21 Ekim 2016 Cuma

Gerçeğin Titreşimleri - 60 - Güneş



Öyle bir süreçteyiz ki, insan bilinci ve farkındalığının şekillenmesi işleminde büyük bir aşama görülüyor. Bazıları buna ‘Gelişme/Değişme’, bazıları da ‘Titreşimsel Hızlanma’ diyor. Ben ise 20 yıl önce bir medyumla ilk görüşmemden sonraki günlerde, buna “Gerçek’in Titreşimleri” demiştim. O uyanışın başlamasını takiben yazdığım ilk kitabın adı da “Gerçek’in Titreşimleri” idi. Bu hala da sürüyor. Benim ‘Farkındalık’ım başladığı zaman ortada bu konuda hiçbir bilgi yoktu, ama gelmekte olan titreşimsel bir değişiklik vardı. O zamanlar bu konuda hiçbir fikrim yoktu, ama gelen mesajlara göre, spiritüel bir çalar saat gibi insanları bir koma halinde oldukları derin uykularından uyandıracaktım. Yani çok uzun zamandır bu konunun içindeyim. 

Aman Tanrım, yirmi yıl sonra bunun doğru olduğu kanıtlanıyor. Saklı tutulmuş olan ne varsa hepsi ortaya çıkacak ve gerçek ortaya çıktığı gibi, çıkışı da durdurulamayacaktı, çünkü bu titreşimsel değişim onu yüzeye çıkarıyordu. Dediğim gibi yirmi yıl önce... Uyanmak mı? Yeni bilinç mi? Ne? Gerçek ortaya mı çıkacak? Şaka mı yapıyorsunuz? Aradan yirmi yıl geçti, ama şimdi görüyorsunuz işte...

27 Eylül 2016 Salı

Gerçeğin Titreşimleri - 59 - Asıl biz buyuz

5 Kasım 2012 tarihli videosundan...

‘Asıl biz’ buyuz:
Dünya dışımızda değil, sadece öyle görünüyor, sizi temin ederim. Oysa öyle değil! Bu bir illüzyon. Herşey içimizde, realiteyi içimizde deşifre ediyoruz. Anahtarı da kalbimiz!... Çıkış kapısı, hapishaneden çıkış bu! Gün boyunca bunu ayrıntılı bir şekilde anlatacağım.
Kalbin müthiş bir gücü var! Hep akılı, beyini düşünüyoruz, oysa bunlar çok düşük seviyede bir farkındalık... Aslında bizi illüzyon dünyasının çok ötesindeki daha yüce farkındalık okyanusuna, daha yüce sevgiye, önseziye bağlayan kalbimiz! Peki bu önsezi nereden geliyor? Hiçbirzaman “Önsezim öyle söylüyor” diyerek beynimizi işaret etmeyiz, değil mi? Hep “Önsezim böyle söylüyor” diyerek elimizle kalbimizi gösteririz! Vücut dili neyin nereden geldiğini bilir. Bu da bir çeşit içsel bir akıl... “Üniversiteye gittim de bütün bunları hatırlıyorum da, dogma öyle söyledi da, sınavlarımı geçtim de”, v.s... Hayır, akıl bu değil, bu ağırlıklı olarak sadece hafıza. Oysa gerçek içsel akıl; kalp...
Tabii ki, kan pompalayan kalbi kastetmiyorum. Spiritüel kalp olan kalp çakrasından söz ediyorum. Bizi yüce okyanusa açan kalp. Eğer açarsak tabii...Eğer açmazsak  yüce okyanustan kopuk oluruz.

8 Eylül 2016 Perşembe

Video metni: 5 duyunun ötesi


5 Duyu Bilinci’nin Ötesine Geçiş


Ruhsal yolculuk gittikçe daha derin bir şekilde önümüze serilirken, kendi realitemizi kendi yarattığımızı anlamadan, dünyada olanları ve bunu değiştirmenin mümkün olduğunun farkındalığına varmak çok zor. Gerçek olduğunu düşündüğümüz şey, bizim deneyimlediğimiz realite oluyor, örneğin; kendinizi güçsüz hisseder ve “Ben halktan güçsüz ve aciz Joe, benim ne gücüm olabilir ki” diye düşündüğünüz zaman nasıl bir hayatınız olur? Zavallı aciz siz olan güçsüz bir hayatınız olur. Oysa ‘zavallı, aciz ben” diye birşey yok! Bu sadece, sizin realiteyi algılayış şekliniz... 

Zaten kontrol sisteminin bütün amacı da, beşikten mezara bütün insanları, hiç güçlerinin olmadığına, hayatlarının iyi veya kötü şans ve de tesadüflerden ibaret olduğuna, dolayısıyla güçlerini, her şeyi daha iyi bildikleri için güçlü olanlara vermeleri gerektiğine inandırmak.

Dünyadaki ─saymadım bilmiyorum, duyduğum bu─ altı yedi milyar insanın büyük bir çoğunluğu bu konuda bilinçli değil. Ben onlara “beden bilinçli” veya “5 duyu bilinci’ olanlar diyorum. Yani bu, bilinçliliğin daha yüksek bilgi seviyelerine sahip, daha derin ve daha bilge olan bir bilinçlilik değil. Oysa aslında aynen öyleler! Neyse ki, yine de artık insanlar bilinçlerine uyanıyorlar. Bazı kişilerden duyuyorum; “Birdenbire uyandım ve görmeye başladım!”...

Peki bu “Uyanmak da nedir?” diye sorulacak olursa cevabı şu:

19 Ağustos 2016 Cuma

Video metni: Hepimiz Dahiyiz



Hepimiz Dahiyiz! (Aralık 2014)

Eğer içinizde öfke tutarsanız tahmin edin ne olur? Üzerinize bir sürü öfke dolu kişi gelir. Bunun doğru olduğunu çok iyi biliyorum, kendi hayatımda da deneyimledim, başkalarının hayatlarında da olduğunu gördüm. Kişinin ‘var olma hal’i ne ise , fiziksel hayatını da o yaratır. Mağdur/kurban zihniyetinden daha kısıtlayıcı, daha zayıf düşüren hiçbirşey yoktur! Kendimizi birer kurban veya mağdur görmemiz için, hayatlarımız boyunca hep bu manipülasyona teşvik edilmişiz. Hep başkalarını suçlayarak, “Zaten ben hep bir kurbanım/talihsizim/mağdurum, şimdi bu durumda olmamın nedeni de A,B,C,D kişisi!” deriz ve bu böyle sürüp gider....

Bu ruh halinde olursak, hep o hayatı yaşarız, çünkü eğer bir kurban veya mağdur olduğunuzu düşünürseniz hep kurban/mağdur titreşimi veya enerjisi gönderirsiniz, o enerji de geriye ‘mağduriyet’ koşulları olarak döner.
Ama “Hey, ben bir kurban veya mağdur değilim! Hayatım kendi kontrolümde, hoşlanmadığım bu koşulları kendim yarattım, o halde hoşlanacağım koşullar da yaratabilirim!” diye düşündüğümüz anda kurban zihniyeti yok olur, o koşulları içeren enerjiyi kendimize çekmeyiz ve birdenbire hayatımıza, hoşumuza gitmeyen mağduriyet koşullarından kurtulmamızı sağlayacak olan kişiler girmeye başlar.

O anda neler olduğunu kavrayamazsınız, zaten çoğumuz da aynı şekilde o anda anlayamayız ve deriz ki; “Aman Tanrım, ne kadar da şanslıyım. Bu ya da şu kişi, hayatıma tam da zamanında girdi yahu! İnanamıyorum!”

30 Haziran 2016 Perşembe

Video metni: İnsanlık deneyimi





Sorumluluğu almak ve insanlık deneyiminden birşeyler öğrenmek...

İnsanlar deneyimlerinden ne öğrendilerse öğrenmişlerdir, dolayısıyla dünyada yaşanan deneyimler açısından yaşadıkları da tamamen kendi seçimleri... Her bir deneyim, bir bilgelik yaratılması açısından potansiyel bir adım olur, ama bu sadece o deneyimi edinip onu, birşeyler öğrenilecek bir bilgelik haline sokarsanız gerçekleşebilir.

İnsanlık tarihi, sürekli olarak aynı hataları yapıp hep aynı sonuçlara ulaşıyor. Sonra tarihi bir değişim oluyor, durum değişmiş gibi görünüyor, oysa hep aynı hatalar iyice ebedileşiyor o kadar. Bütün mesele bu işlemin sona ermesi, insanların dünyada neler olduğunu gerçekten görmeleri ve kendi hayatlarına bakıp şöyle diyebilmeleri: “Aslında dünyanın böyle bir çıkmazda olmasının nedeni bir bakıma kendi kabahatimiz, hepsi yaptığımız veya deyim yerindeyse yapmadığımız seçimlerden kaynaklanıyor. Sanırım şimdi olanlardan öğrenilecek ders şu ki; eğer gücümüzü ve sorumluluğumuzu kendimiz almazsak, birileri çıkıp bunu bizden alır ve zaman gelir, onu bize karşı kullanmaya başlar...”

15 Haziran 2016 Çarşamba

Video metni: Karanlık uyanmak için mi?

Dünyadaki karanlık bizi “uyanmaya mı” sevkediyor?

Ağustos, 2014 http://www.inlightTV.com


Bir şeyler öğrenmek için dehşet, korku, terör ve çocukların toplu olarak katledilmesine gerek yok, aslında bütün bunların gerçekleşmesini durdurmak için bir seçim yapabiliriz. Aslında tasarlanmış olduğu gibi olan bir dünyada değil, tamamen ‘bozulmuş’ bir dünyada yaşıyoruz. Bir bilgisayar virüsü gibi çalışan, tam bir ‘enerji’ ve bir ‘farkındalık’ formunda olan bir güç var. Bu, farkındalığı olan enerjetik bir bozulma, çünkü herşey enerji, bir çeşit farkındalık, dolayısıyla da herşeyin kendisi farkındalık.

İnternet gibi kollektif bir realite sağlayan bir bilgisayar sistemi düşünün, buna bir virüs giriyor. Virüs hiçbir şey yaratamıyor, sadece önceden düzgün yaratılmış olanı veya olanları bozuyor, yani sistemi... Dolayısıyla sistem, gittikçe daha dengesiz bir şekilde çalışmaya başlıyor. İşte, insan realitesine olan da bu!

Temas ettiği herşeyi bozan, enerjisel bir kanser gibi bir ‘bozulma’ ile karşı karşıyayız. Mesela, şimdi dengeli ve uyumlu bir durumda olsak, İsrail ve Filistin birbirleriyle uyum içinde yaşayabilirlerdi, oysa ‘bozulma’, beraberinde ‘bozulmuş’ davranışları getirdi. Dünyada buna daha binlerce örnek verebilirim. Bu bilgisayar virüsü gibi ‘bozulma’nın bir ifadesi olarak, Filistinliler sürekli olarak katlediliyorlar. Davranışlar son derece aşırı, son derece kötü.

22 Mayıs 2016 Pazar

Video metni: Nasıl uyanırız?


Ağustos 2014 tarihli Inlight TV videosunun metni

Eğer medyadan duyduklarınıza tepki duymanıza rağmen kendiniz araştırmıyor ve kendinize bunu yapacak saygıyı duymuyorsanız, o zaman hep uykuda kalacaksınız demektir. Farkındalığın başka aşamalarına geçemeyecek, dünyayı aslında olduğu haliyle anlayamayacak, bir keman gibi çalınacaksanız. Neler olduğuna dair hiçbirşeyden haberiniz yoksa, o zaman yeni doğmuş bebek kadar acizsiniz demektir. Bu nedenle bu konuda en önemli nokta ‘bilgi edinmek’tir. 

Bir bilgiden haberdar olduğunuz veya birisi bir bilgi verdiği zaman “Bu doğru değil, çünkü aslı budur” diyebildiğiniz, medyanın sakladığı gerçekleri görebildiğiniz zaman, üstü örtülen hikayelere karnınız tok demektir. Şimdi bu, Internet’te çok sık oluyor ve gün geçtikçe daha çok insan oyunun nasıl oynandığı konusundan haberdar oluyor. 


Dolayısıyla ‘uyanış’ın çok cepheli seviyeleri var. Bu bir seviye... Daha sonra ise, benlik duygunuzu, görünüşteki kadın veya erkek, şu ya da bu din, şu ya da bu milliyet, ırk, hayat hikayesi her neyse o benlik duygusundan kurtarmanız lazım. Biz bunlar değiliz, bunlar sadece deneyimlemekte olduğumuz birşey. Bir de üstelik deneyimimize isim veriyoruz. Joe Blogs, Ethel v.s.

Paylaşım