20 Mart 2017 Pazartesi

Sonsuz Potansiyelsiniz


Sonsuz Potansiyel / Sonsuz Kapasitesiniz

23 Ocak, 2017


0:17 Şimdi size bu alemdeki farkındalığımla bakıyorum. Farkındalığım, görünen ışığın minik frekans bandına odaklanmış durumda. Dolayısıyla sizi görüyorum, ama ötesini göremiyorum. Bedenim görev yapamaz hale gelince, yani bedenim öldüğü zaman bedenin algılaması bitiyor.

0:35 Artık realiteyi bu beden yoluyla, bu durumda bedenin sınırlı frekans menziliyle algılayamam. Oysa bilincim çok daha gelişmiş bir halde algılama yapıyor. Bütün olan bu.

0:47 Malum, şu müthiş ölüm korkumuz var, ama bu, hayatı bilmemekten kaynaklanıyor. Hayat nedir? Kendimizin; farkındalık, yok edilemez, sonsuz farkındalık/bilinç, farkında olma hali olduğumuzu anladığımız zaman ölüm falan olmaz.

1:10 Beden görev yapamaz hale geliyor, buna ölüm diyoruz, tabii ki öyle, peki sonsuza kadar kalabilir miyiz? Sonsuzluğu keşfetmek ister miydiniz? “Ne? Yo, yo, sonsuzluğu keşfetmek istemiyorum, aşağıdaki süpermarkette çalışmak istiyorum.” Yani, hadi yapmayın..


1:31 Şu bilinmeyene duyduğumuz korku var ya. Hayat ve aslında kim olduğumuz bilgisini bastırarak öyle bir durumu kendimiz yaratıyoruz. Bedenin yaşamadığı durum olan, yani ölüm ve ölümden korkumuz yüzünden insanlar dehşete kapılıyorlar.

1:52 Dinlerde “Tanrı ne der”? Ana akım bilime inanınca, “öleceğim/artık var olamayacağım”, deriz, oysa bence ikisi de birer illüzyon. Hepimiz birer farkındalık haliyiz. Beden öldüğü zaman, çok daha engin bir farkındalığa geçiyoruz.

2:16 Ölüme Yakın Deneyimler böyle oluyor. Bu konuda çok sayıda yazı okudum, içerikleri inanılmaz. Öldükleri anda bum! Farkındalık müthiş gelişmiş hale dönüşüyor. Neden? Çünkü bu frekans bandındaki, dünya dediğimiz bu bilgi kaynağında odaklandıkları aracı, yani bedeni terkediyorlar. Biz dünyada yaşamıyoruz, bu realiteye deşifre ettiğimiz bir bilgi kaynağında yaşıyoruz!

2:48 Haziran’da İngiltere’de iki yerde yaptığım sunumlarla başlayan ‘Dünya Turu’nda çok hoşuma giden birşey var; dünyayı gezerken, ana akım medyada gazetelerde, ana akım bilimde ve diğer kaynaklarda benim sunumlarımda anlattığım şeyleri hep teyit ediyorlar, çünkü hepsi doğru!

3:27 Mesela benim de sürekli olarak söylediğim, ana akım kaynaklarda da gittikçe daha çok doğrulanan bilgi şu ki; herşey bir ‘farkındalık’ hali, yani bakmakta olduğumuz; çoklu formlar veya çoklu şekiller alan hep sonsuz farkındalık...

3:53 Şimdi “ben” olan sonsuz farkındalığın ifadesi size, aynı sonsuz farkındalığın “siz” olan ifadesi de bana bakıyor. Böylece farkındalık olan sadece insanlar değil, herşey birer farkındalık!

4:10 Geçen hafta okuduğum bir bilimsel çalışma vardı. Ağaçların da farkındalığı varmış. Tabii ki var! Aslında ağaçlar aile dairesi, aile grupları diyebileceğimiz birşey içerisinde varlık gösteriyorlar.

4:27 Bu zamanın güzel yanı bu. Bir sürü inanılmaz şey oluyor, harika şeyler.

4:36 Bunlardan birisi de, tül perdenin kalkıyor olması. Bu perdeyi yaratmış olanlar, hala üzerimize kapatmış oldukları kapak kalkmasın diye iyice bastırıyorlar, ama artık bitiyor. Hani zar benzetmesi vardır, delikleri parmağınla tıkarsın, senin sadece iki parmağın vardır, oysa delik sayısı çoktur. İşte bu bilgi artık açığa çıkıyor!

5:02 Bu da zamanı müthiş bir hale getiriyor. Bir şey daha var; bilgisayar teknolojisi, Wi-Fi, bunların bütün tehlikelerine rağmen, deneyimlemekte olduğumuz realiteyi en basit şekilde açıklamak için yine bir bilgisayar örneği vereceğim.

5:25 Mesela, bilgisayarları bilmeyen birisine “Odada görünmeyen bir küresel realite var, bu Avustralya, Amerika veya İtalya veya Güney Amerika’da da deneyimleyebileceğin bir küresel realite!” desem...

5:57 Bilgisayarları, Wi-Fİ’yı, Internet’i bilmeyen birisi; “Sen delisin! Nerede? Hani nerede?” diye sorar değil mi? Oysa bilgisayarı falan bilen birisi “Oh, evet, anlıyorum, bilgisayar Internet’e girer, biliyorum, tabii ki biliyorum” der.

6:18 Evet, biyolojik bilgisayar da işte bunu yapıyor, çünkü bu evren bir kuantum bilgisayar! Kuantum Bilgisayarlar, realitenin dokusundaki bilgiyi şifreliyorlar. Ben buna “Kozmik İnternet” diyorum. İşte “evren” dediğimiz bu kozmik internet ile bir etkileşim içerisindeyiz...

6:48 Ve eğer, olabilirliğin dar bir algılaması, yani çok dar bir farkındalık bandı içerisindeyseniz, ama tabii ki, geniş bir farkındalık bandınız olamayacağı için değil, kendinize ‘zavallı, aciz ben’/hayalet benlik inancını seçmişseniz, kuantum bilgisayar ile etkileşimde olduğunuz zaman çok dar bir olabilirlik menziliniz olur, o zaman “Oh, hayatım da pek sıkıcı, hiçbirşey olmuyor ki!” dersiniz.

7:29 Oysa farkındalığınız geliştirdiğiniz zaman, dağın tepesinde bacakları çapraz oturan BUDA da değilsiniz, siz sizsiniz, hatırlayacaksınız, şimdi artık çok daha gelişmiş bir şekilde kuantum interaktif kozmik internet ile etkileşime girmeye başladınız. Bunu yaparken, bu olabilirlik kuyusundan hayatınıza çok daha geniş olanaklar çekiyorsunuz, çünkü artık kozmik internet ile çok daha gelişmiş bir etkileşim içerisindesiniz. Hayatınıza inanılmaz değişiklikler giriyor, inanılmaz rastlantılar oluyor, şansınız dönüyor. “Aman, benim hayatımda hiçbir şey olmaz!” düşüncesi yerini güzel bir maceraya bırakıyor, çünkü o moddan çıktığınız zaman çok daha büyük bir olabilirlik sürecine giriyorsunuz.

8:38 Hepsi buna bağlı. Mesela küçük bir grupsanız ve büyük bir grubu kontrol altında tutmak isterseniz, onların ne durumda olmasını istersiniz? “Görüyorum, görüyorum, şimdi herşeyi anlıyorum!” diyen gelişmiş algılı grubu mu? Yoksa daracık bir açıdan bakan grubu mu? Tabii daracık açıdan algılaması olanları, çünkü onları çok daha kolay manipüle edebilirsiniz.

8:52 Dünyaya geldiğimiz andan itibaren, dünyayı terkedene kadar hepimize yüklenmiş olan son derece aralıksız, ısrarcı ve acımasız “algılama programı”na bir bakın.

9:12 Bu, anne babalarımızla başlıyor. Doğuyoruz, anne babalarımız algılamalarımızı etkiliyor, çünkü onlara da aynı program yüklenmiş oluyor, onlar da bize aktarıyorlar, çünkü “normal” olan ne ise, onu bilmemiz gerekiyor.

9:29 Sonra da bu dünyaya geldikten çok kısa bir süre sonra kendimizi okulda/sınıfta buluyoruz. Devletlerin algılamasını temsil eden bir yetkili kişi/öğretmen bize nerede olmamız gerektiğini, ne zaman konuşabileceğimizi, ne zaman yemek yiyeceğimizi, eve, hatta tuvalete bile ne zaman gidebileceğimizi, neyin ne olduğunu, ne olmadığını, neyin mümkün olup olmadığını öğretiyor.

9:57 Hep yukarılardan, bilmediğimiz bir yerlerden saptanan algılamaları kaydediyoruz. Sonra yüksek öğrenim başlıyor, hergün sürekli olarak, “realite” olarak, önceden kararlaştırılmış olan program ne ise bize o yükleniyor. Tabii ki bu, çok derinliklerdeki gölgelerin arasından bir yerlerden kararlaştırılmış olan algılamalarımız bu şekilde hep kontrol altında tutulmuş oluyor.

10:25 Sonra öğrenimiz bitiyor, politika, hukuk, medya, tıp veya iş dünyasına giriyoruz.

10:46 Bu arada bize yüklenmiş olan algılama her neyse onu da yanımızda getiriyoruz. Bütün bu kurumları, aynı algılama programının yüklenmiş olduğu kişiler yönetiyor, çünkü onlar girmiş oldukları sınavlarda başarılı olmuş bireyler... Sınavlarda sistemin öğretmiş olduğu ve duymak istediği bilgileri verip çok parlak notlar alıyoruz.

11:05 Aferin, çok iyi programlanmışsın! Çok iyi, hadi bakalım işi aldın! Böylece bu yüklenmiş olan “normal” algılaması ne ise hep birbirimize onu teyit ettiriyoruz. Ve bir gazeteci “realite” hakkında araştırma yapıyorsa, çok nadir olmakla birlikte bazıları hariç, mesela benim gibi yıllarını bu işe vermiş kişiler yerine, eline şarkı notası gibi kısıtlı bir belge tutuşturulmuş olan bilim adamlarına gitmeyi tercih ediyorlar.

11:45 Eğer “sağlık” konusunda bir araştırma yapıyorlarsa çok bilgisi olup başarı kazanmış ve o belirli konuda uzmanlaşmış olanların yerine doktora gidip, hastalık hakkında belirlenmiş olan tek bilgi ve tedavi ne ise o bilgiyi alıyorlar. Dolayısıyla insanlara, benim “posta pulu konsensusu” dediğim komik derecede dar bir algılama programı yüklenmiş durumda...

12:35 Şöyle bir durum var; ana akım bilime göre, elektromanyetik spektrum % 0.005. Evrenin bilim adına algılanmış olan o frekans; görünen ışık, yani toplu iğne başı ölçeğinin milyarda birine eşit. Sonra da insanlar “Bizden başka hayat formu var mıdır dersin?” diye soruyorlar. Ne? Dalga mı geçiyorsun?

13:12 İşte bu yanıltma programının gücü bu. Benim gibi, “Aslında insanları manipüle eden, ama insan olmayan bir güç var!” diyenlere cevap; “Ne? Deli mi ne?” oluyor. Tabii ki öyle derler, çünkü sistemin, eğitim programlarının, medyanın çalışmasına bakılırsa, dünya dediğimiz şeyin minik bir frekans bandı olduğunu hiç duymamışlar ki!...

13:44 Gözleri ile görüp görmediklerinin ‘farkındalık’ında değiller.O boşlukta görebildikleri herşeye bakmıyorlar. Sadece o frekans bandında ne varsa onu görüyorlar. Bunu bilmiyorlar. Bilseler, gördüğümüz küçücük dünya hayatında sorulan, “Acaba insanlardan başka yaşam formu var mıdır?” gibi bir sorunun bile ne kadar saçma olduğunu anlarlardı...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Paylaşım