9 Nisan 2019 Salı

Sürüngen beynin kölesiyiz

Gerçek’in Titreşimleri” - 91

Sürüngen beyin sisteminin kölesiyiz...


Hepsi sürüngen beyin ile bağlantılı, dolayısıyla bu büyüden kurtulmanın bir aşaması olarak önce sürüngen beyinden kopmak lazım, çünkü sürekli olarak bizi korkuyla besliyor; “Şundan kork! Bundan kork!” Güvensizlik, anksiyete, zaten algılamamızı manipüle etmek için yapılan hep bu. Böylece bizi düşük frekanslı halde tutuyorlar, dolayısıyla algılamamız “Ay Matriksi”ne hapsoluyor.
Yapabileceğimiz şeylerden birisi, sadece günlük hayatımızda bu kertenkele beyinle bağlantıyı kesmek. Kızdınız mı, 10’a kadar sayın. Geçmedi, 50’ye kadar sayın. Hala birilerini dövmek mi istiyorsunuz, bir daha 50’ye kadar sayın. Çünkü sürüngen beyin düşünmez, sadece tepki gösterir, bu nedenle çok hızlıdır. 
 
Oysa beyinin “neokorteks” bölümü ayrıntılı olarak uzun düşünür, bu yüzden sürüngen beyinden daha yavaş çalışır. Bu nedenle bir olay olur, sürüngen beyinimizle anında tepki gösteririz, aradan bir iki dakika veya yarım saat falan geçer, “neokorteks”imiz aklı selimle olayı düşünür ve sonra “Aman Allahım! Ben ne yaptım? Bütün onları ben mi söyledim, aman Tanrım, olamaz!” deriz. 

4 Aralık 2018 Salı

Çözüm mü istiyorsunuz?

Gerçek’in Titreşimleri” - 90

Çözüm mü istiyorsunuz? Buyrun, size çözüm...

0:05:
Merhaba, Davidicke.com videosuna hoşgeldiniz. 
 
0:12:
Pekala, bu hafta bazı sorulara cevap vereceğim, çok sayıda var, çoğu da farklı konularda, ancak 3-4 kişiden gelmiş olan bir iki tanesine değinmek istiyorum. “Neden bize çözüm önermiyorsun?” ve “Neden hep yolunda gitmeyen konulardan söz ediyorsun ve biize bunun için ne yapılması gerektiğini söylemiyorsun?
0:42:
Onlarca yıldır bununla karşılaştığım için yaptığım için ilginç geliyor, oysa dedikleri gibi çözümden hep bahsediyorum, ama insanlar da hep by pass ediyorlar, çünkü onların duymak istedikleri bu değil. Çözüm istedikleri zaman mutlaka, A, B, C ve D şeklinde yapmalıyız, toplantı yapılmalı, tutanak tutulmalı v.s. Ama şimdi açıklayacağım üzere, bunlar hiçbir çözüme ulaştırmıyor. Değiştirmemiz gereken şey davranışlarımız, algılamalarımız ve sadece başkalarına aktarmak yerine, dünyada neler olduğuna dair ne kadar kişisel sorumluluk almaya hazırız, bunu bilmemiz gerekir.

2 Kasım 2018 Cuma

Mobil Kıyamet: 5G

Gerçek’in Titreşimleri” - 89


5G ile; tablet, laptop ve mobil telefonlar, saniyede 700 ila 5.8 milyar mikrodalgadan, saniyede 24 ila 90 milyon mikrodalgaya ulaşıyor. Buna “Frekans Armageddon”u diyebiliriz ve bu bir abartı değil! 



5G: Beden ve Zihin için “Frekans Armageddon”u demektir...

Başlıkta sözü geçen “Armageddon” belki biraz İncil’si kaçacak, pekala, ama sözlükte Armageddon’un anlamına bakacak olursanız , o zaman bu video başlığının muazzam güçlü ve yıkıcı 5G iletişim sistemi için uygun bir kelime olduğunu görebilirsiniz. Armageddon’un ilk tarifi “Yargılanma gününden önce iyi ve kötü arasındaki son savaş”. Eh, bu belki biraz uymadı, ama diğer tanım şöyle; “Nükleer bir Armageddon gibi, özellikle dünyayı veya insan ırkını yok edecek gibi görünen dramatik ve felaket getirecek çatışma.”

Tabii bu terimle 5G’nin ne kadar ultra güçlü, ultra yüksek frekanslı bir iletişim sistemi getireceğini anlatmaya çalışıyorum. Zaten hali hazırdaki radyasyonun insanları ruhsal ve duygusal olarak olumsuz etkilediği birbiri ardından yapılan çalışmalarla belgeleniyor. 5G’de iletişim frekanslarının gücündeki artış, dolayısıyla da insan sağlığı üzerindeki bedensel ve ruhsal etkileri soluk kesici. İnsanların şimdi deneyimlemekte oldukları global Wi-Fi radyasyon denizi ile arasında müthiş farklar var. Fark inanılmaz. Sadece bir fikir vermek için, hatta sayısız insan üzerindeki etkileri bu 5G sistemi ile garantileniyor!

3:19:
Tabii, bütün bu baz istasyonları ve cep telefonları ve radyasyon üreten teknolojinin insan bedeni, insan zihni ve duyguları üzerindeki etkisini görüyoruz. Sağda solda okuduğumuz makalelerden başka binlerce bilimsel belge mikrodalga radyasyonunun biyolojk etkilerini anlatıyor. Sadece kansere, DNA tahribatı, kalp problemleri, stres hormonlarında artış, uyku bozuklukları, depresyon, baş ağrıları ve tedirginliğe sebep olmuyor, üremeyi de olumsuz etkiliyor. Sperm sayılarında büyük düşüş görülüyormuş.

4:15:
Kanser ile özellikle kablosuz radyasyon bağlantısı son derece rahatsız edici. 2011’de Dünya Ticaret Örgütü Uluslararası Ajansı’nın kanser araştırma bölümü, bütün kablosuz cihazlardan yayılan mikrodalga radyasyonun kanserin insan unsuru nedeniyle oluştuğunu göstermiş.


8 Ekim 2018 Pazartesi

İllüminati ve sürüngenler üzerine sohbet

Gerçek’in Titreşimleri – 88


https://www.davidicke.com/article/455001/david-icke-conspiracy-illuminati-lizards-unilad-original-documentary

Komplo, İllüminati ve Sürüngenler... Şubat, 2018

0:03:
İnsanların; “Bu David Icke dünyanın sürüngenler tarafından yönetildiğini düşünüyor, delinin biri!”... dediklerini duyabilirsiniz.

0:10:
İnsanoğlu ayağa kalk! Dizlerinin üzerinde ne yapıyorsun, öyle?

0:19:
Medya, noktaların birleştirilmesini istemiyor. Sadece noktaları görüyorsanız, tablonun tamamını göremezsiniz. Eğer noktaları birleştirirseniz neler olduğu kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkar.

0:28:
Yaklaşık 30 yıldır hayatıma bakarsanız, bütün kamuoyunun önünde gözden düşürüldüğüm, alaylara maruz kaldığım halde hala buradayım ve aynı işi yapıyorum. Oysa artık dünyanın dört bir yanında binlerce insan konferanslarıma geliyor.

16 Eylül 2018 Pazar

Biz okyanusuz; uyanın!

 Gerçek’in Titreşimleri - 87

Biz “Okyanus”uz – “Uyanın” adlı Dünya Turu’ndan...
(Maastrich-Hollanda) Ocak, 2018



0:01:

Şekil olarak, okyanustaki bir dalganın sırtı gibiyiz. Bir dalganın sırtı farklı görünür. Dalganın köpüğü gibi görünür, ama aynı okyanustur, sadece okyanusun farklı bir ifadesidir. Biz “o” yuz. Aynı “Sonsuz Farkındalık” halinin farklı ifadeleri... 
 

0:25:

Biliyorsunuz çocukken öğretirler; burası Atlantik Okyanusu, burası Pasifik Okyanusu, şurası Hint Okyanusu diye. “İyi ama, hepsi de aynı su!” diye düşünürdüm. Hepsi aynı su bile olsa, tek yaptıkları farklı isimler vermekti! Şimdi biliyoruz ki, suyun hangi bölümünden söz ediyorsak ona göre söylüyoruz.

0:47:

Ama aynı şekilde hepimizin bir odaklanma olduğu aynı “Farkındalık”ı da bölünüyor ve ona farklı isimler veriliyor; Fred Jones, Bill Smith... Tabii o kadarcık bir odaklanma da, kendisini minicik önemsiz bir parça sayıyor!

1:06:

Okyanus damladan, damla da okyanustan oluşur. Elinizde okyanustan bir damla tutuuğunuz zaman belki soyutlanmış, herşeyden kopmuş gibi görünür, ama onu okyanusa geri koyduğunuz zaman damla nerede biter, okyanus nerede başlar? Hepsi aynı sudur. İşte insanoğlunun bütün algılamasını köle eden komplonun özü budur! Damlayı/5 duyu zihnini okyanustan/Sonsuz Farkındalık’tan koparmak... Bunu bir kez başarırlarsa başımız dertte demektir. 
 

1:45:

Leonard Cohen’in dediği gibi;Eğer okyanusun kendisi olmazsan, hayatın boyunca deniz tutar!” Ve insanların çoğu bu yuvadan kopukluk, soyutlanmışlık duygusu çekiyor. Sanıyorum sorunlar hep bu realitedeki kopuklukluktan kaynaklanıyor. Gerçek benliklerinden, sonsuz benliklerinden kopuklar, zaten programın dayattığı da bu!

2:10:

Sistem; “Sen önemsizsin, hiçbir gücün yok!” diyor. Oysa gerçek şu ki; Sen her şeysin. Sistemin bizi sokmak istediği boşluk bu. Dolayısıyla kendimizi böyle değil, böyle görüyoruz. Zaten o zaman da mesele kalmıyor.

2:32:

Böylece evet, aciz ben! “Oh, ben sadece küçücük benim!” Oysa öyle bir şey yok! O sadece algılamamızda var ve kendi “aciz ben” algılamamız bazı nedenlerle böyle dışavurup, bizde “aciz ben” deneyimi yaratıyor! İnanmazsak “aciz ben” diye birşey yok. Hepimiz kendini sonsuz şekilde deneyimleyen “Sonsuz Benlik”iz. O deneyimleri yaşayan hep aynı bilinciz!

3:03:

Dünyanın farklı yerlerinde bütün antik ve yerli kültürlerde bu güce farklı isimler verilmiş. Kuzey Amerika Lakota yerlileri ona “Wacken Tanka” demişler. Her şeyi hareket ettiren büyük güç. Bilinç dediğimiz güç, her yerde ve her şeyde. O bilinci ne kadar içimize alırsak, o kadar realitemiz de deneyimleyeceğimiz şeyi yaratır.

3:42:

Bu, Yeni Bilim ifşaatları. Ağaçlar birbirleriyle iletişim içerisindeymiş ve sosyal çevreleri varmış! Her şey bilinç!

3:52:

Bilim adamları keşfedince şaşırmışlar, bitkiler insanlar gibi öğrenebiliyor ve çevrelerine uyum sağlayabiliyorlarmış! Yani bitkiler bilinçli mi? Cevap; Her şey bilinç! Gözden kaçırdığımız birşey daha var. Cansız cisimleri de bir bilinç şekli. Çağlardan beri bu bilinen bir tema. “Her şey canlı, her şey birbirine bağlı!” – Çiçero

4:18:

Leonardo da Vinci; “Görmeyi öğrenin. Her şeyin her şeyle bağlantılı olduğunu farkedin!” demiş, çünkü bilinç seviyesinde her şey; her şey!

4:28:

Ezoterik filozof, ressam ve şair William Blake; “Eğer algılama kapıları temizlenmiş olsaydı, insanoğluna herşey gerçekte olduğu gibi görünürdü, yani “Sonsuz”. Ve tabii program/sistem orada ve algılama kapılarının hiç temizlenmemesi için nöbet bekliyor!

4:50:

Nikola Tesla; “Beynim sadece bir alıcı. Evrende bilgi, güç ve ilham sağladığımız bir çekirdek var. Onun sırlarına vakıf değilim, ama var olduğunu biliyorum!” demiş...



19 Ağustos 2018 Pazar

Beyin ve Akıllı Teknoloji

Gerçek’in Titreşimleri - 86

Beyin ve “Akıllı” Teknolojiye dair...




İngiliz Nörolog Profesör Susan Greenfield İngiltere’de Lordlar Kamarası’nın bir üyesi. 2014’te basılan “Zihin Değişimi” adlı kitabında insan beyninin sosyal medya/akıllı telefon çağından nasıl etkilendiğini anlatıyor. Beyin çevreye adapte oluyor; ama bu çevre sürekli olarak değiştiği için beyin de aynı şekilde kayıtsız şartsız değişiyor. Bilim adamları; “Beyin oluşmuşsa değişmez” derler, ama şimdi öyle olmadığını biliyorlar. Şimdi onlar da biliyorlar ki, beyinin bir çeşit özelliği var ve aldığı bilgiye göre değişir. 
 
George Mason Üniversitesi’nden bir nörolog olan James Olds; “Beynin, birden doğaçlama olarak kendisini yeniden programlama yeteneği var. Çalışma şeklini değiştirebiliyor.” diyor. Canlı türleri, değişen çevreye beyinleri vasıtasıyla adapte oluyorlar ve bu genetik uyumluluk hayatta kalmak için onlara yeni yetenekler sağlıyor. Bu işlem yeterince hızlı gelişirse buna “mutasyon/dönüşüm/değişim” deniyor, ama bu gerçekleşmezse o zaman “tükenme/yok olma” şeklinde ifade ediliyor. 
 
Akıllı telefonlar, Internet ve sosyal medya, çok kısa bir sürede beyinde inanılmaz etkiler yaptı. Japonya’daki Tohoku Ünversitesi’ndeki araştırmacılar, uzun süre ile televizyon izlemenin çocukların beyin yapısına zarar verdiğini saptamışlar. Zaten uzun zamandır bilinen bir gerçek şu ki, televizyon bağımlılık yaratıyor ve insan beynini, hipnoza benzer bir zihin hali olan alfa dalga haline taşıyor ve bilinçaltının sınırsız bir şekilde programlanmasını sağlıyor. 
 
Amerikalı psikofizyolog Dr.Thomas Mulhooland, televizyonun zihin kontrolü potansiyeli üzerinde araştırma ve çalışmalar yapmış. Dediğine göre alfa dalgaları sadece 30 saniye sonra beliriyor ve ardından izleyiciler sanal bir transa giriyorlarmış.

15 Temmuz 2018 Pazar

Kalbin akla üstünlüğü

Gerçek’in Titreşimleri - 85

Akıla Oranla Kalbin Gücü...


0:02: (Joe)
Benim açımdan en önemli şey, biz insanlar kalbimizle Yaratan’a bağlıyız. Sen, diğer realiteyi görürken bu “hal” içinde bulunmuş birisin, ama çoğumuzun bu deneyimi yok. Bence “beyin aklı”mızdan uzaklaşmak veya iç sesimizi dinlemek iyi, ama bu manipüle edilebilir. Ama kalbimiz manipüle edilemez, çünkü daha yüksek frekansla çalışıyor ve o zaman bu güçler ona ulaşamıyorlar. Bu durumda, insanların kalp üzerindeki bu mücadeleyi yenmeleri için ne gibi bir mesaj verebilirsin?

0:46:
A.B.D.’de The Heart Math Institute diye bir kurum var. Kalbin gücü ile ilgili bir sürü çalışma yapıyorlar, tabii kalbin fiziksel gücü ile değil, bu vorteks ile, bu enerji noktası ile. Bedende bir dizi vorteks var, bunlar beden dediğimiz insan enerji alanlarında varlığın farklı seviyelerine nüfuz ediyor. Bunların, daha geniş kapsamlı realitede farklı etkileşim noktaları var.

1:20:
Kalp ile kıyaslandığında beyinin, temelde düşük seviyede bir algılaması vardır. Beyin bilmediği bir şeyi düşünür, böylece üzerinde çalışır ve çözer.

1:37:
Karındaki duygusal vorteks ise düşünmez, tepki gösterir. Düşünmez ve duygusal bir etki ile tepki verir. İnsanoğluna olan bu; kalpten gelen daha engin realite ile olan etkileşimi manipüle edildi. Artık düşünmeden doğrudan karından gelen duygusal tepki ile birleşerek tepki veriyor. Buna daha sonra değineceğim. Kalbi, düşünme eylemi olmadan karındaki duygu ile birleştirmeli. Düşünerek “bil”inmez, oysa beyin bilmek için işlem yapmaya çalışıyor. Şimdi şu beden diline bakar mısın? Sanki açık bir kitap gibi okunacak halde...

2:21:
İnsanlar “düşünüyorum” derler ve başlarını işaret ederler. Oysa sezgisel olarak “bildikleri” zaman ellerini nereye koyarlar? “Biliyorum, hissediyorum!” deyip içgüdüsel olarak kalp bölgesini tutarlar, çünkü kalp bilir. Kalp, bu programın, bu manipülasyonun ötesindeki bilinç seviyesine bağlanır. Bilir! Bu yüzden bilir. Örneğin; “Önsezimle biliyorum, neden bilmiyorum, ama oraya gitmeliyim, oraya gitmem gerekiyor!” deriz. Oraya gidersiniz ve birden rastlantısal güzel bir şeyler olur. Oysa “Neden oraya gidecekmişsin, bu çok saçma” diye sürekli olarak konuşan duyguyu dinlemiş olsaydınız o güzelliği asla yaşayamazdınız.

3.03:
Bu içsel yolculuğu çıktığımdan beri geçen yaklaşık 30 yıldır hayatıma baktığım zaman sadece bir tek şey oluyor. Neye ters düştüysem, “bu mu, şu mu” derken bütün bu verdiğim bilgilere kalbim yönlendirmiştir. Zihin “Canım, oraya da yarın gidersin!” derken, bu kalp “Biliyorum, biliyorum!” diyor.

Kafam “Olacak terslikleri düşün” derken kalp, “Biliyorum! Biliyorum!” diyor... Manipülasyonun karanlığın derinliklerinde nasıl çalıştığına bakarsanız görürsünüz. Kalbi susturmaya çalışıyorlar. İnsanlar bazen sorarlar; “Kalbimin sesini dinlesem mi?” Oysa beden dili suratımıza bakıyor! Hala “Kalbimi mi dinlesem mantığımı mı?” diyorlar. Kalbiniz size ne diyor, duygular ne anlatıyor?

3:57:
Mantığımı mı/aklımı mı dinlemeliyim? Bir daha düşüneyim. Yoksa kalbimi mi dinlesem? O zaman biliyorum! İşte kalp bu şekilde susturulmuş. Avatar filminde Mavi halk, Navi’ler tamamen kalp insanları olarak tasvir edilmişler. Herşeyin “BİR” olduğunu biliyorlar. Ağaçlarla ve hayvanlarla bağlantıdalar, çünkü hepsi; hayvanların, ağaçların ve doğal hayatın da içinde olduğu bir bilinç alanında yaşıyorlar.

4:41:
Ve bu durumda, bir benzetme yapılacak olursa, bu fısıltı gazetesi gibi bir şey. İletişim orada mümkün. Navi’lerin yaptığı kalpten iletişim. İnsanoğluna ne oluyor derseniz; kalp iletişiminden kafa ve korku iletişimine çekiliyoruz. İnsanların verdiği tepkiye bakarsanız, dünyayı inceler etkileşim içinde olursanız, kafadan da gelse karından da, duygu, hepsi gittikçe artan duygu. İşte dünyada böyle yaşıyoruz, çünkü hepsi duygulardan geliyor. Artık kafadan kalbe geçiyoruz.

5:26:
Kaç kişi dünyayla kalbi, önsezisi yoluyla etkileşime geçiyor, acı çeken başkalarıyla empati kuruyor? Şefkat kalpten geliyor, gerçek sevgiyi oradan alıyoruz. Bu, (kişiler arasında ) çekim oluşturan, “Ay, çok tatlısın, ne kadar hoşsun” sevgisi değildir!

5:48:
Bunun yerine, “Oh, ne kadar hoşsun” şeklinde değil arkadaşlık olarak dışavurabilir. Arkadaşlık. Kalp. Arkadaşlık budur. Ama hep sevgiyi, kadın-erken ilişkisi ile değerlendiriyoruz. Birbirine çekilme, cinsellik, aşk dedikleri. Hayır, o sadece çekim. O da olabilir, arkadaşlık da, ama kaç tane ilişkide çekim değil de arkadaşlık olur? Hiç de uzun süreli olmaz.

6:34:
Diyelim ki sen veya başka biri bu seviyede beni cezbetti, bir dostluk başlar, ama bu tür ilişkilerin çoğunda kontrol olur. İlişkiyi kim kontrol edecek? “Sen, benim istediğim yapmıyorsun!, Sen bana şunu, bunu yaptın, seni siliyorum!” söylemleri başlar, çaat kapı kapanır.

7:03:
Arkadaşlık nedir? Nefis bir söz vardır; “Arkadaş, herkes dışarı çıkarken odaya giren kişidir.” Çünkü kalpten bir arkadaşlık gerçek arkadaşlıktır. Gerçek arkadaş; “Yaptıklarını onaylamıyorum, ama burada senin için varım” der. “Bunu bana nasıl yaparsın?” Çaat kapı... Bu, bağlantı seviyesinden tamamen farklı bir seviyede yer alır.

7:37: (Joe)
Dünya turundasın, bir sürü insanla karşılaşıyorsun, bazıları soğuk, ama onları kalp seviyesinde hissetmiyorsun. Çok akıllı ve başarılı olabilirler, ama onları hissetmiyorsun.

7:54: (David)
Aynen öyle.

7:56: (Joe)
Ben de, gerçekten kim kalpten, kim iyi anlayabiliyorum, ama bu bir ölçü değil. Bu kalp duygusu kimlerde vardır, senin algılaman nedir, gerçekten olabiliyorlar mı?

8:19: (David)
Yapmak istedikleri bunu yok edip, tamamen yapay zekaya bağlamak. Amaç kalp gücünü kapatmak, çünkü kalp çok güçlü, enerjisi çok kuvvetli. Bağlı olduğu frekans seviyesi çok çok güçlü. Onu kapatmak için 7/24 çalışmaları lazım. Nasıl bir şey olduğunu biliyorsun. Bunu nasıl kıracağımıza bir örnek verebilirim.

8:51:
Londra’daki o feci Grenville yangınını hatırlıyor musun? Kocaman kule şeklindeki bina yanınca içinde yaşayan çok kişi hayatını kaybetti. Büyükler, çocuklar, aileler. Çok feciydi. Orada Müslümanlar, farklı kültürlerden, farklı ırkta insanlar vardı. Şimdi buna tanıdığın bir sürü insan açısından bakarsan, ırkçı gerilim ve önyargı v.s. ile, eminim “o binada kimler vardı” diye düşünenler olmuştur. Hala ırkçı önyargıları olanlar. Bina korkunç bir şekilde yanarken herkes değil tabii ki, ama öyle insanlar var ve öyle bağnazlar ki, asla bu hayatlarında iyileşemeyecekler.

Ama bir de öyleleri var ki; “Hangi renkte veya dinde olmalarının ne önemi var ki?” diye düşünürler. Şimdi bunda müthiş bir şefkat akışı var, ama tabii ki sonra ne oluyor? İlk tepki, şefkat tepkisi, empatik tepki oluyor, sonra insanlar günlük hayatlarına devam ediyorlar. Haberlerde veriliyor. Grenville House kulesini alalım, orada neler oldu ve insanlar geri döndüler. Konuya kalbimizle baktığımızda dünya çok daha farklı bir yer olur, çünkü kalp için senin ırkın, dinin neymiş hiç fark etmez! Hepsi illüzyon, bir deneyim ve illüzyonsu başlıklar kurulumu. Bu/akıl o dünyayı yaşar, bu/kalp ise hepsinin bir saçmalık olduğunu bilir...

11:26: (Joe)
Bu güçler, sürekli olarak terör saldırıları ile bizi korku içinde tutmaya çalışıyorlar. İnsanlar ise onların istediği şekilde tepki vermiyormuş. (Aşırı nefret ile) Daha kötülerine ihtiyacımız varmış. Pekala, böyle söyleniyormuş. Aslında şimdiye kadar bu terör saldırılarıyla iç savaş çıkmalıymış v.s. Ama insanlar “Arkon”ların düşündüğü şekilde tepki vermiyorlarmış.

11:57: (David)
Bu, alternatif medyanın büyük güçlerinden birisidir, çünkü alternatif medya böyle geniş kapsamlı olarak iletişime henüz başlamamışken, kağıtlardan okunuyordu. Dolayısıyla, insanların bir dünya olayında, bir terör saldırısında veya ana akım medyadan bir savaş olsun, hepsinin kendi versiyonları oluyordu. Tabii ki, insanlar resmi haberleri çoğunlukla hiç sorgulamadan alıyorlar. Birkaç şey hariç, onlar da çok az.

12:31:
Algılamaları o bilgi ile şekillenmiş, bazı insanların doğal bir kuşkuculukları var. Belki, “Şuna pek inandığımı sanmıyorum” diyebilirler. Ama çoğu kişi inanır, çünkü bir terör saldırısı olduğu zaman başka bir bilgi yoktur. Haberlerde gördüğünüz ya da gazetede okuduğunuzun dışında açıklama yoktur. Alternatif medyanın yaptığı bu oldu, dolayısıyla onu silmek istediler. Aslında buna farklı bir şekilde de bakılabilir. Burada kasıtlı olarak bir problem yaratıyorlar, sonra da dünyayı değiştirmek için yaratılan problemden önce asla izin verilmesi mümkün olmayacak çözümler sunmaya başlıyorlar. Buna ben Problem-Reaksiyon-Çözüm diyorum.

13:15:
İşin iyi tarafı gibi görünüyor, bunu anlarım. Çözüm getirdiklerini söyledikleri şey, o saldırı her neyse bunu, onun bir sonucu olarak yaptıklarını söylüyorlar. İkinci aşama olduğunda insanlar, “Evet, bunlar haberlerde var” demiyorlar, “bir dakika, biz de bundan söz ediyoruz,” diyorlar. İnsanlar artık gittikçe daha fazla sorguluyorlar. Hani Rus İstasyonu RT var ya, onların sloganı şu; “Daha fazla sorgulayın”. Ama ben diyorum ki; “Herşeyi sorgulayın!”...



Paylaşım