okuyucuya kolaylık sağlaması açısından aşağıda tekrarı verilen 1. Bölüm ile birlikte sunulmaktadır). Bölüm 2'ye atlamak için tıklayın.

BÖLÜM 1 :

Marc Star:
2009’da Melbourne’deki konuşmasını dinledikten sonra David Icke’ın şimdi okumakta olduğunuz bu yazıyı yazan kişinin üzerinde de büyük bir etkisinin olduğu kesin. En sonunda, 11 Eylül saldırısının çok daha önemli bir dönüm noktası olduğunu ve çok daha kapsamlı bir hikayeye nasıl oturduğunu anladım. Bu, David Icke ‘ın, 26 yıldır araştırıp izini sürdüğü ve gittikçe güçlenen küresel gücün hikayesi. Ancak küresel komplo konusunda, David Icke’ın pek çok araştırmacıdan farklı olan yönü, noktaları birleştirmenin ötesinde, planın nerelere ulaşacağını da görüyor olabilmesi. Kitaplarında ve konuşmalarında verdiği bilgilerin çoğu doğru çıkıyor. Terör savaşı, küresel ekonomik çöküş, elit tabakanın pedofili halkaları, nakitsiz toplum, implant edilen mikroçipler, batının Rusya ve Çin’e karşı gerilimi tırmandırma politikası v.s.

David Icke yaklaşık 30 yıldır, eşzamanlı dışavurumları izleyerek bugün bulunduğu dünya sahnesine ulaştı. O zamanlar dünya bu gerçekleri hazmetmeye hazır olmadığı için, David kendisini müthiş bir alay bombardımanı ve gözden düşürme kampanyasıyla karşı karşıya buldu. Ancak ayakta kalmayı başardı. Araştırmaya, yazmaya ve konuşmaya devam etti.
New Dawn dergisi uzun bir süredir, David Icke’ın çalışmalarına destek vermektedir. Yeni çıkmış olan en son kitabı “Phantom Self” (Hayalet Benlik) ile ona - en son Dünya Turu Konferansları çerçevesinde - Avustralya’ya ‘Hoşgeldin’ diyoruz. Dergimiz 26 yıllık geçmişiyle, bir bakıma David’inki ile benzer bir yolculuğu geçirmiş olup, konuların kalbine girme bakımından gerçeğin güvenilir kalelerinden birisidir. Duruşu itibariyle dergimiz de ana akım medyanın eleştirilerinden nasibini almaktadır. Ancak David Icke’ın da vurguladığı gibi, bu, doğru yolda olduğumuzun bir teyididir... 

9 Nisan 2019 Salı

Sürüngen beynin kölesiyiz

Gerçek’in Titreşimleri” - 91

Sürüngen beyin sisteminin kölesiyiz...


Hepsi sürüngen beyin ile bağlantılı, dolayısıyla bu büyüden kurtulmanın bir aşaması olarak önce sürüngen beyinden kopmak lazım, çünkü sürekli olarak bizi korkuyla besliyor; “Şundan kork! Bundan kork!” Güvensizlik, anksiyete, zaten algılamamızı manipüle etmek için yapılan hep bu. Böylece bizi düşük frekanslı halde tutuyorlar, dolayısıyla algılamamız “Ay Matriksi”ne hapsoluyor.
Yapabileceğimiz şeylerden birisi, sadece günlük hayatımızda bu kertenkele beyinle bağlantıyı kesmek. Kızdınız mı, 10’a kadar sayın. Geçmedi, 50’ye kadar sayın. Hala birilerini dövmek mi istiyorsunuz, bir daha 50’ye kadar sayın. Çünkü sürüngen beyin düşünmez, sadece tepki gösterir, bu nedenle çok hızlıdır. 
 
Oysa beyinin “neokorteks” bölümü ayrıntılı olarak uzun düşünür, bu yüzden sürüngen beyinden daha yavaş çalışır. Bu nedenle bir olay olur, sürüngen beyinimizle anında tepki gösteririz, aradan bir iki dakika veya yarım saat falan geçer, “neokorteks”imiz aklı selimle olayı düşünür ve sonra “Aman Allahım! Ben ne yaptım? Bütün onları ben mi söyledim, aman Tanrım, olamaz!” deriz. 

15 Temmuz 2018 Pazar

Kalbin akla üstünlüğü

Gerçek’in Titreşimleri - 85

Akıla Oranla Kalbin Gücü...


0:02: (Joe)
Benim açımdan en önemli şey, biz insanlar kalbimizle Yaratan’a bağlıyız. Sen, diğer realiteyi görürken bu “hal” içinde bulunmuş birisin, ama çoğumuzun bu deneyimi yok. Bence “beyin aklı”mızdan uzaklaşmak veya iç sesimizi dinlemek iyi, ama bu manipüle edilebilir. Ama kalbimiz manipüle edilemez, çünkü daha yüksek frekansla çalışıyor ve o zaman bu güçler ona ulaşamıyorlar. Bu durumda, insanların kalp üzerindeki bu mücadeleyi yenmeleri için ne gibi bir mesaj verebilirsin?

0:46:
A.B.D.’de The Heart Math Institute diye bir kurum var. Kalbin gücü ile ilgili bir sürü çalışma yapıyorlar, tabii kalbin fiziksel gücü ile değil, bu vorteks ile, bu enerji noktası ile. Bedende bir dizi vorteks var, bunlar beden dediğimiz insan enerji alanlarında varlığın farklı seviyelerine nüfuz ediyor. Bunların, daha geniş kapsamlı realitede farklı etkileşim noktaları var.

1:20:
Kalp ile kıyaslandığında beyinin, temelde düşük seviyede bir algılaması vardır. Beyin bilmediği bir şeyi düşünür, böylece üzerinde çalışır ve çözer.

1:37:
Karındaki duygusal vorteks ise düşünmez, tepki gösterir. Düşünmez ve duygusal bir etki ile tepki verir. İnsanoğluna olan bu; kalpten gelen daha engin realite ile olan etkileşimi manipüle edildi. Artık düşünmeden doğrudan karından gelen duygusal tepki ile birleşerek tepki veriyor. Buna daha sonra değineceğim. Kalbi, düşünme eylemi olmadan karındaki duygu ile birleştirmeli. Düşünerek “bil”inmez, oysa beyin bilmek için işlem yapmaya çalışıyor. Şimdi şu beden diline bakar mısın? Sanki açık bir kitap gibi okunacak halde...

2:21:
İnsanlar “düşünüyorum” derler ve başlarını işaret ederler. Oysa sezgisel olarak “bildikleri” zaman ellerini nereye koyarlar? “Biliyorum, hissediyorum!” deyip içgüdüsel olarak kalp bölgesini tutarlar, çünkü kalp bilir. Kalp, bu programın, bu manipülasyonun ötesindeki bilinç seviyesine bağlanır. Bilir! Bu yüzden bilir. Örneğin; “Önsezimle biliyorum, neden bilmiyorum, ama oraya gitmeliyim, oraya gitmem gerekiyor!” deriz. Oraya gidersiniz ve birden rastlantısal güzel bir şeyler olur. Oysa “Neden oraya gidecekmişsin, bu çok saçma” diye sürekli olarak konuşan duyguyu dinlemiş olsaydınız o güzelliği asla yaşayamazdınız.

3.03:
Bu içsel yolculuğu çıktığımdan beri geçen yaklaşık 30 yıldır hayatıma baktığım zaman sadece bir tek şey oluyor. Neye ters düştüysem, “bu mu, şu mu” derken bütün bu verdiğim bilgilere kalbim yönlendirmiştir. Zihin “Canım, oraya da yarın gidersin!” derken, bu kalp “Biliyorum, biliyorum!” diyor.

Kafam “Olacak terslikleri düşün” derken kalp, “Biliyorum! Biliyorum!” diyor... Manipülasyonun karanlığın derinliklerinde nasıl çalıştığına bakarsanız görürsünüz. Kalbi susturmaya çalışıyorlar. İnsanlar bazen sorarlar; “Kalbimin sesini dinlesem mi?” Oysa beden dili suratımıza bakıyor! Hala “Kalbimi mi dinlesem mantığımı mı?” diyorlar. Kalbiniz size ne diyor, duygular ne anlatıyor?

3:57:
Mantığımı mı/aklımı mı dinlemeliyim? Bir daha düşüneyim. Yoksa kalbimi mi dinlesem? O zaman biliyorum! İşte kalp bu şekilde susturulmuş. Avatar filminde Mavi halk, Navi’ler tamamen kalp insanları olarak tasvir edilmişler. Herşeyin “BİR” olduğunu biliyorlar. Ağaçlarla ve hayvanlarla bağlantıdalar, çünkü hepsi; hayvanların, ağaçların ve doğal hayatın da içinde olduğu bir bilinç alanında yaşıyorlar.

4:41:
Ve bu durumda, bir benzetme yapılacak olursa, bu fısıltı gazetesi gibi bir şey. İletişim orada mümkün. Navi’lerin yaptığı kalpten iletişim. İnsanoğluna ne oluyor derseniz; kalp iletişiminden kafa ve korku iletişimine çekiliyoruz. İnsanların verdiği tepkiye bakarsanız, dünyayı inceler etkileşim içinde olursanız, kafadan da gelse karından da, duygu, hepsi gittikçe artan duygu. İşte dünyada böyle yaşıyoruz, çünkü hepsi duygulardan geliyor. Artık kafadan kalbe geçiyoruz.

5:26:
Kaç kişi dünyayla kalbi, önsezisi yoluyla etkileşime geçiyor, acı çeken başkalarıyla empati kuruyor? Şefkat kalpten geliyor, gerçek sevgiyi oradan alıyoruz. Bu, (kişiler arasında ) çekim oluşturan, “Ay, çok tatlısın, ne kadar hoşsun” sevgisi değildir!

5:48:
Bunun yerine, “Oh, ne kadar hoşsun” şeklinde değil arkadaşlık olarak dışavurabilir. Arkadaşlık. Kalp. Arkadaşlık budur. Ama hep sevgiyi, kadın-erken ilişkisi ile değerlendiriyoruz. Birbirine çekilme, cinsellik, aşk dedikleri. Hayır, o sadece çekim. O da olabilir, arkadaşlık da, ama kaç tane ilişkide çekim değil de arkadaşlık olur? Hiç de uzun süreli olmaz.

6:34:
Diyelim ki sen veya başka biri bu seviyede beni cezbetti, bir dostluk başlar, ama bu tür ilişkilerin çoğunda kontrol olur. İlişkiyi kim kontrol edecek? “Sen, benim istediğim yapmıyorsun!, Sen bana şunu, bunu yaptın, seni siliyorum!” söylemleri başlar, çaat kapı kapanır.

7:03:
Arkadaşlık nedir? Nefis bir söz vardır; “Arkadaş, herkes dışarı çıkarken odaya giren kişidir.” Çünkü kalpten bir arkadaşlık gerçek arkadaşlıktır. Gerçek arkadaş; “Yaptıklarını onaylamıyorum, ama burada senin için varım” der. “Bunu bana nasıl yaparsın?” Çaat kapı... Bu, bağlantı seviyesinden tamamen farklı bir seviyede yer alır.

7:37: (Joe)
Dünya turundasın, bir sürü insanla karşılaşıyorsun, bazıları soğuk, ama onları kalp seviyesinde hissetmiyorsun. Çok akıllı ve başarılı olabilirler, ama onları hissetmiyorsun.

7:54: (David)
Aynen öyle.

7:56: (Joe)
Ben de, gerçekten kim kalpten, kim iyi anlayabiliyorum, ama bu bir ölçü değil. Bu kalp duygusu kimlerde vardır, senin algılaman nedir, gerçekten olabiliyorlar mı?

8:19: (David)
Yapmak istedikleri bunu yok edip, tamamen yapay zekaya bağlamak. Amaç kalp gücünü kapatmak, çünkü kalp çok güçlü, enerjisi çok kuvvetli. Bağlı olduğu frekans seviyesi çok çok güçlü. Onu kapatmak için 7/24 çalışmaları lazım. Nasıl bir şey olduğunu biliyorsun. Bunu nasıl kıracağımıza bir örnek verebilirim.

8:51:
Londra’daki o feci Grenville yangınını hatırlıyor musun? Kocaman kule şeklindeki bina yanınca içinde yaşayan çok kişi hayatını kaybetti. Büyükler, çocuklar, aileler. Çok feciydi. Orada Müslümanlar, farklı kültürlerden, farklı ırkta insanlar vardı. Şimdi buna tanıdığın bir sürü insan açısından bakarsan, ırkçı gerilim ve önyargı v.s. ile, eminim “o binada kimler vardı” diye düşünenler olmuştur. Hala ırkçı önyargıları olanlar. Bina korkunç bir şekilde yanarken herkes değil tabii ki, ama öyle insanlar var ve öyle bağnazlar ki, asla bu hayatlarında iyileşemeyecekler.

Ama bir de öyleleri var ki; “Hangi renkte veya dinde olmalarının ne önemi var ki?” diye düşünürler. Şimdi bunda müthiş bir şefkat akışı var, ama tabii ki sonra ne oluyor? İlk tepki, şefkat tepkisi, empatik tepki oluyor, sonra insanlar günlük hayatlarına devam ediyorlar. Haberlerde veriliyor. Grenville House kulesini alalım, orada neler oldu ve insanlar geri döndüler. Konuya kalbimizle baktığımızda dünya çok daha farklı bir yer olur, çünkü kalp için senin ırkın, dinin neymiş hiç fark etmez! Hepsi illüzyon, bir deneyim ve illüzyonsu başlıklar kurulumu. Bu/akıl o dünyayı yaşar, bu/kalp ise hepsinin bir saçmalık olduğunu bilir...

11:26: (Joe)
Bu güçler, sürekli olarak terör saldırıları ile bizi korku içinde tutmaya çalışıyorlar. İnsanlar ise onların istediği şekilde tepki vermiyormuş. (Aşırı nefret ile) Daha kötülerine ihtiyacımız varmış. Pekala, böyle söyleniyormuş. Aslında şimdiye kadar bu terör saldırılarıyla iç savaş çıkmalıymış v.s. Ama insanlar “Arkon”ların düşündüğü şekilde tepki vermiyorlarmış.

11:57: (David)
Bu, alternatif medyanın büyük güçlerinden birisidir, çünkü alternatif medya böyle geniş kapsamlı olarak iletişime henüz başlamamışken, kağıtlardan okunuyordu. Dolayısıyla, insanların bir dünya olayında, bir terör saldırısında veya ana akım medyadan bir savaş olsun, hepsinin kendi versiyonları oluyordu. Tabii ki, insanlar resmi haberleri çoğunlukla hiç sorgulamadan alıyorlar. Birkaç şey hariç, onlar da çok az.

12:31:
Algılamaları o bilgi ile şekillenmiş, bazı insanların doğal bir kuşkuculukları var. Belki, “Şuna pek inandığımı sanmıyorum” diyebilirler. Ama çoğu kişi inanır, çünkü bir terör saldırısı olduğu zaman başka bir bilgi yoktur. Haberlerde gördüğünüz ya da gazetede okuduğunuzun dışında açıklama yoktur. Alternatif medyanın yaptığı bu oldu, dolayısıyla onu silmek istediler. Aslında buna farklı bir şekilde de bakılabilir. Burada kasıtlı olarak bir problem yaratıyorlar, sonra da dünyayı değiştirmek için yaratılan problemden önce asla izin verilmesi mümkün olmayacak çözümler sunmaya başlıyorlar. Buna ben Problem-Reaksiyon-Çözüm diyorum.

13:15:
İşin iyi tarafı gibi görünüyor, bunu anlarım. Çözüm getirdiklerini söyledikleri şey, o saldırı her neyse bunu, onun bir sonucu olarak yaptıklarını söylüyorlar. İkinci aşama olduğunda insanlar, “Evet, bunlar haberlerde var” demiyorlar, “bir dakika, biz de bundan söz ediyoruz,” diyorlar. İnsanlar artık gittikçe daha fazla sorguluyorlar. Hani Rus İstasyonu RT var ya, onların sloganı şu; “Daha fazla sorgulayın”. Ama ben diyorum ki; “Herşeyi sorgulayın!”...



13 Nisan 2017 Perşembe

Çekim Yasası

Gerçeğin Titreşimleri - 67 - Çekim Yasası Video Metni




0:11: Artık ürettiğimiz enerjinin fotoğrafı çekilebiliyor. Birisiyle karşılaştığınız zaman, tamamen o kişilerin ‘varlık hali”ne bağlı olarak, “ o adamdan kötü titreşimler aldım” veya “ondan iyi titreşimler aldım” diyerek, bu enerjiyi kesinlikle hissedebiliyorsunuz. Duygularımızı, spiritüel, içsel ve zihinsel ‘hal’imizi yansıttığı için realitemizi bu enerji yaratıyor...

0:34: Bu durumda korku hissettiğimiz zaman, kendimize en çok korktuğumuz neyse onu çekeriz. Bu, en güçlü evrimsel dehadır, ben buna “tasarımcı evrim” diyorum, çünkü ne verirsek onu alırız sistemine göre günlük hayatımızda içsel dünyamızın bir yansımasını görüyoruz, o halde içimizi fiziksel bir şekilde görüyor, deneyimlerden dersler alıyor ve gelişiyoruz.

1:01: “Korku”, gelişimi engelleyen en büyük engeldir. Hangi konuda korkumuz varsa gelişmemize engel olan bir “girilmez” bölgesi yaratır, çünkü hiçbirimiz “Şundan ya da bundan korkuyorum, onunla yüzleşmem lazım” diyemeyiz. Bunun yerine, “Hayır çok teşekkür ederim, haydi konuyu değiştirelim, o konuya girmeyelim” deriz. Aslında, “Dışarı ne veriyorsak onu kendimize çekme” işlemi, “Dışarı ne veriyorsak onunla yüzleşme” işlemidir. Ancak onunla yüzleşirsek tekamül ederiz. Sözün kısası, eğer birşeyden korkarsak, korktuğumuz şeyi kendimize çekeriz.

19 Ağustos 2016 Cuma

Video metni: Hepimiz Dahiyiz



Hepimiz Dahiyiz! (Aralık 2014)

Eğer içinizde öfke tutarsanız tahmin edin ne olur? Üzerinize bir sürü öfke dolu kişi gelir. Bunun doğru olduğunu çok iyi biliyorum, kendi hayatımda da deneyimledim, başkalarının hayatlarında da olduğunu gördüm. Kişinin ‘var olma hal’i ne ise , fiziksel hayatını da o yaratır. Mağdur/kurban zihniyetinden daha kısıtlayıcı, daha zayıf düşüren hiçbirşey yoktur! Kendimizi birer kurban veya mağdur görmemiz için, hayatlarımız boyunca hep bu manipülasyona teşvik edilmişiz. Hep başkalarını suçlayarak, “Zaten ben hep bir kurbanım/talihsizim/mağdurum, şimdi bu durumda olmamın nedeni de A,B,C,D kişisi!” deriz ve bu böyle sürüp gider....

Bu ruh halinde olursak, hep o hayatı yaşarız, çünkü eğer bir kurban veya mağdur olduğunuzu düşünürseniz hep kurban/mağdur titreşimi veya enerjisi gönderirsiniz, o enerji de geriye ‘mağduriyet’ koşulları olarak döner.
Ama “Hey, ben bir kurban veya mağdur değilim! Hayatım kendi kontrolümde, hoşlanmadığım bu koşulları kendim yarattım, o halde hoşlanacağım koşullar da yaratabilirim!” diye düşündüğümüz anda kurban zihniyeti yok olur, o koşulları içeren enerjiyi kendimize çekmeyiz ve birdenbire hayatımıza, hoşumuza gitmeyen mağduriyet koşullarından kurtulmamızı sağlayacak olan kişiler girmeye başlar.

O anda neler olduğunu kavrayamazsınız, zaten çoğumuz da aynı şekilde o anda anlayamayız ve deriz ki; “Aman Tanrım, ne kadar da şanslıyım. Bu ya da şu kişi, hayatıma tam da zamanında girdi yahu! İnanamıyorum!”

1 Şubat 2015 Pazar

Gerçeğin Titreşimleri - 46 - Farkındalığa açılmak

(David Icke’ın, 2007’de basılmış olan ‘Global Komplo ve buna bir son vermek için David Icke Rehberi’ adlı kitabından)

Farkındalığa açılmak...
Bundan yıllar önce de, kitaplarımda bu ‘realite’ye çağlayan gibi akmakta olan enerjiler karşısında seçilecek iki yol olduğunu anlatmıştım. Birisi, hızla akmakta olan nehir benzetmesinde olduğu gibi, gevşeyip akıntıyla hareket eden kayığın içine uzanıp keyfini çıkarmak, diğeri ise akıntıya karşı suda ayakta durmaya çalışmaktı. Bir noktada akıntı o kadar güçlenecekti ki, ayaklarımız akıntıya karşı koyamayacak hale gelecek ve dalgalar bizi sürükleyip götürecekti.

Evrenin sırlarını öğrenmek isterseniz,
herşeyi enerji, frekans ve titreşim 
olarak düşünün. Nikola Tesla
Programlanmış olduğumuz ‘zihin programı’ndan uyanmakta olan herhangi bir insan, betonlaşmış realite çatlamaya başladığı zaman ne olacağını bilir. Kişinin hayatı değişir, çoğunlukla da parçalanır, dolayısıyla sadece ‘spiritüel’ olmaya çalışırken, neden bu kadar büyük mücadelelere girmiş olduğunu merak eder. Ne var ki bütün bunlar, çok iyi bir sebepten kaynaklanır.

Mevcut zihinsel, duygusal ve spiritüel halimizi aksettiren bir titreşim alanı yansıtırız. ‘Var Olan/Mümkün Olan Herşey’ bünyesinde, bizim biyolojik bilgisayarımızın neyi ‘okuyup’ neyi ‘okumayacağını’ tayin eden işte bu inanç sistemidir. İnsan algılamasına egemen olan düşük yoğunluktaki inanç sistemi, yani korku, depresyon, bölünme, rekabet, din, politika, ‘biz-onlar’ zihniyeti, insanların; ‘Mümkün Olan Herşey’in sadece minicik bir bölümünü okuyabilmelerine izin verir. Korku; bütün inanç ve ‘hal’lerin, insan potansiyelini en çok kısıtlayan şeklidir, çünkü bu hal, onların titreşimsel veya enerjetik olarak dona kalıp çok yoğun bir titreşimsel kabuğa çekilmelerine neden olur. Bu durumda da kendimize, korkutuğumuz ne ise onu çekeriz. Bardağının yarısının boş olduğunu düşündükçe bardağın yarısı hep boş olur. İşte bu nedenle de ‘sistem’, insanları hep ‘korku hali’ içinde tutmaya çalışır.

13 Ağustos 2013 Salı

Gerçek'in Titreşimleri - 22 - Sürüngen Beynimiz

R-Kompleks/Sürüngen Beynimiz...

Bütün insanların son derece önemli sürüngen genetikleri vardır, en önemlisi de bütün bilimadamlarının kullandıkları ismiyle ‘R-Kompleks’, yani ‘Sürüngen Beyin’dir. ‘Contact/Temas’ filminin esinlenilmiş olduğu kitabın yazarı olan Amerikalı kozmolog Carl Sagan, ‘Cennetin Ejderhaları’ adlı kitabında sürüngen genetiğinin insanlar üzerindeki etkisini anlatır. Ona göre insan doğasının sürüngen birimini, özellikle de törensel ve hiyerarşik davranışları görmezden gelmek çok yanlıştır, çünkü tam tersine bu örnek, insan doğasının tam olarak nasıl olduğunu anlamamıza yardımcı olur. (Carl Sagan, aslında bilimin nasıl politize edilmiş olduğu hakkındaki gerçekleri fazlasıyla biliyordu, özellikle de sürüngen genetiğinin insan davranışı üzerindeki etkisini tam olarak tespit etmişti). 


Araştırmacı Skip Largent ise bunu, ‘R-Kompleks’ başlıklı Internet makalesinde şöyle açıklamış:

19 Kasım 2012 Pazartesi

Gerçek’in Titreşimleri - V


David Icke’tan ‘Gerçek’in Titreşimleri (V)


‘Sevgi’ denen özgürlük...

Hepimiz ancak kendimize saygı duyup, kendimizi seversek gerçekten özgür oluruz, ancak ne yazık ki insanlık, kollektif olarak da, bireysel olarak da bunu yapmakta çok zorlanıyor. Sonuç olarak dünyaya kendimizi sevmemeyi, kendimizden nefret etmeyi, yani bu spiritüel kanseri aksettiriyoruz, içimizdeki hengame dışa dönüyor, sonucu da hergün haber bültenlerinde izliyoruz. Karşılaştığım en hırçın insanlar kendilerinden nefret eden, kendine sevgisi ve saygısı olmayan kişiler. Düşüncelerimiz ve davranışlarımız değişirse, dünyadaki hayat da değişir. Kendimizi iyileştirirsek, dünyayı da iyileştiririz. ‘Zihinlerimizi hapsetmiş olanlar’, bunun iyice farkındalar. Dışarıdaki kaosu sürdürebilmek için, biz insanların içimizdeki kaosu ve çatışmaları kışkırtmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar, çünkü o zaman içimizdeki düşünce dalgalarımızı, enerjimizi, içimizdeki hastalığı ve uyumsuzluğu, dünyanın enerji alanına yansıtıp, dışsal, gezegen düzeyinde bir hastalık ve uyumsuzluk yaratacağız ve bu da içinde tutulduğumuz titreşim/frekans hapishanesini ayakta tutacak. Binlerce yıl boyunca, korku, suçluluk ve ‘değersiz bir kul olma’ duygusu yaratmak üzere dogmatik din kullanıldı. Bu da insanların, kendilerini güvende hissetmedikleri için, düşünme haklarını din adamlarına vermelerini sağladı, çünkü kendi kararlarını kendilerinin vermeleri için sonsuz bir yeteneğe ve hakka sahip olduklarını anlayamayacak kadar büyük bir güvensizlik içersindelerdi. Bilim nedeniyle dinin gücü azalınca; bilim, politika ve ekonomi dinin, bilimadamları, politikacılar ve ekonomistler de din adamlarının yerini aldı. Neticede hep sonsuz potansiyelimizi inkar etmek üzere koşullandırılıyoruz. Sanki doğuştan ‘günahkar’ız! Açıkçası, ‘insan kitleleri’ ‘sıradan insanlar’ veya ‘sokaktaki adam’ tabirlerini işittikçe veya politikacılar halkı ‘bizim insanımız’ şeklinde ifade ettikçe sinir oluyorum, sanki biz, onların yüksek akıllarıyla himaye etmeleri gereken çocuklarmışız gibi! 

Paylaşım