3 Şubat 2016 Çarşamba

Video metni: Uyanış

Bu yazımız, David Icke - Humanity Is Awakening videosunun dökümüdür.


                                          http://www.davidicke.com            Kanal: jay4louise2

Bütün bu komplonun ana amacı; insanları ‘beden aklı’nda tutup, onların ‘bilinç’lerine açılmalarını engellemek. Bugünlerde olan şu: Titreşimsel değişim tam anlamıyla başladı, tam aktif halde. İnsanların bilinci uyanıyor. Ben bu konuda tam bir barometre gibi oldum, çünkü bundan 20-25 yıl önce bu konuda konuşmaya başladığım zaman dinleyiciler bir telefon kulübesini bile dolduramayacak kadar azdı. Bu konuda konuşmaya başlayınca, tabii bir de BBC’de haber sunucusu olduğum için bütün yurtta haber oldum, herkes delirdiğimi düşündü. İngiltere’de inanılmaz derecede alay konusu oldum. 

Hayatınız, ilişkileriniz paramparça oluyor, işinizi kaybediyorsunuz, şu oluyor, bu oluyor, dolayısıyla ruhsal yolculuğuma başladığım zaman sokakta yürüken nereye gitsem herkes bana güler, bir ‘pub’a veya ‘bar’a girdiğim zaman kahkahalar kopardı, düşünebiliyor musunuz? Ve o zaman, “Arkadaş, eğer spiritüellik buysa eksik olsun, böyle birşey olamaz!” diye düşündüğümü hatırlıyorum. 

Oysa olan şuydu: eski enerji halim, yani titreşim durumum değişiyordu, çünkü yaşamakta olduğum değişim ile, yerini yeniye bıraktığı için eski enerji halim çöküyordu. Tam bir kabus olarak yaşadığım deneyimim çöken eski yapıydı, ama böylece de ortaya yeni bir yapı çıkıyordu. Şimdi şöyle bir soru soruyorum: Şimdi yaşamakta olduğumuz bütün bu durumda kollektif olarak, kim kimi kontrol altında tutuyor? Kollektif olarak ne oluyor? Sistem çöküyor. Peki çökmekte olan bu sistem nedir? Bu, nesillerden beri insanları köle etmiş olan sistemdir. Eğer bu sistem çökmezse, alternatif bir sistemin yaratılması teşebbüsleri de yıkılacaktır. 

Eğer bilginin bu seviyesinde iseniz şöyle açıklayabilirim; şu anda deneyimlemekte olduğumuz şey; zihinsel hapishanemizin “çökme hali”dir. Zihinsel hapishanemizin demir parmaklıkları yıkılırken hücremizde oturup; “Hayır, bu demir parmaklıklar yeniden çıkıp, daha da sağlamlaşana kadar ben burada kendi rahat bölgemde oturmayı tercih ediyorum” da diyebiliriz. Ya da demir parmaklıklar yıkılınca “Zihnim artık özgür, artık kukla kişilerin; “Çözüm bu, ya da şu!” laflarına karnım tok. Onlar çözüm falan üretmiyorlar, zaten niyetleri de o değil, bu nedenle çözümü bizim üretmemiz lazım!” da diyebiliriz. Sistemin bizi köle etmesine nasıl izin vermiş oluyoruz biliyor musunuz? Biz insanları birbirimize bölen, kendi aramızda yaratılmış olan ‘fay hatları’nı destekleyerek izin vermiş oluyoruz. Oysa biz buna izin vermezsek, sistem ayakta kalamaz, çünkü onu bir arada ve tepemizde tutan biziz! 

Yıllarca önce 80’li yıllarda, BBC Televizyonu’nda çalışırken, Larry Grayson adlı bir komedyen vardı. 90’lı yılların başında öldü. Londra’da katılmış olduğum, Covent Garden’daki cenaze töreninde, başka bir İngiliz komedyen olan Richie onun hakkında bir konuşma yapmış, yıllarca önce Larry Grayson’ın kendisine anlatmış olduğu bir anıyı aktarmıştı. 

Larry, İngiltere’de sadece erkek oyuncuların yer aldığı bir turneye çıkmış. Oyunun son bölümünde, bütün erkek oyuncular denizci kıyafeti giymiş, sahnede “Rule Brittania!”(İngiltere’yi yönet!) adlı şarkı söyleniyor, finale doğru müzik iyice coşarken hepsi birbirlerinin omuzlarına çıkıp sahnede bir piramit oluşturuyorlarmış. Sonra da elinde kılıcı, mızrağı ve uzun elbisesiyle, bir kadın olarak temsil edilen “Brittania” rolündeki Larry Grayson sahneye geliyor, final sahnesi için piramidin en tepesine çıkarılıyormuş. Bir gece, aynı gösteri, aynı şekilde devam ederken, piramidi sırtında taşıyanlardan en alt köşede yer almış olan bir denizciyi öksürük tutmuş. Adam gittikçe daha çok öksürmeye başlayınca, artık sırtında kimseyi tutamaz olmuş ve piramitten ayrılmış. Tabii ki bunun üzerine en tepede bulunan Larry Garyson birdenbire kendisini aşağıda bulmuş, çünkü ortada piramit falan kalmamış, sahnede herkes bir yana dağılmış. 

Larry Grayson’ın hikayesini sembolik olarak düşünülecek olursa; bir piramit çöktüğü zaman tepedeki ‘tepe taşı’ kalmıyor, hepsi çöküyor, çünkü üsttekileri orada tutan alttakiler oluyor. Dünyadaki bütün sistemler aynı. Ivır zıvır toplumu, ıvır zıvırı kontrol altında tuttuğunu sanıyor, oysa asıl ıvır zıvırlar insanları kontrol altında tutuyor. Ya da Ivır zıvıra sahip olma hırsı diyebiliriz. Sistem bu yolla insanları esir almamış olsaydı, şimdi tamamen farklı bir alemde yaşıyor olurduk. Hiç kimse, biz izin vermezsek bizi kontrol altında tutamaz. Çocuklarımız, torunlarımız, buna bir son verme fırsatı varken neden vermediğimizi sorarlarsa onlara ne deriz? Çocukları bu soruyu sordukları zaman gözlerini başka tarafa çevirecek olan çok kişi var. Hala bu soruya cevap vermemek için zamanımız var, ama tabii ebediyen sürmeyecek. Neticede bir çatal ağzındayız. 

Hani derler ya; “Ararsan bulursun ”. Aslında aramaya gerek yok. Biz ‘Sonsuz Bilinç’iz. Engelleri aşmalıyız. Kendimizi hala adımız, bedenimiz, işimiz, sosyal konumumuz v.s. olarak tanımlıyoruz. Bütün bu kimlik kalkarsa geriye ne kalır? Tabii ki ‘Bilinç’... Çünkü asıl doğal halimiz ‘bilinç’... 

Bir benzetme yapacak olursak, bir su tankının içinde suyun üzerinde duran bir top düşünün. Topun doğal hali, suyun üzerinde durmasıdır. Topu zorla suya batırırsanız ne olur? İstediğiniz kadar batırmaya çalışın, elinizden kaçtığı anda havaya zıplar ve tekrar suyun üzerinde durmaya başlar. İçi hava dolu olduğu için, onun doğal hali odur. Bizim doğal halimiz de ‘bilinç’... İşte bu yüzden ısrarla, sürekli olarak, manipüle ediliyoruz. Sembolik olarak durumumuz tıpkı, içi hava dolu topun suyun dibinde tutulmaya çalışılmasına benziyor. Topu bırakamıyorlar, çünkü bıraktıkları anda zum! Doğal halimize dönüveririz, sistem de hapı yutar! Dolayısıyla ‘bilinç’i bulmamıza gerek yok, biz zaten kendimiz ‘bilinç’iz. Sadece bizi farkındalığımızdan ayıran illüzyonları ve titreşimsel engelleri aşmamız lazım. 

Son olarak şunu belirtmek istiyorum; sürekli olarak duyuyorum, şöyle diyorlar; ‘Bilgi güçtür”. Hayır, bilgi güç değil, bilginin kullanılması güçtür. Hiçbirşey yapmayan insanları gayet iyi anlıyorum, çünkü neler olduğuna dair tamamen habersiz durumdalar ve yapılacak birşeyler olduğunu hissetmiyorlar bile. Ama neler olduğuna dair belirli bir farkındalık içerisinde olup da bunun sonuçlarının neler olabileceğini az çok kestirebilenler, seyirci kalıp hiçbirşey yapmadıkları gibi, bir de üstüne, araştıranları, birşeyler yapmaya çalışanlarla alay edip köstekliyorlar. Bunu çok kınıyorum. Çocukları onlara; “Anne, baba? Bütün bunlar olurken siz ne yapıyordunuz?” diye sordukları zaman onların yerinde olmak istemezdim doğrusu. Daha önce de belirtmiş olduğum gibi; “Artık biraz büyümemiz lazım, hatta biraz da bunu hızla yapmamız gerekiyor, çünkü artık buralar olgunluktan hala nasibini alamamış olanlara göre değil.”


1 yorum:

Paylaşım